YAĞLI GÜREŞİMİZ

               Kırkpınar güreşleri, Türk'lerin Rumeli'ye ayak basmalarıyla başladı. ŞehzadeSüleyman Paşa (1316-1359). Rumeli Fatihi olarak anılan Osmanlı Başkomutanı Rumeli yakasına ilk ayak basan ve oralarda elde ettiği fatihlerle şanlanan bir askerdi ki, Kırkpınar'm destanlara karışmış tarihinde Süleyman Paşa'dan sözetmemek imkansızdır.

Nilüfer Hatunla, Orhan Gazi'nin büyük oğulları olan Süleyman Paşa, 1. Murat'ın ağabeyiydi. Orhan Gazi, 1324 yılında tahta geçince Süleyman Paşa da veliaht oldu. Tam 35 yıl bu makamda kaldı. Orhan Gazi, bir süre sonra da oğlunu başkomutan yaptı, bu görevi ondan hiçbir zaman almadı.Şehzade Süleyman Paşa, ilk defa 1349'da Bizans'a yardım etmek üzere, 20.000 kişilik bir Türk ordusunun başında Rumeli'ye geçti. Yanında 22 savaş gemisi vardı. Sırplafın almak üzere oldukları Selanik'! bağlaşık Türk-Bizans ordusu kurtardı.

            1352'de 10.000 kişilik bir Türk birliği geri Rumeli'ye geçti. Dimetoka'da Sırplarla Bulgarlar1! yendi. Bu bölgeyi Bizans'a verdi. Türk askeri Balkanlarda büyük hayranlık uyandırdı. Süleyman Paşa, durumun iyice olgunlaştığını görünce, 13541e büyük teşebbüsüne başladı. Az ama, pek seçkin bir kuvvetle Çanakkale Boğazı'nı geçip Gelibolu Yarımadası'nı çıktı. Türkler, ilk defa fatih sıfatıyla Avrupa topraklanna ayak basmış oldular.

Süleyman Paşa'nın fetihlerinde kardeşi Murat Bey (I. Murat) da katılıyordu. 1357de Lüleburgaz'la Çorlu'yu Murat Bey aldı. Böylece Gelibolu Yarımadası gibi çok stratejik bir bölge tamamen alınmış, Çanakkale Boğazı'nın iki yakası da ele geçirilmiş oluyordu. Bizans, artık, güneyden, doğudan olduğu gibi batıdan da çevrilmişti.

Süleyman Paşa, taşlık bir bölgede avlanırken atının ayağı kayınca düştü, başını taşa çarparak öldü. Bolayır'a gömüldü ama, büyük bir askeri komutan olduğu kadar Türk güresine yaptığı hizmetleriyle de ölümsüz kahramanlar arasına karıştı.Rumeli'de ilk defa Süleyman Paşa'nın komutasındaki Türk askerleri güreştiler. Türk askeri ilk defa 1349 tarihinde Rumeli'ye ayak bastığına göre, Kırkpmarm bu yıl 637. si düzenlenecek demektir. Ne var ki, bu tarih, her nedende 625 olarak belirtilmektedir (1986).

            1349'larda Sırpların işgaline son vermek üzere Selanik'e doğru yol alan Türk askerleri, bir Hıdırellez günü Edirne yakınlarındaki ahir Köy'de konaklar. Pehlivanlık, Türklerde hem bir gelenek, hem de savaş hazırlıkları olduğundan kırk yiğit, 1349 yılının Hıdıreltezi'nde güreşe başlar. Güneş batarken kapışmalara son verilince, bu kırk yiğit de bulundukları yere düşerek son nefeslerini vermişler. Şehit oldukları yere de gömülmüşler. Ertesi gün bir de bakmışlar ki her yiğidin can verdiği yerde bir pınar fışkırmış. Bunun üzerine oraya (Kırkpınar) adı verilmiş ve her yıl Hıdırellez'de burada toplanarak güreşmek adeti yerleşmiş.

Biz Türklerin yaşantılarında "Kırk-Yiğit", "Kırk-lncekız" ve "Kırklar önemli yer alır.

Türk hanlarının yanında, onun emirlerini uygulamak için "Kırk Yiğit", eşi hatunun yanında da hizmetini görmek için "Kırk-Ince-Kız" bulunurdu.

Bilindiği gibi "kırk" kelimesi, aynı zamanda Türkçemizde çokluk belirtisidir. Kırkpınar, Kırkağaç, Kırkküp, Kırkının da Kulpu Kınk Küp, Sarmısağı Gelin Etmişler Kırk Gün Kokusu Çıkmamış, Kırkharamiler, Kırkayak (çpkayak) ve Kırk Gün Kırk Gece gibi tabirler, dilimize yerleşmiş deyimlerdir. Kırkpınar kelimesinde bir çokluk belirtisi olduğunun sezilmesine rağmen, "Kırklar" aynı zamanda "Azizler" anlamına da gelmektedir. Unutulan eski tabirlerden "Kırklara kanşmak", Evliyalar arasına girmek manasınadır.

Kırkpınarda yapılan güreşlerin ulviliği, burada son nefeslerini verinceye kadar güreşenlerin şehit düşerek ölmezler arasında yer almaları, dolayısı ite "Kırklar Pınarı" veya o yörede çok sayıda suyun akmakta olduğunu vurgulamak için, aynı zamanda "Çeşme" anlamına gelen "Pınar" kelimesinin kullanılarak

"Kırkpmar" olarak adlandırılmış olduğunu düşünebiliriz. Her ne olursa olsun, Süleyman Paşa'nın komutasında Rumeli'ye ayak basan ilk Türkler arasında yer alan yiğitlerin, hiç bir şekilde anlaşmalı güreşe yanaşmadan, ölünceye kadar güçlerini denemeleri, birbirlerine denk bu yiğitlerin emsalsiz bir mücadeleden sonra son nefeslerini vermeleri, onların birer güreş şehidi olduklarının bir işaretidir.

                1959 yılında Kırkpmar dolayısı ile ilk defa Edirne'ye vardığımızda "Yeşil Meriç Oteli"nin bahçesinde yatmış, sabaha kadar da sivrisinek vızıltısından uyuyamamıştık. Bugünkü Şehir Kulübû'nün karşısında bulunan "Yeşil Meriç Oteli" o yıllarda herhalde Edirne'deki tek doğru dürüst konaklama yeriydi? Mehmet Faruk Gûrtunca'nın çıkardığı gazetede çalışmakta olan Murat Turgu adlı meslekdaşımızın yadımlarıyla kendimize Yeşil Meriç'te, bahçede bile olsa bir yer bulabilmiş olmamız, büyük mutkjluktu. Bazı arkadaşlar, talebe yurtlannla, kimileri de eşdost divanına konuk oldular.

Yeşil Meriç Oteli'nin girişinde her saat başı kilise çanı gibi vuran kocaman bir saat, bu saatin altında da seksen-seksen beş yaşlarında bir ihtiyar katip olarak duruyordu. Kırkpmar dolayısı ile hemen hemen her ilden Edirne'ye akın eden meraklıları doyurabilmek, onların hepsine yatacak yer temin etmek büyük organizasyon işiydi. Yıllarca ihmal edilmiş olan Edirne, o yıllarda bu işin üstesinden gelememekteydi.

Sanıyoruz şehrin en namlı lokantası "Zararlılar" denilen yerdi. Güreşlerden sonra bu lokantanın önünde muazzam bir kuyruk oluşur, ahçıbaşı kalabalıktan olacak, çoğu zaman dolma biberleri tabaklara parmaklanyla yerleştirirdi.

Zamanla günden güne gelişen Edirne'de bugün pekçok otel bulunmasına rağmen, yine de ihtiyaca kafi gelmemektedir. Güreşi çok seven, bu yüzden işi-gücü bırakıp Edirne'ye koşan güreşseverler, çoğu zaman Selimiye Camii'sinde gecelemektedirler. Belediye hoparlörle çeşitli anonslar yaptırarak, kalacak yer bulamayanların camiilerde geceteyebileceklerini duyurmakta, aynı zamanda bir panayır halinde devam eden eğlenceler sabaha kadar sürdüğünden geceyarısından sonra konaklamak için camütere doluşanlar, sabah ezanı ile yeniden ayaklanıp SarayicJ'ne koşmaktadırlar.

