TÜRK GÜREŞİNİN DAHA İYİ YERLERE GELEBİLMESİ MAKSADI İLE GÜREŞ FEDERASYONU BAŞKANI

OSMAN ŞANSAL TARAFINDAN DÜZENLENEN 1. BÜYÜK KATILIMLI GÜREŞ KURULTAYINDA BRANŞLARA GÖRE KONUŞMA YAPAN KONUŞMACILARIN NOTLARI

 

 SERBEST GÜREŞ

6 Ocak 2001 Cumartesi

 

 

 

Oturum Başkanı : Avni TARHAN

 

1.Serbest Güreşin Bugün ki Durumunun Değerlendirilmesi

   Avni TARHAN 

   Serbest Güreş  Milli Takım Eski Baş Antrenörü

   Spor Yazarı, Afşin TEAŞ Spor Kulübü-Kahramanmaraş

 

2.Serbest Güreşin Dünyadaki Durumu ve Önde Ülkelerin

   Antrenörlerin Analizi

   Y.Doç.Dr. Muharrem ATİK

   Dicle Üniversitesi Öğretim Üyesi,

   Eski Serbest Güreş Milli Takım Baş Antrenörü-Diyarbakır

 

3. Serbest Güreşçilerin Sorunları

    Zekeriya GÜÇLÜ

    Serbest Güreş Milli Takım Kaptanı,

    Dünya ve Avrupa Şampiyonu- Gebze

 

4.Türk Serbest Güreşinin hedefleri Ne Olmalıdır

   Yakup TOPUZ  

   Serbest Güreş Milli Takım Eski Baş Antrenörü-Ankara

 

D  İ  Ğ  E  R      K   O  N   U   Ş   M   A  C  I   L   A   R

Dursun Ali KİSHALI

Hakem ve Güreş Antrenörü-Erzurum

Halil İbrahim OKTAY

Milli Takım Antrenörü-Ankara

Nezir BERÇİN

Gençlik ve Spor Eski Şube Müdürü-Çorum

Mehmet GÜÇLÜ

Milli Güreşçi-Muğla

Bekir ŞAHİN

MTA Güreş Kulübü-Ankara

Abdurrahim İPEK

Tekel Spor Kulübü-İzmir

Fikret DEMİR

TEKEL Güreş Kulübü-İstanbul

Muharrem DEMİREĞEN

Avrupa Şampiyonu, Ulaştırma Spor Kulübü-Ankara

Mehmet BİRİNCİOĞLU

Güreş İl Temsilcisi

Bekir ÇAKIR

Bölge Hakemi-Samsun

Ahmet CEYLAN

Gazi Osman Paşa Belediyesi-İstanbul

Konuşmacı:  Oturum Başkanı Avni TARHAN

Spor Yazarı, Afşin TEAŞ Spor

Kulübü-Kahramanmaraş

 

Konu: Serbest Güreşin Bugün ki Durumunun Değerlendirilmesi

 

Türk spor tarihinin başarılı kulvarı Ata sporumuz güreşin serbestte 1968 Meksiko olimpiyatlarından  26 yıl sonra 1996 Atlanta’da Mahmut Demirle altın madalyaya tekrar merhaba derken,greko - romende ise  1964’ten 1992’ye tam 32 yıl aradan sonra Mehmet Akif Prim ile Barselona’da altın madalya ile buluştuk. Ardından 1996 Atlanta ve 2000 Sydney’de Hamza Yerlikaya ile altın madalyalı dönemi sürdürmüş oldu. 1993 yılı itibarı ile çok iyi bir çıkış yakalayan Serbest stil güreşimiz ise, 1971-2000 Döneminde dünya şampiyonalarından  Sebahattin Öztürk (1993’de), Mahmut Demir ve Turan Ceylan  (1994’de) ve Harun Doğan (1999’da) ile 4 altın kazanırlarken, greko - romen güreşimizde ise; 1964-2000 döneminde Hamza Yerlikaya (1993-95), Hakkı Başar (1995), Ercan Yıldız, Şeref Eroğlu (1997), Nazmi Avluca  (1999) ile   toplam 6 altın madalya kazanmış olduk.Yukarıdaki tablodan da anlaşılacağı üzere Serbestte Dünya şampiyonalarında 1971-1993 yılları arasında tam 23 yıl altın madalyasız  beklerken, greko - romende  ise  1964-1993 yılları arasında 29 yıl madalyasız beklemek zorunda kaldık. Her türlü spor branşında olduğu gibi serbest greko - romen son yıllarda yakalanan altın nesil girilen her şampiyonada ses getirmiş ve bilhassa greko - romen stilde  son 40 yılın en iyi takımı oluşmuştur. Biz şimdi konu itibarı ile güreşimizin bir bölümünü bu şekilde özetledikten sonra Sydney 2000 Olimpiyat oyunlarında beklenen sonuçları neden alamadığımızın nedenlerini tarafsız ve teknik bir gözle araştırıp kamu oyunun bilgisine sunmak istiyorum.          Başarısız sonuç alınmasının nedenlerini şu şekilde sıralayabiliriz; (1) sistemsiz ve plansız çalışmalar, (2) uzun süreli kamplar, (3) tekrar ihdas edilen seçmeler, (4) alt yapıda ilgisizlik nedeni ile düşüşler, (5) kulüplerin büyük problemleri ve yeni kulüp açılamayışı ve rekabet ortamının zayıflaması, (6) istihdam problemi, (7) teknik adam atamalarında  hissi  davranılması ve (8) Sydney olimpiyatlarına çok erken gidilmesi.