                Sarayiiçinde 1959'larda çok çok 10.000 seyircilik portatif tribünlere sıra sıra dizilmiş sandalyelerde oturarak müsabakaları seyretmek kabildi. Şehirden faytonla Sarayiçi'ne doğru inerken göğe toz bulutu tabakası yükselir, pehlivanlar kendilerine otel bulamadıkları gibi yıkanacak su da temin edemezlerdi. Müsabakaları tamamlanan pehlivanlar, SarayiçJ'nin çevresinden akan Tunca'nın kollarında suya girer, elbette yeşilimsi bu suda yıkandıklarını sanır, aslında daha da kirlen!rlerdi. Çevre alabildiğine kalabalık olduğundan nehirde yıkanan pehlivanlar, soyunup giyinmede de büyük zorluk çekerlerdi. Bir yarımada görünüşünde olan bu bölgede "beş halka yirmi beş" diye bağırarak halkasatanlar, sigaralara halkaların birini geçirerek bir paket sigara kazananlar, yılan oynatanlar, Cemalin üç dönüş, iki göbekten sora dönüp iskemlesine oturan dansöz kızları görülecek yerlerdi. Cemal'in pavyonu bugün de Kırkpınar güreşlerinden bir iki hafta önce Sarayiçi'ne kurulur. Çevirmeciter, kuzudan ziyade oğlak pişirip, elleriyle parçalayıp ekmekicj yapar veya sıcak etleri tabaklara koyup servise geçerler. Çevirmedleıde bira, rakı gibi alkollü içkilerde satılır. Güreşlerin ağır gidişinden şikayetçi olanlar, bunalanlar, felekten bir gün çalmak isteyenler, karınlan acıkanlar, çevirmecilere dolarlar. Burada güreşlerden sözedilir, içilir, yenilir, eğlenilir, biryandan da Başpehlivanlık kapışmalannın heyecanı bastırılır.

Sarayiçi'ne birgünde girip çıkanların sayılarının ortalama 100.000'i bulduğu sanılmaktadır. Kırkpınar güreşleri sırasında çoluk-çocuk Edirnelilerin yanında Edirne'nin civar köylerinde oturanlar, Babaeskili'ler, Çorlulular, Tekirdağlı'lar, bütün Trakyalılar, bu yarımadaya dolarlar.

Çevirmecilerin kulübelerinin arka taraflarında Tunca'ya doğru ufak su dökerek ihtiyaçlarını giderenler, yıllarca tuvalet konusunda büyük sıkıntılar çektiler. Özellikle çoluk-çocuk, kadınlar buralarda adeta perişan oldular. Buna rağmen Sarayiçi'ne gelmekten kendilerini alamayıp, güreş günleri bu yanmadaya dolarak, piknik alışkanlıklarını sürdürdüler.

Edime Belediyesi, geçen yıllarla birlikte imkanları oranında Sarayiçi'ne yatırımda bulundu, tuvaletler çoğaltıldı, sporseverler için geniş tribünler inşa ettirildi, pehlivanlar için soyunup giyinme odaları ve sıcak sulu duşlar yaptırıldı.

Sarayiçi yakınlarındaki Tavuk Ormanı" pehivanlann yıllarca idman yaptıktan bir bölgeydi. Burası da portatif çayhaneler, köfteciler ve yiyeceklerini yanlarında getiren ailelerle dolup taşardı. Durum yine aynıdır. Kırkpınar Ağaları da geleneksel yemeklerini "Tavuk Ormanfnda verirler. Edime Belediye Başkanı Hamdi Sedefçi, buraya bir Ağa kköşkü yaptırdı.

Sarayiçi Meydada pehlivanlar kozlarını paylaşırlarken, tribünlerin dışında da hayat alabildiğine devam eder. iyne atılsa yere düşmeyecek tabirine tam uygun olarak ortalarda dolaşanlar, bir köşeye, bir çevirmeciye kapağı atıp bağdaş kuranlar, davul-zurnalı meclislerle kendilerinden adeta geçerler. Hiçkimse diğerinin havasına karışmaz, bir masada davul-zuma "Yüksek Tepeler"! vurur, iki masa ilersinde "Alişimin Kaşları Ka'are", bir iki masa sonrasında da "Atmaclini Debreli Hasan" melodileri ortalığı kaplar, kalkıp oynayanlar, çengi oynatanlar birbirlerinin havasına karışmaz, hem demlenir, hem eğlenirler. Yıllar önce Sarayiçi eğlencelerinde davul-zuma baş enstrüman arasında yer alırken zamanla klarnet ve keman da buralara yerleşmiş, eski şarkılar, türküler, pek bilinmez, söylenmez olmuştur. Bugünkü müzisyenlerin çalmakta zorluk çektikleri, hatta pek çoğunun bilmediği şarkılardan biri de "Naciyem'dir.

"Sana da Yaptırayım Naciyem Aman, Fildişi Saray, Fildişi Saray, Tara da Kahküllerini Naciyem Aman bir Yana Bırak. Senin de Sevdiceğin Naciyem Aman,

Buradan Irak Buradan Irak, Göğsü de Çatma Düğmeli Natiyem Aman, Sen Kime Yandın" sözlerinden ibaret olan ve nakaratlarla söylenen bu şarkıda yol gösteren olursa esmer müzisyenler, derhal melodiyi kaparlar. Bu konudaki ustalıkları da onlann asla tartışılmaz.

Biz, 1959'larda Sarayiçi'nde Arpacı Nimet, Yorgi Kaçamakoğlu'yla birlikte, modern Koca Yusuf, Tekirdağlı Hüseyin'in bir oturuşta bir kuzuyu yiyip bitirdiğini gördük.

Velhasıl, Kırkpınar güreşleri kadar Sarayiçi yarımadasında cereyan eden eğlenceler, yağmurlu havalar hariç, sabahlara kadar sürer, taksiler Edirne'nin merkezinden buralara vızır-vızır işleyip durur.

Sarayiçi'nde eğlenen halka biraz göz gezdirdikten sonra Er Meydanı'na girelim.

Eski pehlivanlar, elbette başpehlivanlar, pehlivanlar kapısından Er Meydanı'na parasız alınır, kendilerine ayrılan yere kurulurlar. O hengamede, hele günlerden cumartesi veya pazarsa Er Meydanı'na girebilmek için bilet bulmak mümkün değildir.

Yağlı güreş, Türk'ün öz güreşidir ve bu meydana girerken insanın kalbi gümbür-gümbür atar.

Geçmişle ilgili pekçok şeyi, genellikle kültüre dayanan alışkanlık ve temelleri Yunan'a dayama alışkanlığında olan Avrupalının tesirleri bizim yazarlarımızın bazılarına da geçmiş ve bu kapışmanın bize Yunan'dan miras kaldığı iddiaları bazı eserlere kaydedilmiştir.

Homer'in llyada ve Oduseus'ünden bellediğimize göre elbette o çağlardaki pekçok kavimlar gibi Yunanlılar da güreşiyorlardı. Ancak, Homer, gözleri görmediği halde maviyi en iyi şekilde tarif eden Anadolu doğumlu bu ozan, güreşçilerin kum üzerinde kozlannı paylaştıklarını yazar.

Hem bu güreş öylesine bizimdir ki, antik olimpiyat oyunlarında meydana çıkan güreşçiler, çırılçıplak mücadele ederlerken, bizde pehlivanların dizkapaklarmın üstünden göbeklerinin altına kadar olan bölüm kısbetle kapatılır. Cazgır, Allah Allah illallah" diye güreş açar, davul-zuma cenk havalarını vurur, pehlivanların helalleşmeleri, birbirlerine başarı dilemeleri, herşeyi ve herşeyi ile yağlı güreş, Türk'ün öz sporiarındandır.

Pehlivanlar ve sporseverlerden kalabalık bir grup, cuma sabahı Edime Belediyesi önünde toplanmış, bando eşliğinde Atatürk'ün kabrine çelenk konarak istiklal Marşı okunmuş, Pehlivanların Pirlerinden Şeyh Cemalettin'te, Adalı Halil ve Kara Emin'in kabirleri ziyaret edilmiş, ruhlarına birer fatiha gönderilmiş, öğle namazını takiben de Selimiye Camii'nde mevlit okutturulmuşlar. Biz, meydana girerken, pehlivanlar sıra sıra dizilmiş, geçit töreninin başlamasını beklemektedirler. Bir yıl öncesinin başpehlivanı, göndere

7

Türk Bayrağı'nı istiklal Marşı'nın eşliğinde çekecek, pehlivanlar Er Meydam'nda bir tur atacak ve en küçük boylardaki güreşçiler meydana salınacaklardır.