Serbest takımımızın çalışma planı ve yerine ne olabilirdi? Serbestte teknik adam olarak getirilen Yumin’in çalışma tarzını bir ele alalım.Yumin hiçbir zaman bir milli takım hazırlamış bir planlamacı değildir.Rusya’da Yumin’e sıra gelene kadar köprüden çok sular akar.Yaptığı idman modeline bir göz atalım. Çangal, çangallı salto, kol çekme  gibi. Örneğin bir teknik antrenman dünyanın her yerinde dinlenmeler dahil 120 dakika olarak planlanırken, bu çalıştırıcının sisteminde zaman mefhumu olmadığı gibi belli bir metodu da yoktur. Antrenmanların 3 hatta 4 saat sürdüğü gözlenmiştir. Biz şimdi Türk güreşçisinin son yıllardaki temel çalışma tarzını ele alalım. Greko - romen stilde Bilal Tabur ve bir dönemde Sapunov ile birlikte temel kuvvet, çabuk kuvvet, kuvvette devamlılık hatta ağırlık ile minder birleştirilmişti. Son yıllarda Minderde Hamza, Şeref, Nazmi, Akif, Hakkı gibi süper yeteneklerin attıkları künde öyle saatlerce teknik çalışma ile olması mümkün değil. Muazzam güç çalışmaları ile elde edildiği bir gerçektir.Kuvvetin tekniğe yansıtılması ve muazzam bir kuvvette devamlılığın sağlanması,  bu devamlılığın sistematik olarak çabuk kuvvete dönüştürülmesi ile iyi motivasyon ile birlikte son yıllardaki rüya takım ortaya çıkmıştır. Bu hadise alt yapıya da yansımış ve alt yapıda da büyük başarılar kazanılmıştır. Hakeza Serbest stilde de dünya şampiyonu olan ekip tamamen çağın gereklerine uygun modern bir antrenman tarzı ile çalışmıştır. Burada en önemli etken büyükler gençler ve yıldızların müşterek kamp yapmaları ve bir birlikteliğin sağlanması ve tecrübelerin üst yapıdan alt yapıya doğru yansıması ile başarı sağlanmıştır.Fakat bu federasyon döneminde tersi uygulamalar olmuş ve  mutlaka çalışılması gereken tarzdan vazgeçilerek  gelinen bu noktaya sebebiyet verilmiştir.  “Zor tekniği bozar” diye bir söz vardır. Günümüz güreşi güce dayalı bir tarzdadır. Temel kuvvet, çabuk kuvvet, kuvvette devamlılık kesinlikle elzemdir.Tüm spor bilimcilerinin söylemlerinde  kuvvet çalışmalarından sonra 24-72 saat sonra kaslardaki kuvvetin azaldığı belirtilmektedir.Yine aynı görüşlere göre: haftada bir yapılan kuvvet çalışmasında kuvveti hafif artarken, 2 kere de kuvvetin arttığı ve haftada 3 kez kuvvet çalışıldığında ise yüksek düzeyde arttığı belirtilmektedir. Hal böyle iken,  aylarca milli takımı güreş teknikleri ile antrene etmek doğrumu? 1990-1992 döneminde Türk güreşinde görev alan Şahmuradov da aynı şekilde kuvvete hiç önem vermezdi. Nitekim serbestin en kuvvetli dönemi olan bu dönemde dünya şampiyonalarından bir altın alınamadı. Oysa o dönem  serbest güreşimizin çok başarılı bir sporcu birikimi olduğu dönemdi.Bu dönemde Şahmuradov ile A takımda beraber çalışan antrenörler bu hadiseyi çok iyi bilirler. Biz şimdi 1993 avrupa, 1994 dünya şampiyonu olan ve 1996 Atlanta olimpiyatlarında altın madalya çıkartan serbest güreşimizin bir haftalık antrenman dizaynını ele alalım. Fiziki çalışma, teknik ve taktik çalışması, sportif oyun, video analizle rakip etüdü, güreş, sauna,  masaj, gezi ve sosyal aktivite olmak üzere haftalık 9 ile 11 saat arası antrenman yapılırdı. Genel hazırlık döneminde haftada 3 kez, özel hazırlık döneminde ise en az 2 kez kuvvet çalışmaları yapılırdı. Türk güreşçisinin uluslararası arenada teknik kapasite olarak son yıllarda bir hayli iyi olduğunu herkes bilmektedir. Bizim yıllardır başarısız olmamıza sebebiyet veren şey Kuvvet noksanlığı ve fiziki güç yetersizliği olduğu gerçeğinden hareketle Tüm kamplarda Temel, çabuk ve kuvvette devamlılık ve (dairesel antrenman) çalışmaları yapılmıştır. İstanbul’daki şampiyonaya böyle sistemli bir planla hazırlanılmış ve Türk güreş takımı 1951-54-57-1966 sonra tarihinin 5’inci takım halinde  dünya şampiyonluğuna ulaşmıştır. Yıllardır serbest güreşte otorite şeklinde lanse edilen bazı antrenörlerin kamp dönemlerinde de bir iki kere bulundum. Hatta federasyon başkanının görevlendirilmesi ile gitmiştim. Hiçbir antrenman planı asılmaz sabah kalkılır kahvaltı yapılır, sporcular sorar hocam ne yapacağız? kimse bilemez hoca gelir “çocuklar bu gün koşuyoruz veya teknik çalışma var” şeklinde açıklama yapardı. Türk güreşi bu günlere inanılmaz sistemsizliklerle çağın yıllar gerisinden yavaş adımlarla gelmiştir. Şimdi Sydney için yapılan hazırlıklara baktığımızda, Yumin’in metotsuz kuvvet çalışmalarını tamamen bilmediği için takımı teknik antrenmanlarla dayanıksız bir şekilde hazırlamıştır. Bunu ispatlayın derseniz. Bir Harun doğan 6 dakikadan sonra mindere sığmayan mükemmele bir dayanıklılığı ve rakiplerin son devrede sürklase ettiğini herkes hatırlar.Sydney’e baktığımızda, tamamen durgun dayanıksız ve hazırlığı hiç yerinde olmayan bir sporcu konumunda gördük. Hatta her iki takımımızda öyle idi. Şimdi sormak lazım? Rahat şampiyon olacak bir insanı ehliyetsiz ellere teslim eden insanların bu konuda vebali yok mu?.Evet aradaki çalışma sistem farklarını gördük. Başarısızlığın bence en büyük nedenlerinden birisi yanlış antrenman planlaması dizaynı da hadisenin en önemli katmanlarından bir tanesi olarak hafızalarda yer edecektir.