Cazgır (salavatçı), geleneksel törenlerden sonra pehlivan sofrasını açacaktır. Kulak verip dinleyelim, hiç pişman olmayacağız:

                Güreşleri takdim eden cazgır, duasını bitirdikten sonra eşlendirilmiş olan pehlivanlar peşreve başlarlar. Kırkpınar'da en küçük boy, (teşvik-tozkoparan)'dır.

                Peşrev, güreşe başlamadan önce yapılan bir tür ısınma hareketleri olmakla beraber, son derece değerli anlamlar taşır. Pehlivanlar sıra halinde ağır adımlarla ileriye doğru süzülürken, hızlanıp, çırpınır, seyircileri selamlarlar. Bu selam, yere doğru yapılan temanna ile olur. Rakipler daha sonra yaklaşıp birbirlerinin topuklarını elleyip ellerini başlanna kadar getirirler. Bunun bizlere intikal eden manası "senin pehlivanlığın o kadar büyük ve başımın üstündedir ki ben senin ayağının türabı olamam" şeklindedir. Yine bu peşrev hareketlerinde Allah'a hamdetmek, rakibi belinden sarıp hafifçe ayağını yerden keserek (tartarak) sırt sıvayıp basanlar dilemek gibi anlamlar taşıyanları da vardır.

Yağlı güreşin, mertçe kapışmaların ruhu peşrevdir. Bunu gözönûne alan hakem kurulu, her yıl en iyi peşrev yapan güreşçiyi ödüllendirir. Buna sebep, sporcuları peşreve özendirmektir.

Peşrev yaparken nara atılmaz. Güneş altında ışıl-ışıl parlayan pehlivanlar, bacaklanndaki kısbetle sanki derinden zırh giymiş gibi daha da heybetteşirter. Bu hareketler sırasında kendilerini kaybederek "Hayda bre maşallah" gibi bağıran seyircilere rastlanır. Artık, güreşten ve güreşçilere ait konuşmalardan başka her türlü sesler kesilir ve pehlivanlar, melekleriyle başbaşa kalarak kozlannı paylaşmağa çalışırlar.

                Türkiye'mizde en mükemmel kısbet ustası olarak Bigalı irfan Şahin tanınmaktadır, irfan Şahin, kısbet yapmayı ustası Memduhtan öğrenmiştir. Bizim çocukluğumuzda Çarşıkapılı Hidayet Usta, kısbetcjlerin en namlılarından olanıydı. Hidayet usta güreşi çok sever, her Kırkpmar'a gelir, zayıf, kara-kuru bir kişiydi. Gayet iyi ayakkabıcı ustası olmasına rağmen o kısbet diker, bunları da Çarşıkapfdaki hanın kapısına asardı. Hidayet Usta'nm dükkanı, Yahya Kemal Külliyesi'nin tam karşısında, geniş kapılı hanın içindeydi. 1959-1965 yılları arasında Tercüman Gazetesi adına kendisinden bir hayli kısbet alıp, Kırkpınar'da pehlivanlara dağıtmıştık, iyi pehlivan olacaklarını daha o yıllarda belli eden Bandırmalı Sabri Acar, Göneni! Kara Hüseyin'in oğlu Yaman inanç, Vizeli Şaban Filiz ve Adapazarlı Albay Kardeş, bizden kısbet kazanan sporcular arasındaydılar.

               Yağlı güreş yapan sporcunun malzemesi, dana, malak veya manda derisinden yapılmış işte bu kısbettir. Kısbetin bel kısmı hemen hemen dört parmak genişliğinde ve kalın olur. iç bölümünü daha da kalınlaştıran pehlivanlara raslanır. Bunun içinden uçkur yerine kalıp ip geçirilir. Bu bölüme "kasnak" denir. Kısbetin diz kapağının altına gelen bölüme "paça" denir. Paça ile etin arasına "paçabend" tabir edilen keçe konur, deri keçenin üzerine çekilir. Bunun da üzeri sicimle bağlanır. Paçanın böylesine sıkı bağlanmasının sebebi bu kısımdan çok oyun çıkmasından dolayıdır. Parmakların paçaya geçmemesi için paça bağlamak çok önemlidir. Yağlı güreşte paçayı kaptıran pehlivanlaıa boyunduruk vurma hakkının tanınması buradan gelir. Pehlivan, paçayı bırakınca usul gereği kollarını yana açarak paçayı bıraktığını ilan eder ve o zaman da boyunduruğun çözülmesi icabeder. Paçası bırakıldığı halde rakibine vurduğu boyunduruğu çözmeyen pehlivan iyi karşılanmaz. Aynı zamanda kule ve meydan hakemlerince müsabaka durdurulur, boyunduruk çözdürülür.

            Kısbet, Kur'an-ı Kerimin hükümlerine göre, erkeklerin göbekle dizler arasında kalan kısımları mahrem olduğundan bu bölümleri örtecek şekilde yapılır. Kısbet, iki bölümdür. Mayonun altı gibi vücudu saran kısım ve paça olmak üzere ikiye ayrılan bu yağlı güreş malzemesinin üst tarafı üç kat deridendir. Arasına da ince kösele konur. Beli saran bölüme "kasnak" veya "paşkavz"denir. Burada beli sarması için kısbete "urgan", kalın ip takılmıştır. Urganla sıkılan kısbetin kasnağından oyun almak, pehlivanı zaptetmek güçtür. Paçalar, baldırlara kadar tek kat deriden yapılır. Baldırı saran "şiraze" kısmı, çift kat deridir ve burayı

            bağlamak için "keçebencTler sarılır. Bir de mayo bölümü deriden, paçaları branda bezinden yapılmış bir tür kısbet vardır ki, buna "pırpıt" denir. Okkasız pehlivanlar hafif olduklarından keçi derisinden yapılma "pırpıtı" tercih ederler. Ancak, Kırkpınar'da pırpıt, branda bezi veya kottan yapılma kısbetle güreşmek yasak olmasına rağmen, son yıllarda buna da izin verildiği görülmektedir.

           Geçmiş yıllarda bir pehlivanın kısbet giymesi önemi olay sayılır ve bunun için tören yapılırdı. Pehlivanlıkta pişmeyen güreşçilerin kısbet giymeğe hakları olamazdı. Bir genç pehlivanın ne zaman kısbet giyeceğini ustası tayin ederdi. Kısbet giyme töreni sırasında eski pehlivanlar, seyirciler, pehlivanın hısım-akrabası da bulunurdu. Genç pehlivan, ustasının ve diğer yaşlı sporcuların ellerini öper, bir akranlarıyla da gösteri güreşi yapardı. Bu tören sırasında misafirleri genç pehlivanın ailesi ağırlardı. Törelere göre kısbet ayağa geçirilmeden önce iki rekat namaz kılınırdı. Pehlivanlardan biri Hazreti Hamza'nın ruhuna "fatiha" okurdu. Kısbet giyilirken, besmele çekilir, kısbetin kasnak tarafı öpülür, alna konur, önce sağ, sonra sol paçadan kısbet ayağa geçirilirdi. Yine törelere göre kısbet giyme töreninde yağ kazanının veya ibriğinin içine bir miktar gülsuyu dökülürdü. ,

            Eski pehlivanlar genellikle "manda derisinden" yapılma kısbet giyerlerdi. Koca Yusuf, Kurtdereli, Adalı Halil, Kara Ahmet gibi tanınmış pehlivanlardan önce ve bu kuşağa kadar kısbet için manda derisi daha makbuldü. Manda derisinden yapılmış bir kısbet yağı çekince oniki-onüç kilo kadar olurdu. 1963 yılından itibaren manda derisinden yapılma kısbet giyme alışkanlığı ortadan kalkmış, dana derisinden mamul ve vidala denilen deriden meydana getirilen kısbetler revaç bulur olmuştur. Bunun önemli sebeplerinden biri kiloları yüzyirmiyi aşan pehlivan neslinin azalmış,hatta tamamen ortadan kalkmış olmasıdır. Vidalardan yapılma bir başpehlivan kısbeti yağlandığında üç kilo kadar çekmektedir.Böylece pehlivanlar müsabakalarını da daha rahat atmaktadırlar. Çünkü, karşılarında devasa kuvvete sahip bir rakip olmayacağına göre oniki-onüç kiloluk manda derisinden yapılma kısbet yaptırıp giymeğe gerek kalmamıştır. Bir kısbette tam elli beş mere el dikişi bulunur. Bir kısbet, otuzbeş kırk parçadan meydana gelir. Dikişi, "biz" denilen bir iyne ile yapılır. Kesim işine önce paçalardan başlanır. Ismarlanan beden numarasına göre kesilen parçalar, sonra "çirişle yapıştırılır. Bugün "çirişin yerine Japon yapıştırıcılarını tercih eden ustalar olabilir? Çirişle yapıştırılan parçalar kalıplanır. Kalıp muamelesi iki-üç saat kadar sürer, daha sonra dikişe geçilir. Bazı pehlivanlar kısbetlerinin arkasına kendi adlarını yazdırırlar. Kısbetinin arkasına "ayna koyan ve "aynalı pehlivan" olarak anılan sporcular da görülmüştür. Yağlı güreşin en önemli malzemesi olan ktsbetin bir numaralı düşmanı "su"dur. Müsabakalardan sonra "zembiT'e yerleştirilecek olan kısbetlerin mutlaka temizlenerek yenidenr yağlanması gerekir.

                Kısbet muhafazasına "zembil" denir. Zembil, sazdan örülü bir tür torbadır. Zembil elde bir yöreden diğerine giden bir pehlivan, bir güreş kovalamakta olduğunu veya bir güreşten geldiğini işaret etmiş olurdu. Sadece güreş kovalayan ve başka  sanatı bulunmayan  aynca çiftçilik de yapmadığı gibimüsabakalarda ödül temin edemeyecek kadar pehlivanlıkları bulunmayanları yermek için "Atın aptalı rahvan, insanın aptalı pehlivan" tabiri söylenir olmuştur.Büyük pehlivanların zembillerini yanlarındaki çırakları taşırlardı. "Zembili duvara asmak" tabiri güreşe vedaya işaretti. Kendilerinde pehlivanlık izleri görülmeyen gençlere ustalan zembillerini taşıtmaz, yanlarına bile almazlardı. Bir çırak, ilerde ustasının ününü yaşatabilecek çapta olmalıydı. Şart buydu. Bir usta kendisine mahsus oyunların ancak çırak olarak seçtiği pehlivanlara belletirdi.Türk güreşinde usta-çırak sistemi asırlar boyu devam edegeten bir töreydi. Koca Yusuf u, Pomak Osman (Pamukçulu Osman veya Kel ismail), Kara Ahmet'i, Hergeleci ibrahim, Hergeleci ibrahim'i, Torlak Deli Hafız. Çolak Molla'yı, Suyolcu Mehmet Pehlivan, Suyolcu Mehmet Pehlivanı Yörük Ali, Kolaylı Hüseyin Yenerl, Hilyazlı OmerPehlivan, Kolaylı Sadık Esen'i, Kolaylı Hüseyin Yener Pehlivan, Adalı Halil'i, Kel Aliço, Kurtdereli'yi Adapazarlı Cinci Hoca ve en nihayet Yaşar Doğu'yu da Samsunlu Sami Aker yetiştirmişlerdir.

            Güreşimizde usta-çırak geleneği önemini kaybedince büyük pehlivanlar yetişmez olmuştur. Karamürselli Aydın Demiri izmirli Göçmen Kara Ali, Denizlili Hüseyin Çokal'ı, Denizlili Hasan Güngör, Ordulu Mustafa Bük'ü de Adapazarlı Zülküf Karabulut (Aykus) yetiştirmişlerdir. Manisalı "Dünya güzeli" Kel Hüseyin, güreş yaptığı yimi yıl zarfında kırka yakın gence yağlı güreşi belleterek son yıllarda en çok çırak yetiştiren pehlivan olmuştur.Adapazarlı Zülküf Karabulut'u n çırağı Ordulu Mustafa Bük Kırkpınar"da üst-üste başpehlivanlığı elde ederek "altın kemer" kazanan pehlivanlar arasında yer almıştır. Ordulu, vefat edince de ustası onu, Adapazarı Akbalık Köyü'nde toprağa vererek büyük bir mezar yaptırmış, mezar taşına düşülen beyit de tarafımızdan hazırlanmıştır:

Ordulu'nun mermer mezar taşını Topkapı'da yaptırtmiştik. Şimdi hatırlamadığım ve kopyasını da almamış olduğum iki dörtlükten ibaret şiiri mezartaşçıya bırakmıştık. Şiir, taşa oyularak yazılacaktı. Sonradan Zülküf Usta'nın ortak olduğu otobüs yazıhanesinden taşçıya telefon açılmış, mezartaşçı pek fazla okuma yazma bilmediğinden mısralarını birbirine karıştırmıştı. Biz taşı teslim almağa geldiğimizde satır sonlarından bölünen hecelerin tamamen yanlış olduğunu üzülerek gördük ve fazla da vaktimiz olmadığından taşı düzelterek düz boya ile sadece iki satır yazmasını istedik.

Ordulu'dan sonra Aydın Demir de "altın kemer" sahibi oldu. Ordulu çırak yetiştiremedi. Aydın'ın çırağı Kadir Birlik ise halen meydanlarda kısmetini arayan, fazla okkalı olmamakla birlikte iyi bir pehlivandır.

                Yağlı güreşin en önemli özelliklerinden biri kapışmaların müziK eşliğinde ve dua ile yapılmakta olmasıdır. Pehlivanları meydana salan, salavatçı veya cazgır denilen spiker, sporcuları doğum yerleri veya şöhret buldukları bölgelerin adlarını başta söyleyerek anarak takdim ettikten sonra mutlaka dua eder. Bu dua yörelere göre değişir.

Yakutça "çaskır" acı ses, feryat, çiğlik anlamına gelen cazgır'a, bazı bölgelerde "okuyucu"da derler. Cazgır, müsabakalardan önce pehlivanların menkıbelerini okur, oyunlarını söyler, dualarını yapar ve pehlivanları birer birer isimleriyle halka taktim eder.

Adapazarlı Şirin Mustafa, çırağı Şükrü Kayabaş Dûzceli "Manav" "Osman" son çeyrek asır zarfında Kırkpınar'da cazgırlık yapan kişilerdir.

Pehlivanlıkta olduğu gibi cazgırlıkta da usta-çırak geleneği vardır. Şirin, çırağını yetiştirmiş, Adapazarı'nda bir bakımevinde günlerini doldurmağa başlamıştı. Şimdi çırak yetiştirme sırası Şükrü Kayabaş'a gelmiş bulunmaktadır.

                Pehlivanların eşlendirmesinde o yıl çeşitli bölgelerde yapılan kapışmalarda elde etmiş oldukları dereceler gözönünde bulundurulur. Bazıları güreşçilerin bir boy yukarda görüşmekten kaçınarak bir alt boya soyundukları görülür. Bazıları da "Boğulursan büyük suda boğul" tabirine uygun olarak "ille de baş" deyip tuttururlar. Bu durumlarda meydan hakemleri olaya el koyarlar. Er Meydanı'nı kontrol altına alan ve yenme-yenilme olaylarını kule hakemlerine bildiren, yasak oyunları uygulayanları ayrıca ikaz eden meydan hakemleri, Kırkpınar güreşlerini tertipleyen kurulca eski pehlivanlar arasından seçilir. Bunların bazıları kapışmalar sırasında kendi bölgelerini temsil eden pehlivanları belli etmeden kollamak hevesine kapılırlar, bu türlü hallerde de müsabakaları kuleden takip etmekte olan hakemler olaya müdahale ederler.