Şimdi seçmeler konusunda konuşmak istiyorum. Başarılı olmuş bir çok ülkede milli takım tespitleri genelde belirli esaslara  dayalı ve çok sistematik bir şekilde yapılmaktadır. Bunun nedeni bir çok ülkede sporda ileri gitmişliğin verdiği rahatlık ile bizdeki gibi uzun süreli kamplar yapılmamaktadır.Kulüpler denetlendiği ve sık aralıklarla lig ve çeşitli müsabakalar yapıldığı için sporcular şu kriterler içinden seçilerek milli takımlar oluşturulmaktadır;  (1) Ülke şampiyonası sonuçları, (2) uluslar arası turnuvalar, (3) Avrupa ve dünya şampiyonalarında almış olduğu dereceler, (4) aynı sıklette katıldıkları turnuvalarda gösterdikleri performans, (5) o sıklette  favori olan yabancılarla yapmış oldukları müsabakalar ve (6) yurt içinde ve yurt dışında birbirleri ile yapmış oldukları müsabakalar. İşte tüm bu kriterlere bakılarak milli takım dizayn edilmektedir.Tüm dünyada da görüldüğü gibi iki favori elemanınız vardır. Biri diğerini yenmektedir ama o yenilen her uluslararası turnuvada ve şampiyonada dış rakibe karşı çok iyi müsabakalar yapmaktadır. Bu nedenle de teknik adamlar her zaman dış sahada  iyi maç çıkartan elemanı tercih eder. Peki seçme yapılmaz mı? veya hangi zamanlar yapılır? Evet seçme yapılır. Yukarıda belirtilen şartlar da eşitlik olduğu takdirde,  en iyisini tespit etmek maksadı ile seçme elbette yapılır. Seçmenin her kamp döneminde yapılması çalışma verimini tamamen yok etmekte ve kamplarda bir stres gerilim meydana getirmektedir. Bu nedenle genel hazırlık ve özel hazırlık kamplarında yeterli düzeyde yüklenme yapılamamaktadır. Çünkü sporcu sadece takıma girmeyi düşünmektedir. Hal böyle olunca kuvvet dahil hiçbir antrenman verimli olmamaktadır. Böylesine şartlarda da çalışıldığı zaman istenilen sonuçlar alınamamaktadır. Biz bu özetten sonra Sydney gerçeğine dönecek olursak, milli takımlardan sorumlu  olan teknik as başkan ve kısacası bu federasyon döneminde kesinlikle seçme yapılması ve her kamp döneminde bunun icra edilmesi için her türlü baskı olduğunu tüm güreş camiası bilmektedir. Önceki zamanlarda kampımıza gelen şampiyon ağabeylerimiz her zaman derlerdi “bizim zamanımızda haftada bir seçme yapılırdı”siz neden yapmıyorsunuz? Böyle çalışmamı olur şeklinde bizleri eleştirdikleri çok olmuştur. Şimdiki yönetimin  seçme     yapacaksınız diye zorla, dayatmalarla psikolojik gerilim ortamı meydana getirilmiş ve sporcuların yüklenmeleri ve iyi hazırlanmaları her şey alt üst edilmiştir. Antrenörlerden bu karara karşı çıkmaları mümkün olmamıştır. Mesela bir örnek verecek olursak, Avrupa şampiyonası için Zekeriya Güçlü ve Aydın Polatcı müsabakaya 7 gün kala bir günde 3 kez seçme yapılmış ve 3’üde sıfır sıfır biten maç sonucunda Aydın takıma konmuştur. Tükenen ve her türlü enerjisini harcayan bu gencimiz belki de rahat olacağı Avrupa şampiyonluğundan olmuştur. İkinci örnek Dünya ikincisi olmuş Harun Doğan ile Arif Kama arasında zoraki federasyon isteği ile seçme yapılmış ve son saniyelere kadar 0-0 giden maçta Harun aldığı puanla maçı kazanmasa idi Ankara’da dünya şampiyonluğundan mahrum kalacaktık. Kamp listelerine müdahale kamplarda antrenörler hiç alınmasınlar 4 yıllık dönem içinde federasyonun tasvip etmediği bir sporcuyu kampa alamamışlardır. Hatta takım teşkil edilirken dahi müdahil olunmuş turnuvalardan bazıların isimleri silinmiştir. Antrenörler gıkını dahi çıkaramamışlardır. Biz seçme hadisesine devam edecek olursak sporcu cephesi ise, kuvvet çalışamadıkları, iki maç sonunda tükendikleri stres ve gerilimden yeterli yüklenme yapamadıkları ve başarılı olamadıkları tek hedeflerinin takıma girmek olduğu ve ondan sonrasını Allaha havale şeklinde kaç kişiden şikayet aldım. Bu hadise güreşimizin çöküşünün belki de temel nedenlerinden en önemlilerinden birisidir.