Kırkpınar'da bir yıl önce bir büyük boya soyunan bir pehlivan, şayet o yıl katıldığı boyda birincilik elde etmişse, ertesi yıl bir üst boyda güreşmek mecburiyetindedir. Boy birincisi, ne bir küçük boya, ne aynı boya katılır. Bu sporcular ancak bir büyük boyda kolbağlamak zorundadırlar. Ne var ki, her saniye Kırkpınar'da keyfi hareketler yapılmaktadır. Başa soyunan ve bir netice elde edemeyen bazı pehlivanlar, daha sonra kule hakemleri kararı ile başaltına alınmışlardır. Kırkpınafın törelerinde bu türlü kararlar asla yoktur.

Ayak, deste, orta, başaltı ve baş olmak üzere, kilo, yaş ve teknikleriyle bir yıl önceki ve o mevsim elde enikleri başarılara göre sıralanan sporcular, böylece eşlenmiş olurlar. Kırkpınar kule hakemleri, geleneksel eşlendirme yöntemi yerine, "kura ile" de eşlendirme yolunu seçmektedir. Bu karar ve vebal, onlarındır. Kırkpınar'da ayaktan başlayıp başa kadar güreşmiş pekçok pehlivan vardır. Bunların arasında Zülküf karabulut'la, daima temizpak gezen Manisalı Niyazi Güreşeni sayabiliriz.

                Er Meydanı Sarayiçi'ne biz girdiğimiz zaman panayır alabildiğine sürmekteydi. Çevirmeciler, davul, zurna ekipleri, çay, kahve, kaset, fındık, fıstık satanlar ve piknik yapanlar, Cemalin çadırında dansöz göbeği izleyenler, atom patlatan makinalarda kuvvetlerini deneyenler, bir paket sigara kazanabilmek için halka atanlar, yılan oynatanlar: "buz gibi gazoz" diye bağıranlar aynı şekilde vakit geçirmekteydiler. Fakat biz bu panayırı bırakıp Er Meydanı'na girdiğimiz için aslapişman olmayacağız. Biz meydana adım attığımızda eşleştirmeler yapılmış, cazgır duasını etmiş, pehlivanlar peşrevlerini tamamlamışlardır.Ancak, bütün bunlardan önce güreş için "yağlanmak" gerekiyordu ve kara kazanın çevresi dolup dolup boşalmıştı:

 

Şimdi Kırkpınar törelerine bir göz atarak "yağlanma'da usulü hatırlamağa çalışalım:

 

Er Meydanfnda güçlerini denemeğe karar vererek soyunup kısbet giyen pehlivanlar, içleri yağ ve su doldurulmuş kazanlarda yağlanırlar. Yağ dokunurken önce sağ elle sol omuza, göğüse, kol ve kısbete yağ sürülür. Sonra sol elle aynı şey yapılır. Pehlivanlar kazan başında birbirlerinin sırtını da yağlarlar. Kapışma sırasında yağlanmak ihtiyacını duyan sporcular, ellerinde ibrikle meydanda dolaşmakta olan "yağcılardan yağ isteyebilirler. Ancak, yağa, beze gitmek için rakibin izin vermesi töreler gereğidir. Müsabaka kızışmışsa ve bir pehlivanın biri zaman çelmek, dinlenmek için yağı, suyu bahane ediyorsa, rakibi haklı olarak buna karşı çıkabilir ve kozunu paylaşmakta olduğu sporcuya izin vermez. Bu hakka sahiptir de.Kırkpınar'da yağ ibrikçisi, su ibrikçisi (sucu), davul ve zurnacı, pehlivanı, ağası, geçmiş günlerde giyim kuşamlarından bir bakışta anlaşılırdı. Zamanla giyim-kuşamda pekçok değişiklikler yapıldı. Meydan hakemleri birara sporcuların giydikleri eşofmanla sahaya çıkar oldular, tetikçilerle bezciler (bezici) de "izci" gibi giyindiler.

 

Kırkpınar'da '"kıran-kırana" güreşler atıldı denildiğinde rakiplerini yenen pehlivanların hiç beklemeden yeniden tutuştukları anlatılmak istenirse tabir yerinde kullanılmış olur. Törelere göre güreşlerin "kıran-kırana" olması icabeder.. Fakat, bu da değiştirilmiştir. Geçmiş yıllarda, diyelim başa on pehlivan soyundu, rakibini ilk yenen, günün ikinci galibi ile karşılaşır ve eşlendirme bu tarzda olurdu. Kel Aliço'larm, Hergeleci ibrahim'lerin ve daha önceki asırlarda da aynı usul uygulanırdı, kıran-kırana güreşler, 1970 yılına kadar sürdü. Bunun da mahzurlu yanları vardı. Favori pehlivan rakibini hemen yenerse onunla karşılaşmak istemeyenler müsabakalarını gereksiz yere uzatırlardı. Bu yüzden her eşlendirme için yeni kuraya gidilmesi usulü uygulanmağa başladı.

Kıran-kırana denilince bazıları, tabirin sert güreşi kasdetmek için kullanıldığını sanır. Yağa, beze gitmeden, ilk yenenle ikinci galibin yeni bir tur için kapışmasına "kıran-kırana" denir. Kırmak, eski Türkçede "yenmek" anlamındadır. "Moskof Ordusunu Azak Kalesi Önünde Kırdık" dendiğinde "yendik" demek istenir. Zamanla "kırmak" kelimesi yerine başka kelimeler kullanılmağa başlanmış, son yıllarda "galibiyefin yerine de "yengi" denir olmuştur.

Davul ve zurna ekipleri er meydanındaki yağ ve su kazanlarının hemen hizasında ve biraz yanda çalışırlar. Kırkpınar'da davul ve zurnacılar, açık arttırma ile bu görevi alırlar. Dünyada yağlı güreş gibi müzikle yapılan spor yarışması yok

denecek kadar azdır. Son yıllarda ritmik timnastikle, buz pateni gibi gösteriler de müzik eşliğinde düzenlenmektedir; Özbekler de yine müzik eşliğinde güreşirler. Davul ve zurnacılar, atalarımızdan bizlere yadigar kalan pehlivanlık ve cenk havalan ite, hem seyircileri hem de pehlivanları coştururlar. Pehlivanlardan biri yenici bir oyuna girdiği zaman tempoyu hızlandırırlar ve böylece hem sporculara hız vermeğe çalışır, hem de seyircileri heyecana büründürürler. Bu hızlı tempoya "cangarbı" adı verilir, işte bundan sonra zurnacılar tiz bir sesle bunu ilan ederler. Ardından tempo yine yavaşlatılır. Mehter lisanı ile bir davul ve bir zurnadan meydana gele bu gruba "kat" denir. Kırkpınafda her yıl 15 "kat" davul ve zuma ekibi görev yapar.

Dünyada en güzel davul-zuma Kırkpınar güreşleri sırasında çalınır. Meşhur zurnacı Emin de Er Meydanı'nda kendisini tanıtmış bir müzisyendi. Zurnacı Emin, burnunun tek deliğiyle görevini yapardı. Çünkü, diğer deliğinde kocaman bir et parçası olduğu görülür, hatta bu et parçasından üst dudağına doğru sümüğü de sarkardı.

Zurnacı Emin'den sonra Kırkpmar'da zurna çalarak nam salan müzisyenlerin başında Osman Zurnayı sayabiliriz. Osman Zuma, ekip başı olarak çalışırdı. Oğlu Faris de şimdi babasının yolunda yürümektedir. Bu çalgıcılar kendilerine "esmer vatandaş" denilmesinden çok şikayetçidirler. Onlar kendilerini "dağlı" olarak kabul ederler. "Biz, dağlıyız" derler. Son derece konukseverdirler. Edirne'de Cumhuriyet Savcısı olarak görev yapmış olan güreşsever Nurettin Güler ile sık sık Osman Zurna'nın mekanına giderdik. Bizi sabaha kadar bırakmak istemezler, ikramda bulunurlardı.

Davul ve zurnacılar, güreşi de çok iyi bilirler. Kırkpmaf m tarihinde davul ve zurna çalarken er meydanındaki güreşçilerden birine "işaret" verdikleri öne sürülen ekipler vardır. Meşhur Kel Aliço, Pilevneli olduğundan, Kırkpmar'da görevli müzisyenleri pek yakından tanır, onlar da kendisini çok severler, bu yüzden müsabaka sırasında Aliço'ya davul ve zurna ile karşılaşmakta olduğu rakibinin zayıf taraflarını anlatıriarmış. Aliço da davul-zurnanın dilinden iyi anlar ve rakiplerini mağlup ederken bu ekibin verdiği "kopya"dan da faydalanırmış.