İstihdam problemleri ve kulüplerimiz konusundan da bahsetmek istiyorum. Türk güreşinin bel kemiği olan kulüplerimiz ise son yıllarda yapılan özelleştirme hadisesinden yeterince nasibini almıştır. Hiçbir yeni kulüp açılmaması ile birlikte istihdam ve mali kaynak problemi kulüplerimizin bir çoğunu kapanmasına ve ilgisiz kalmasına sebebiyet vermiştir. Devlet Memurluğu Sınavı (DMS) ve işçilik sınavlarının merkezi sistemle yapılması nedeni ile kulüplerimiz son yıllarda bir tek kişilik kadro dahi alamamışlar ve kendilerini yenileyememişlerdir. Liglerinde karma yapılması sonucunda işyerinde güreşçi istihdam  sayısında bir hayli azalma olmuş bu hususta hem Greko - romen hem de serbest güreşimiz bir hayli zarar görmüştür. Kulüpler ancak ek kaynaklarla  sporculara maaş vererek geçici tedbirlerle zar zor mücadelelerine devam etmektedirler.

 

         Özel sektörün Türk güreşine katkısı %1 bile değildir. Bugün hiçbir özel sektör kuruluşu güreşe yaklaşmamaktadır. Hele ki bir KOMBASSAN hadisesinde Halil Mutlu için yapılan uygulamalardan sonrada yaklaşacağını hiç sanmıyorum. Ayrıca ligler için verilen ödüllerinde verilmemesi ekonomik imkansızlıklar nedeni ile birçok kulübümüz bu gün çok zor durumda bulunmaktadır. Sayın Ayık döneminde kurulan yeni bir güreş kulübü olmamıştır. Sadece TEDAŞ  ve diğer takımlardan Emlak Bankası kulübüne transfer hadisesi olmuştur. Türk güreşi son yıllarda ayakta ise İSTANBUL BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ, TEDAŞ, ANKARA BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ, MTA, ANKARA ŞEKER, İSTANBUL GÜREŞ İHTİSAS, GEBZE BELEDİYESİ, ANKARA BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ, GAZİ OSMAN PAŞA BELEDİYESİ ve benzer birkaç kulüp yüzündendir. Eğer bu kuruluşlarda güreşe sahip çıkmasalardı, acaba halimiz ne olurdu? Düşünmek bile istemiyorum. Basınımızın kasıtlı ve yanlı tutumları ile irtica safsatası ile belediyelerde töhmet altına alınmak istenmiş ve bu hadise önümüzdeki dönemde de Türk güreşine büyük zarar vereceği muhakkaktır.Yapılacak en önemli şey yeniden kamu kuruluşlarını harekete geçirerek 1000 kadar güreşçi kadrosu alınmalıdır. Özel sektörü, güreşin içine çekmek ile mümkün olur kanaatindeyim. Şu tabloda kulüpler bazında Türk güreşi oksijen  komasında bulunmaktadır ve acil tedbir alınması gerekmektedir.

Güreş Eğitim Merkezlerimiz ve alt yapıdaki son durumu da değerlendirmek lazımdır. Türk güreşinin geleceğinin teminatı olan belki de en büyük yatırım güreş eğitim merkezlerimizdir. Ülkemiz genelinde halı hazırda 26 tane eğitim merkezi bulunmaktadır.Bunların 20 tanesinde güreş ve diğer 6 tanesinde diğer branşlarla eğitim verilmektedir. Birçok okulumuz gerek tesis gerek ise malzeme olarak yetersiz bulunmaktadır. Bazı okullarımızda geleceğimizi emanet ettiğimiz yavrularımızın antrenman yaptığı minder küçücük ve 2 çift güreşçinin sığabileceği kadardır. Hakeza gerek iaşe gerek ibate olarak tamamen yetersiz konumdadırlar. Spor il müdürleri güreşi seviyorsa, okulda işler kör topal gitmektedir. Eğer güreşi sevemeyen il müdürleri var ise, orada zaten gerekli ilgi olmamaktadır. Okulların bir çoğunda antrenör olarak beden eğitim öğretmenleri ve eski güreşçi arkadaşlar görev yapmaktadırlar. Günde iki saat antrenmana gelmekte ve antrenman bitiminde çekip evlerine gitmektedirler. Üstelik çok  komik bir ücret aldıkları içinde yeterli

 

     

Tablo 1. 1999 Yılı İtibarıyla Türkiye Genelinde Güreş Eğitim Merkezleri.

 

Sıra no.

 

Mevcut Eğitim Merkezleri

 

Sporcu sayısı

1

Afyon güreş eğitim merkezi

24

2

Amasya Güreş eğitim merkezi

30

3

Artvin güreş eğitim merkezi

23

4

Aydın güreş eğitim merkezi

13

5

Bolu sporcu eğitim merkezi

(güreş-jimnastik)

46

6

Burdur güreş eğitim merkezi

17

7

Çorum güreş eğitim merkezi

28

8

Denizli

43

9

Erzurum

15

10

İçel sporcu eğt mrkz (güreş –atletizm)

20

11

Kars  (güreş-kayak-boks—atletizm)

82

12

Kayseri

26

13

Konya  (güreş-jimnastik-bisiklet)

66

14

Kahramanmaraş

39

15

Muğla

26

16

Ordu (güreş –judo)

25

17

Samsun

20

18

Sivas

26

19

Tokat (güreş-halter)

40

20

Yozgat

33

        

temayülü verememektedirler. Antrenman saatleri dışında okulda belletmen olmadığı için  çocuklar kendi başlarına kalmaktadırlar. Birçok il müdürü yeterli ödenek ve tahsisat ayrılmadığı için hizmetleri zar zor yürütmektedir. Şimdiki bu tablo ile çağdaş bir seviyede güreş eğitimi sağlandığını söylemek mümkün değildir. Bu okullara mutlaka yeterli tahsisat ayrılmalı doktor masör belletmen veya öğretmen ve her türlü teknik cihaz ile donatılması gerekmektedir.Bunların dört dörtlük olduğu  okul bulunmamaktadır.Zaten son yıllarda bu okullardan  Şeref Nazmi Harun’dan sonra başarılı bir ismin üst yapıya geldiği de görülmemiştir. Okullara kadrolu mesleğinde uzmanlaşmış başarılı iyi ücretlerle  antrenörler atayarak günün tüm mesaisini bu okullarda harcanması sağlanmadıktan sonra ileriye dönük bir başarı elde edilmesi mümkün görünmemektedir.

 


 

Tablo 2. Genç Greko - Romen Güreş Milli Takımımızın 1991-2000 Yılları Arasında Dünya ve Avrupa Şampiyonasındaki   Başarısı.

 

Dünya Şampiyonaları*

Avrupa Şampiyonaları

Yıllar

Altın

Gümüş

Bronz

Toplam

Yıllar

Altın

Gümüş

Bronz

Toplam

1991

1

1

2

4

1993

1

3

1

5

1992

1

1

2

4

1995

1

2

2

5

1994

2

1

2

5

1996

1

2

2

5

1996

1

2

1

4

1997

3

2

2

7

1997

2

2

2

6

1998

0

1

5

6

1998

2

1

0

3

1999

1

1

1

3

1999

0

1

1

2

2000

0

0

0

0

2000

0

2

0

2

Toplam

7

11

13

31

Toplam

9

11

10

30

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

*1999-2000 yıllarında  takım sıralaması ve altın madalya sayısında  büyük düşüş vardır.

 

Tablo 3. Genç Serbest Güreş Milli Takımımızın 1991-2000 Yılları Arasında Dünya ve Avrupa Şampiyonasındaki Başarısı.