Müzisyenler, boyaları kendilerine benzeyen pehlivanları sever ve tutarlar. Samsunlu ibrahim Karabacak, izmirli Göçmen Kara Ali ve Karamürselli Aydın Demir'le Ordulu Mustafa Bük, Kırkpmar'da pehlivanlarla halkı coşturan müzisyenlerin sevdiği sporculardandı.

Türkler, Milattan önce 400 yıllarında da davul ve zurna çalmaktaydı. Islamiyetin kabulünden önce davulun adı lümrük", zurnanın adı ise "yırağ'dı Orhun Yazıtları ile Kaşgariı Mahmucfun Arapça açıklmalı Türkçe Lügatlan Divanı" eserinde bu iddialar doğrulanmaktadır. Bunların yanında Fars ve Çin kaynakları ile Farabi ve Harezmi gibi bilginlerin musiki üzerine olan yazıları bizlere bu gerçeği anlatmaktadır.

Süleyman Peygamber zamanında da, günümüzden 5.000 yıl kadar önce Yahudiler, zurnayı bilip çalmaktaydılar. Yahudi tapınaklarında çalışan zurnanın adı "halil"di.

YENME YENİLME

    A-tarihi geleneksel yağlı güreşlerde yenme yenme şekilde aşağıdaki şekildedir.

    1-Göbek yıldız görünce göbeğin açılması

    2-Sırt üstü düşerken tek dirseğin yere değmesi

    3-İki elle oturur oturuma gömüldüğünde (payanda pozisyonu)

    4-Tek elle dönerken diğerele geçilmesi halinde

    5-Ayak bağı olmadan kucaklanıp bulunan yerde bir daire içinde çevrilmesi veya kucakta üç adım taşınması halinde

    6-Çivi yukarı denilen dikilme pozisyonunda

    7-Sırt üstü (tuş) olmada

    8-Tedavi ve bayılmalarda süre geçtiğinde

    9-Hakem kararı ile kasti fauller dolayısıyla diskalifiyeler

    10-Güreş sırasında kasıt olmadan kıspetin kalçadan sıyrılması veya yırtılması durumunda

 

YAĞLI GÜREŞTE BELLİ BAŞLI TEKNİKLER

        1-yer oyunları : sarma-Tek sarma-çoban bağı-iç kazık-dışkazık-dış kazıkta gerdanlama - Paça kasnak-Ters kepçe-Sarmada kola yaslanma - Oturak kündesi- şark kündesi-Ters sarma- iç kazık ters paça

 

        2-Yer savunma teknikleri : Sarmada yan kılçık-Sarmada dolu paça kasnak- Ters kepçeden kurtulmak-Şakta bilek kaparak kolbastı-Kemanede aşırmak suretiyle kalkmak-kemanede sırta sayvant

 

Kaynak : Ali Gümüş- Kırkpınar güreşleri

             : Murat Köse Kırkpınar ağası

             : İrfan Dergin  Türk Güreşi

 

 

YAĞLI GÜREŞ
OLIVE OILY WRESTLING

Yagli Güresin Tarihçesi M.Ö 4. Yy’dan beri Türklerin güres yaptiklari bilinmektedir. Ilkbahar aylarinda doganin canlanisini kutlamak amaciyla yapilan kutlamalarda, evlenme merasimlerinde, zafer sölenlerinde hep güres müsabakalari yapilirdi. Osmanli Imparatorlu’nda karakucak ve yagli güresler yaygin olarak üstelik de devletin kontrol ve himayesinde yapilmakta idi. Pekçok bölgemizde güres tekkeleri bile kurulmus, bunlarin baslarinda da seyh denilen eski ve ünlü pehlivanlar görev almislardi. Günümüzde de bu sistemin bir uzantisi olarak, organize edilen güres müsabakalarinda aga denilen organizasyonlarin maddi külfetlerini karsilayan bir kisi bulunur. Bu kisiler genellikle yörenin taninmis ve varlikli kisileridir. 1997 yilinin Kirkpinar Agasi Hüseyin Sahin’dir. Sultan 4. Murad ve Sultan Abdülaziz de bizzat güres yaparak bu spora gösterdikleri ehemmiyet ve ilgiyi ifsa etmislerdir. Yine Edirne Sarayiçi’nde 650 yillik geçmise sahip Kirkpinar Yagli Güresleri organizasyonu bu sporun öz kültürümüzle etle kemik misali ayrilmaz bir parça oldugunu gösterir. 1996 yilinda bu sporumuz da dahil geleneksel Türk sporlarinin kalkinma, tanitim ve idamesi için kurulan Geleneksel Spor Dallari Federasyonu da yagli güresin gelecegi açisindan umut saçan gelismelerdendir.

History Of Olive Wrestling

We know that Turks have dealt with wrestling since 4 th century B.C In victory celebrations, in wedding ceremonies and in celebrations for refreshing of nature at the beginning of spring,wrestling was the main entertainment game among Turks. During Ottoman Empire era, olive oily wrestling was the most common game, too. In addition, emperors and other administrators were encouraging, controlling and sponsoring these games. In many regions of Anatolia wrestling tekkes ( dervish lodges ) were founded and wrestling sheikhs were appointed as the leaders ( generally succesful and elder wrestler were chosen ) for these tekkes. Even, 4 th Murad and Abdülaaziz ( Sultan of Ottoman Empire ) were wellknown and strong wrestlers. Nowadays, agas; who are the sponsors of oily wrestling organizitions and are esteemed person of their region, have replaced instead of sheikhs. In Sarayiçi, near of Edirne 650 years aged Kirkpinar olive oily wrestling organizations is the most striking example, how Turks and wrestling are close friends. Establishment of Turkish Traditional Sport Branches Fereration in 1996 was a gigantic step and hopeful development for oily wrestling and all other traditional ones.

 

Yagli Güresin Kuralları


Boylar Yagli güres müsabakasina her boyda katilan pehlivan sayisinin çok oldugu 1. Sinif ve geleneksel organizasyonlar ile tarihi Kirkpinar müsabakalari byylari asagidaki sekilde düzenlenir.
1. Tesvik Boyu
2. Deste Küçük Boy
3. Deste Orta Boy
4. Deste Büyük Boy
5. Küçük Orta Küçük Boy
6. Küçük Orta Büyük Boy
7. Küçük Orta Boy
8. Bas Alti Boy
9. Bas Boyu Güresçi sayisinin az oldugu mahalli yagli güres organizasyonlarinda boylar asagidaki sekilde düzenlenir.

1. Tesvik Boyu
2. Deste Boyu
3. Küçük Orta Boy
4. Büyük Orta Boy
5. Bas Alti Boy
6. Bas Boyu


 

Rulers Of Olive Oily Wrestling

Classes If all classes have very large number of participants at all classes, like Kirkpinar games, the classes as;
1. Encouraging
2. Little Deste
3. Middle Deste
4. Grand Deste
5. Little Middle Deste
6. Little Middle Deste
7. Second
8. First If the number of wrestler is not so many, then class arrangment is done as:

1. Encouraging
2. Deste
3. Little Middle
4. Grand Deste
5. Second
6. First

Kura Esleme Tesvik boyundan büyük orta boya kadar bir defa kura çekilir. Müsabaka sonuna kadar bu kuralarla gürestirilir. Bas ve basalti boylarinda her tur kura çekilir. Eslere de en yakin kura numaralari ( 1-2 ve 3-4 gibi ) birbirleriyle gürestirilir. Müsabaka Süresi, Yenme ve Yenilme Tesvik boyundan küçük-orta-büyük boya kadar müsabaka süresi 30 dakikadir. Yenisme olmadygy takdirde 10 dakikalik uzatma süresi uygulanir. Normal ve uzatma süreleri içerisisnde üç ihtar alan pehlivan maglup sayilir. Uzatma süresinde esitlik bozulmamasi halinde müsabaka süresiz uzatmaya gider. Ilk puani alan veya üç ihtar verdiren güresçi galip sayilir.