 

Dünya Şampiyonaları

Avrupa Şampiyonaları

Yıllar

Altın

Gümüş

Bronz

Toplam

Yıllar

Altın

Gümüş

Bronz

Toplam

1992

1

5

1

7

1991

5

2

2

9

1994

1

1

0

2

1993

1

3

1

5

1996

1

1

0

2

1995

2

1

2

5

1997

3

0

1

4

1996

0

2

2

4

1998

1

1

1

3

1997

5

3

2

10

1999

0

1

1

2

1998

2

0

1

3

2000

0

3

0

3

1999

0

0

2

2

Toplam

7

12

4

23

2000

0

4

0

4

 

 

 

 

 

Toplam

15

15

12

42

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

          

Alt yapı kulvarında genel bir değerlendirme yapacak olursak, 1997 yılında bir önceki federasyon döneminden alınan devir sonucu seyir iyi gitmiş fakat 1998 itibarı ile korkunç bir düşüşe geçilmiş ve nitekim 1999-2000 döneminde ise altın madalyasız  günlere dönülmüştür. Hepimizin göz bebeği olan greko - romen güreşimizin alt yapısından gelen dünya ve Avrupa şampiyonu olmuş gençlerle bu yıl Moskova da katıldığımız Avrupa Şampiyonasında sadece 97 Kg’da Mehmet Özal’ın kazanmış olduğu bronz dışında hiçbir şey elde edemedik.Eğer bir ülkenin alt yapısı üst sınavda böyle bir sonuç alıyorsa alt yapıda büyük düşüş var demektir. Hakeza Gençler greko - romende katıldığımız Avrupa Şampiyonasında ise hiçbir sıklette madalya alamayışımız güreşin nereden nereye geldiğinin bir işaretidir. Adeta sıfır çektiğimiz bu şampiyona sonrasında alt yapının ehil ellerde olmadığı ve altyapıya ihtimam gösterilmediği gerçeğini de görmüş olduk.

Sydney de başarısız olmanın nedenleri olarak  (1) erken gitme, (2) antrenman planlanmasındaki hatalar ve (3) teknik ekip dizaynında hatalar gösterilebilir.          Hamza dışında sporcularda son derece dayanıklılığının düşük olduğu hepimizin gözleri önünde olan bir hadisedir. Böylesine önemli bir şampiyonaya sporcuların çok daha iyi hazırlanmaları gerekirdi. Salih ve Haluk hocalar burada böylesine önemli bir ekiple yıllardır beraberdir. 5 dünya şampiyonundan 4’ü ilk gün tribüne çıkıyorsa, burada antrenörler kredilerini tüketmiştir. Çünkü böyle bir takım 40 yılda ancak elimize geçmiştir. Sporcuların yüksek moralle oraya götürülmeleri iyi antrene edilmeleri, sporcuların çok sevdikleri ve kendilerini başarılı yapan bazı hocaların kampta bulundurulmaması ve onların devre dışı bırakılması federasyonun en büyük hatalarıdır. Burada kişisel kaprisler ön planda tutulunca, olan Türk Güreşi’ne oldu.

Serbest güreşimizde herkesin malumu son derece kötü bir sonuç alındı. Sebebi yanlış çalışma sistemi ve hiçbir milli takım tecrübesi olmayan  Vlademir Yumin’e, Türk Milli Takımının teslim edilmesidir. Kamplarda antrenörler arasında uyumsuzluk vardır. Hatta antrenörlerin kampta birbirleri ile konuşmamaları gibi olaylar duyumlarımız arasındadır. Tüm bu hadiselerin çalışmalara yansıması, motivasyonun bozulması, gelinen bu kötü tablonun sebeplerindendir. Türk  serbest takımı eğer ki yüksek oranda dayanıklı olsa idi Sydney’den bu sonuçlarla kesinlikle dönmezdi.

Sydney’e erken gitme en büyük hatalardan birisiydi. Milli takımlarımızın Sydney olimpiyatlarına serbestte müsabakalardan 27 gün ve Greko - romende ise 21 gün önce götürülmesi fevkalade büyük bir hataydı. Çünkü yıl boyu devamlı yüksek ve uygun rakımlarda çalışan  sporcularımızı, uzmanların görüşüdür diyerek 0 rakımlı ve 10 binlerce insanın  istihdam edildiği Olimpiyat köyüne götürmek aslında onları bir bakıma ateşe atmak gibi bir şeydi. Bu hadiseye sporcular da razı olmamasına rağmen dinleyen olmadı. Ben kendi köşemden “20 ağustos tarihinde “Ateşle oynuyorlar güreşime yazık olacak şeklinde” yetkilileri uyarmıştım. Ama karar alınmıştı ve olan oldu. Erken gitmenin mahzurları ne idi? Bunları şu şekilde sıralayabiliriz; (1) sporcularımızın antrenman için partner  olmayışı, (2) kilo düşerken yeterli motivasyon ortamı olamayacağı, (3) antrenmana gidiş ve gelişlerde gürültü ve organizasyon bozuklukları, (4) motivasyona direkt etki eden çevre faktörünün olmayışı, (5) yüksek rakımda  yıl boyu hazırlık yaparak müsabakaya 1 ay kala sıfır rakımlı deniz seviyesine inilmesi, (6) tam 6 tane Dünya şampiyonu olmuş iddialı bir takım olan milli takımımızın orada günlerce beklemenin verebileceği stres, sinir sisteminin yıpranabileceği hususunun düşünülememesi, (7) antrenman kadar dinlenmenin de önemini düşünerek binlerce insanın kaldığı ve her spor branşının ikamet ettiği Olimpiyat köyünde psikolojik olarak yeterli dinlenmenin sağlanamayacağının hesaplanamaması ve (8) sporda teknik taktik bilgiler kadar önemli olan  bir diğer öğe ise psikolojik dayanıklılık  sağlanmasıdır. Bir sporcuyu mutlaka yarışmalardan çok önce eğitici tarafından yapacağı işi mutlaka başaracağını ve ruhen ona motive etmesi gerekmektedir. Bu başarıda en büyük etkenlerden biridir. Ne serbestte ne de greko - romende bu mümkün olmadı. Çünkü her iki stilde de eser sahibi ve başarılı insanlar zaten milli takım dışında idi. Olan sporcularımıza oldu.

Sonuç olarak, Sydney’e  dünya şampiyonları Şeref, Hamza, Nazmi, Ercan, Hakkı, ve Harun, Avrupa şampiyonları; Yüksel, ve Aydın, dünya ikincisi Ahmet Doğu ve dünya üçüncüsü Adem Bereket’ten oluşan  başarılı elamanlardan kurulu bir ekiple mücadele ettik ve sonuçta tek altın, Hamza Yerlikaya’dan geldi ve adeta güreşimizin prestijini kurtardı. Bu yeterli mi? Asla, güreşimizin hak ettiği başarı bu değildi. Güreşimizin 4 senede geldiği bu durumu tekrar düzeltmekte bir hayli zor görünmektedir.

          Teknik ekip dizaynında hatalar olmuştur. Bunu serbest ve greko - romen açısından ayrı ayrı değerlendirmek istiyorum.

         Serbest güreş Vladimir Yumin gibi milli takım antrenörlüğü deneyimi olmayan birisini milli takımın başına getirmek büyük bir hata idi. Hakeza milli takımda İbrahim Akgün ve Ahmet Ak ikilisi mutlaka tutulması lazımdı. Çünkü gerek teknik gerekse çalıştırıcılık kabiliyetleri olarak başarılı insanlardı. Aynı şekilde alt yapıda tecrübesiz çalıştırıcılara emanet edilmiş ve çökme noktasına gelen alt yapı maalesef  yönetimin hataları antrenör tayinlerinde yakın çevre kayırmaları sonucunda bu hale gelinmiştir.

Greko - romende ise, Salih Bora ve Haluk Koç uzun yıllardır bu takımın başındadır. Peki Milli takıma devamlı elaman veren İstanbul Büyükşehir Belediyesi antrenörü İbrahim Yıldırım ve alt yapının en  başarılı kulübü İstanbul Güreş İhtisas Kulübü antrenörü Ata Karataş neden görevden alındı. Olimpiyat gibi büyük bir organizasyona en az 5 antrenör olması gerekirken, neden iki hocada ısrar edildi. Oysa Rusya ve USA da en az 7 ila 10 arasında antrenör bulunmaktadır. Başarıları da herkesin malumu ortadadır. Oysaki Olimpiyat senesi olması hesabı ile kişisel hesaplar, kırgınlıklar ve  dargınlıklar bir kenara itilerek her iki stilde  eser sahibi güreşi iyi bilen güreşçi motivasyonundan anlayan  antrenörler kampa alınmalıydı. Bir fikir sentezi yapılıp çalışmalar yapılmalıydı; ama yapılmadı.  İşte O zaman sonuç ortadadır. 1997-2000  döneminde teknik ekiplere, antrenörlere, bilhassa çok baskı uygulanmış, onlar azarlanmış ve onların işlerine müdahale edilmiştir. Bu husus birçok teknik insanın kendi ifadesidir. Kısacası bu dönemde gerek üst yapı gerek alt yapı ehil ellere teslim edilmedi. Gelinen nokta zaten bunun en iyi göstergesidir.   

         Uzun süreli kamplar önemli sorunlardan birisidir. 1999 yılında Ankara da düzenlenen Dünya serbest güreş şampiyonası için  son hazırlık  kampı tam bir ay yapılmıştı. Son yıllarda serbest güreşte yakaladığımız en önemli fırsatlardan birisi Ankara da elimize geçmişti; ama ne yazık ki faydalanamadık. Gelişen teknoloji ile birlikte spor biliminde de büyük gelişmeler olduğu malumdur.Tüm dünyada kamplar 14, 18 ve 21 gün şeklinde yapılmaktadır. Bir ay kampta dünyada hiçbir ülkede sporcu tutulacağını sanmıyorum. Hakeza bu durum Sydney ekibimiz içinde olmuştur. Ekibimiz greko - romen 23 gün, serbest ise tam 27  gün Sydney’de çalışma zorunda kalmıştır.Sporda çalışmanın yanı sıra çevre faktörü, ara dinlenme ve  vücudun tekrar toparlanması da son derece önemli hadisedir. Maalesef bu konularda büyük hatalar yapılmıştır.