 

Drawing and Matching From encouraging calss to grand little class it’s drawn once before the games. For first and second classes, it is drawn for each round. Close numbered wrestler ( i.e 3-4, 7-8 ) are considered to be matched. Duration, Win or Lose From encourging class to mittle middle grand classes, duration is 30 minutes. If there is no winner, then 10 extra minutes are given. A wrestler loses if he is warned three times during match or extra time. If there is even no winner at the end of extra time, the match lasts until one of the wrestlers taking one point or making the opponent to be warned three times

 

 

Yenik Düşme

Oturmus vaziyette iki elle geriye payanda yapmak, .
Oturmus vaziyette evvela bir elle payanda yapip kendi ekseninde dönerek ikinci elini diger yönde payanda yapmak,
Iki dirsegin yere degmesi, .
Bir dirsek yere degmisken diger elin yere payanda yapmasi, .
Yerde ve ayakta güresirken rakibin oyunu ile sirtin yere degmesi, .
Rakibini kaldirarak el ve ayagini yerden keserek üç adim yürümek veya kendi etrafinda bir daire çizmek, .
Güres esnasinda oyun uygulanirken kisbetin çikmasi ve edep yerlerinin görünme durumu yeniklik sayilir, .
Ayagini rakibin önüne atmak sureti ile gerdalanma yaparak yenmek.

How Lose
Supporting backward by two hands while sitting. .
Supporting with one hand and turnimg around, then supporting other hand while sitting. .
Touching two elbows to ground. .
Supporting one hand while other elbow touching to ground. .
Touching dorsal side to ground by rivals game. .
To be hold by rival wholly and then three steps walking or complete turning around at this position .
Declothing during match and opening of genital parts of body. .
Pushing opponent by hooking a leg front of him.


 

                   

 1861 ile 2000 Yılları Arasındaki Kırkpınar Başpehlivanlarının Listesi.

BAŞ PEHLİVANLARIMIZ

Yılı

Pehlivanın Adı

Yılı

Pehlivanın Adı

1861-1886

Gaddar Kel Aliço

1941

Tekirdağlı Hüseyin Akkaya

1887

Şumnulu Koca Yusuf

1942

Tekirdağlı Hüseyin Akkaya

1888

Adalı Halil

1943

Babeskili İbrahim Erdi

1914

Hergeleci İbrahim

1944

Hayrabolulu Süleyman Ertaş

-

Silivrili Molla İzzet

1945

Babeskili İbrahim Erdi

-

Çatalcalı Nakkaş Eyüp

1946

Sındırgılı Şerif Ünal

-

Kızılcıklı Mahmut

1947

Düzceli Çolak İsmail İle Hayrabolulu

-

Kurtdereli Mehmet

 

Süleyman Ertaş Birlikte Diskalifiye Edildiler

-

Çolak Mümin Molla

1948

Babaeskili (Kulelili) Mustafa Yenici

-

Suyolcu Mehmet

1949

Sındırgılı Şerif Ünal

1924

Benli Badullah

1950

Hayrabolulu Süleyman Ertaş

1925

Geçkinli Yusuf

1951

Adapazarli Irfan Atan

1926

Edirneli Kara Emin

1952

Samsunlu İbrahim Karabacak

1927

Manisalı Rıfat

1953

Adapazarli Irfan Atan

1928

Mandıralı Kayıkçı Ahmet

1954

Samsunlu İbrahim Karabacak

1929

Gostivarlı Mülayim

1955

Adapazarli Irfan Atan

1930

Bandırmalı Kara Ali Acar

1956

Samsunlu İbrahim Karabacak

1931

Bandırmalı Kara Ali Acar

1957

Bandırmalı Kara Hasan Acar

1932

Bandırmalı Kara Ali Acar

1958

Adapazarli Adil Atan

1933

Bandırmalı Kara Ali Acar

1959

Samsunlu İbrahim Karabacak

1934

Mülayim Pehlivan İle Tekirdağlı Hüseyin Yenişemedi

1960

Samsunlu İbrahim Karabacak

1935

Tekirdağlı Hüseyin Akkaya

1961

Sindirgili Mehmet Ali Yağci

1936

Tekirdağlı Hüseyin Akkaya

1962

Layık Pehlivan Görülmedi

1937

Tekirdağlı Hüseyin Akkaya

1963

Adapazarlı Sezai Kaymaz

1938

Tekirdağlı Hüseyin Akkaya

1964

Sidirgili Mehmet Ali Yağci

1939

Tekirdağlı Hüseyin Akkaya

1965

İzmirli Göçmen Kara Ali Çelik

1940

Tekirdağlı Hüseyin Akkaya

1966

Ordulu Mustafa Bük

Tablo 7’nin Devamı........!

Yılı

Pehlivanın Adı

Yılı

Pehlivanın Adı

1967

Ordulu Mustafa Bük

1984

Denizlili Hüseyin Çokal

1968

Ordulu Mustafa Bük

1985

Bandirmali Sabri Acar

1969

Babaeskili Nazım Uzun

1986

Baıkesirli İbrahim Gümüş

1970

Layık Pehlivan Görülmedi

1987

Hataylı Recep Kılıç

1971

Denizlili Hasan Şahin

1988

Antalyalı Recep Gürbüz

1972

Akhisarlı Arap Mustafa Yıldız

1989

Balıkesirli Saffet Kayalı

1973

Ordulu Davut Yilmaz

1990

Karamürselli Ahmet Taşçı

1974

İzmirli Göçmen Kara Ali Çelik

1991

Karamürselli Ahmet Taşçı

1975

Güreşler Yarida Kaldi

1992

Karamürselli Ahmet Taşçı

1976

Karamürselli Aydın Demir

1993

Karamürselli Ahmet Taşçı

1977

Karamürselli Aydın Demir

1994

Antalyali Cengiz Elbeye

1978

Karamürselli Aydın Demir

1995

Karamürselli Ahmet Taşçı

1979

Bandirmali Sabri Acar

1996

Karamürselli Ahmet Taşçı

1980

Muğlalı Mehmet Güçlü

1997

Karamürselli Ahmet Taşçı

1981

Akhisarlı Arap Mustafa Yıldız

1998

Antalyali Cengiz Elbeye

1982

Denizlili Hüseyin Çokal

1999

Ahmet Taşçı

1983

Denizlili Hüseyin Çokal

2000

Ahmet Taşçı

2001

Vedat Ergin (Ankara Büyük Şeh Bld)

2002

Savaş Yıldırım

2003

Kenan Şimşek

2004

ORDU ÜNYELİ RECEP KARA

2005

Şaban Yılmaz

2006

Antalya'lı Osman AYNUR

2004 643cü tarihi Kırkpınar Başpehhivanlığını 22 yaşında Kazanan Ordu Ünye'li Recep Kara Cumhuriyet Tarihimiz boyunca

en genç başpehlivan olma ünvanını da kazandı.

   Tablo 6. Türkiye’deki Yağlı Güreş Ağalarının Listesi.

ADI SOYADI

TELEFON

CEP TEL

FAKS

ADRES

ÜNVANI

Osman Şansal

0 286 7777

 

0286 9394

Ağazağa Tic. Mer. Sümerbenk Plaza K.ll. Maslak

Güreş Fed. Bşk. Çatal Murat Bey Ağa.

Abdülkadir Sarı

0 2l6 3l2l809

0532-4553634

 

Turgut Özal cad.No:96. Ümraniye İst.

Alemdar güreş ağası

Adem Şahin

0 264 225l228

0542-4334989

 

Taş kasap Edirne

l998-l999 lalapaşa ağası

Ahmet demiröz

0 2l2 5095249

0532-6l26677

 

Ambarlı Sümbül sok. No: 20 Avcılar İst.

Güreş ağası

Ahmat Kesebir

0 282 3258282

 

 

Çerkez Müsellim-h.Bolu/ Tekirdağ

Çerkez müsellim ağası

Ali Özyurt

0 2l2 593468l

 

02l2-590l489

Avcıler Belediye Başkanlığı

Avcılar ağası

Alper Yazoğlu

0 2l2 2883043

 

02l2-26632l6

Ortaklar cad. No: 3/l 8029 M.KÖY/ist.

l99l-92-93 kırkpınar ağası

Asip Şen

0 2l2 5l88408

 

 

Tiyatro aralığı sok. Balkan Çar. No: 5/47 Beyazıt-İst.

zeytinburnu ağası

Atilla Tunca

0 288 5232833

 

0288-5232837

Günnür Tekstil sanayi ve Tic.A.Ş. Alpullu/ Kırkareli

alpullu ağası

Aydın İşlek

0 284 7l42862

0532-682l735

0284-7l42459

hal çarşısı No:55. Keşan

türkmenköy güreş ağası

Ayhan Sezer

0 2l2 6400388

 

02l2-6400474

mega Center c. Blk.No: l32 K.Tepe. Bayrampaşa-İst.

l998-99 kırkpınar ağası

Bilal Günday

 

 

 

Babaeski-Kırklareli

karahalil ağası

davut Oruçoğlu

0 2l6 43572l8

 

02l6-4358504

Şile yolu Oruöoğlu Tesisleri

Ömerli güreş ağası

Emin Başaran

0284-6l6l0ll

 

0284-6l63402

İpsala-Edirne

İpsala ağası

Emin Doğansoy

0242-7l5l0l5

0542-45l5297

0242-7l5l40l

 

Kırkpınar ağası

Emrullah Doğu

0288-4655l53

0542-4l22459

 

Kofçaz- Kırklareli

Devletli ağaçköyü ağası

Enver Kaplan

02l2-5569444

644l525

 

Fatih cad. No:72Kaplan Spor şirinevler İst.

bahçelievler ağası

Fatih Okumuş

02l6-2994708

 

02l6-3837602

Bağdat cad. yeşildağ Apt. No:ll2/8 maltepe-İst.

kartal ağası

Fetih Özver

0282-427l096

 

0282-4272666

petrol Ofisi Malkara-Tekirdağ

Malkara ağası

Fevzi Fıçıcı

02l2-2823l76

0535-7420902

 

Talatpaşa cad. No: 39l Gültepe-İst.

l994-95-96 Kağıthane ağası

Gazenfer Bilge

02l6-302882l

 

 

bağdat cad. Nihat Kızılhan Sk. Bilge sit. Bilge Apt. No: 5/l şaşkınbakkal-kadıköy-İst

l967-68 kırkpınar ağası

Güven Kabakçı

0266-4422l35-5H

 

0266-22l4444

Reno Mais yetkili bayi. İzmir yolu Balıkesir

Balıkesir 6 eylül ağası

Halil Durna

02l2-2940745-46

 

02l2-2946646

sadabat Cad. kaya han No: 32/2 kağıthane İst.

l00l-92-93 kağıthane ağası

Halil Sayı

0282-26l8ll9

 

 

Tatbir köfte Salonu Hükümet cad. No322 Tekirdağ

Tekirdağ ağası

Hasan Akalın

0284-6l62626

0532-34536l8

 

Bayrambey mah. No: l9 İpsala Edirne

l997 İpsala güreş ağası

Hasan Koç

02l2-79l7l05-06

 

 

Dursunköy Çatalca

Çatalca dursunköy ağası

Hüseyin Aksöz

0l26-4436970

 

02l6-4436974

Aledağ cad.mengiroğlu Ap. No:2l8/4 Ümraniye- İst.

Samandıra ağası

Hüseyin Akkanat

 

 

 

 

Söke özbaşı güreş ağası

Hüseyin Boz

0282-4274652

0532-2049l76

 

Kahveciler derneği baş. Yeni mah. Bağlar sk. No4 malkara Tekirdağ

Çavuşköy güreş ağası

Hüseyin Çanakçı

0266-246l3l8

 

 

Küçük sanayi sitesi

Sanayi spor güreş ağası

Hüseyin Girgin

0284-633ll56

 

 

Kel Aliço İpsala-Edirne

Kel aliço köyü ağası

Hüseyin Kara

 

 

 

ertuğrul Köüyü babaeski-Kırklareli

harahalil güreş ağası

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Tablo 6’nın Devamı.....!

 

ADI SOYADI

TELEFON

CEP TEL

FAKS

ADRES

ÜNVANI

İhsan Kademoğlu

 

 

 

karamürsel Belediyesi- Kocaeli

Karamürsel güreş ağası

İsmail Besli

0282-5l8l549

 

0282-5l82549

Besli Ticaret- Şarköy-tekirdağ

Şarköy ağası

İzzet Güneş

0266-224452l

 

0266-2492225

Akıncılar mah. Şehit pamit cad. No:8 Galericiler sit. Balıkesir

l999 Balıkesir kurtdere ağası

Levent Diktaş

0282-65lll26

 

0282-65ll622

Diktaş Yağ sanayi Böl. Çorlu Tekirdağ

Çorlu ağası

Mehmet Can

02l2-7272559

 

 

marmara sok. Cav. Apt. No; l Silivri/İst.

Silivri ağası

Mehmet Diktaş

0282-65lll26

 

0282-65ll622

hatım mah. Sanayii böl. Diktaş yağ sanayi Çorlu Tekirdağ

Çorlu ağası

Meliha Okumuş

02l6-3664420

 

 

Yalı mah. 27 mayıs sk. Dişle ap. l7/l Maltepe İst.

kartal ağası

Mesut İşlek

0282-7266238

0532-34l6250

0282-7250849

İşlek Tic. Atatürk cd. No23 Çerkezköy Tekirdağ

Çerkezköy ağası

Mithat Ergöz

02l2-5332409

0532-37l298l

 

Vatan cad. Fatih adlitesi arkası Ulubatlı otopark İST.

Çatalça Çiftlikköy ağası

Murat Köse

0286-4l6l330

 

0286-4l6l828

l0l ticaret- Çanakkale

l990 Kırkpınar ağası

Mustafa Saruhan

0286-3l6l275

 

0286-3l6l275

hamitbey mah. İnönü cad. Nol4 renault servisi biga Çanakkale

Kırkpına güreş ağası

Mustafa Yamak

0288-7l4l674

 

 

Kırklareli cad. Yamak pastahaneleri Babaeski / K.Eli

B.Mandıra Güreş ağası

Mümin Özkan

0256-5l87870

 

 

Yüksel yalova Cd. No2l Söke Aydın

Söke ağası

Necmi Yıldız

 

0532-3603832

 

Kavaklı Belediyesi B.Çekmece İst.

Kavaklı ağası

Nedim Özel

0266-2l23408

0532-2758680

 

Cumhuriyet meydanı. Özay işhanı No23 Kepez

kepez güreş ağası

Nurettin Turhan

02l2-408885l-52

 

02l2-5055722

Fatih cad. Zeki MürenSk. No.ll/4 B.Evler/İst

bahçelievler ağası

Özer Yüce

 

0532-6779666

02l6-3675055

Kutsi tecer Sk. No:5l/l Küçükyalı İst.

Samandıra ve Fevzite güreş ağası

Rasim Özlem

0282-3l55040

 

 

Alpullu Cd. Özlem Pastanesi hayrabolu/ Tekirdağ

Hayrabolu ağası

reşit Alakaş

0286-5l222l5

0532-2350656

 

lapseki- Çanakkale

Ecialan köyü güreş ağası

Salih Yaman

02l2-278749l

 

02l2-27876l3

Gültepe mah. Talatpaşa Cd. No: l40/6 kağıthane İst.

Kağıthane güreş ağası

Salih Yerlikaya

0288-5l2l727

 

0288-5l26l9l

Sanayii Çarşısı Güroğlu Sit. No:8 Balıkesir

Ertuğrulköy ağası

Selami Tuncel

02l2-6675320

 

 

Eski edirne asfaltı No: 5l6 Sultançiftliği B.Paşa İst.

Lalapaşa güreş ağası

Tahsin Albayrak

02l2-7353026

 

02l2-7352450

Değitmenköy Silivri İst.

Gümüşkaya ağası

Tahsin Keskin

 

 

 

Otel ninni Babaeski- Kırklareli

Sinanlı ağası

Tuncer Aydın

0264-87l3487

 

 

kaynarca Adapazarı

Söğütlü ağası

Veli Yükseloğlu

02l2-875039l

0532-2073950

 

Reşitpaşa Çiftliğ- B. Çekmece- İst.

Güreş ağası

Yılmaz Dilber

02l2-789200l

 

02l2-789l052

çatalca Belediye Başkanlığı

Çatalca ağası

Yüksel Gürer

02l2-77l23l0

0532-2877443

02l2-77l7594

Hadımköy İst.

Hadımköy ağası

Zeki Akpak

02l2-7342082

 

 

Ortaköy Silivri

Ortaköy ağası