         Acilen alınması gereken tedbirleri; şu şekilde maddeler halinde ifade edebiliriz;

1) Tüm güreş okullarında mutlaka günün 24 saati orda kalacak, sporcularla ilgilenecek kadrolu antrenörler atanmalıdır.Bu okullar da her türlü mali finans  açısından yeterli hale getirilmelidir.

         2) Milli takım çalıştırıcıları tayin edilirken bir antrenör üst kurulu oluşturulmalı ve burada mesleğinde uzman eser sahibi Türk milletine faydalı olabilecek insanların demokratik bir şekilde göreve getirilmelidir. Eskiden her gelen yönetim kendi adamı ile çalışmak istemesi, güreşimizi bu hale sen ben münakaşaları ile getirdiği bir gerçektir.

3) Ligleri ödüllü yapılmalı ve ödülleri kulüpleri özendirecek şekilde olmalıdır.

4) Sporcu ödül yönetmenliği kesinlikle değiştirilmeli, konut ve otomobil ödülü yeniden ihdas edilmelidir.Bugün Rusya’da dahi 250-500 bin dolarların ödendiğini düşünürsek, bizdeki rakamın çok komik olduğu meydandadır.

5) Türkiye de tüm okullar genelinde güreşin ders olarak konması, yayın - medya ve TV kanalı ile güreş sporunun genç nesillere sevdirilmesi amaçlanmalıdır.

6) Büyük şehir belediyelerinin hepsine güreş takımı kurma zorunluluğu getirilmeli ve onlara yardım edilmelidir. Hakeza amatör olarak bir İstanbul Güreş İhtisas Kulübü gibi şampiyon makinesi kulüplerin de mali açıdan finanse edilmesi gerekir.

7) Şampiyonlara hayat boyu garanti  olacak maaş sistemine derhal geçilmeli ve burada sağlanan refah yeni nesillere   iyi bir mesaj verilmelidir.

8) Maaş bağlanma esaslarına, Dünya ve Olimpiyat şampiyonlarının yanı sıra Avrupa şampiyonlarının da mutlaka eklenmesi gerekmektedir.

9) Tüm spor branşlarında usta antrenör mumla aranır. Türkiye’mizde hiç değer verilmeyen ise çalıştırıcılardır. En az ödül alan onlar,horlanan onlar, kamplarda maaşsız bedava çalışan onlardır. Yeni çıkarılacak kanunda Türkiye’yi Dünya, Avrupa ve Olimpiyat şampiyonu yapmış teknik adamlara zaman mefhumu tanınmaksızın onlara da sporculara verilen maaşın aynısı verilmelidir. Bu madde kanuna mutlaka eklenmelidir. Çünkü dünyada hiçbir sporcu kendi başına şampiyon olmamıştır. Nasıl ki devlet sanatçısı,devlet sporcusu var ise”Devlet Antrenörü” neden olmasın? Çünkü sporcu büyük ödüller alırken, onu eğiten insanı rezil etmenin hiçbir haklı mantığı olamaz. Eğiticilere gereken önem mutlaka verilmelidir. Biz şimdi objektif ve tarafsız gözle 4 yıl boyunca (1) göreve getirilen ve (2) görevden alınan ve tekrar göreve atanan kadroya bir göz atmalıyız;

1997-2000 4 yllık dönemde güreşimizi yöneten eski yönetimin  1997 seçimlerinde yayınlanan bildirgesinde iddialı bir söylemi vardı. “Ruhen ve bedenen sağlıklı gençleri seçkin çalıştırıcıların yönetiminde eğiterek,Türk güreş Tarihinin şerefli sayfalarda yerini almasını sağlamak” söylem bu idi. Biz şimdi 4 yılda yapılan teknik adam kıyımına hiçbir yorum getirmeden göz atalım. Ne söylendi? Ne yapıldı?

1997-2000 döneminde A milli takımda görev alan serbest güreş  antrenörleri Oktay Aktaş, Ahmet Ak, Muhammed Süleymanov, İbrahim Akgün, Nizamettin Oruç, Fevzi Şeker, Servet Aydemir, Sergei Yumin, Nihat Kabanlı, Mehmet Ayık, Hüseyin Çicek, Halil İbrahim Oktay, Mehmet Ayhan ve Turan Ceylan’dır.

Serbest Güreşte gençler ve yıldızlar kategorisinde görev yapanlar ise; Ahmet Ak,Yılmaz Aslan, Sait Temiz, Nuri Ayık, Mehmet Ayık, Selahattin Sağan, Cengiz Karakız, Abdullah Benli, Ali Akkaya, Mustafa Öcal, Mahmut Akkuş, Remzi Musaoğlu, Metin Topaktaş, Hasan Karaman, İbrahim Üngör ve Ahmet Ceylan’dır.

Greko - romen A Milli Takım’ında görev yapanlar Salih Bora, Ata Karataş, Haluk Koç, İbrahim Yıldırım, Ömer Suzan, Erhan Balcı ve Mehmet Acak’tır.

Greko - romen stilde genç ve yıldızlar kategorisinde görev yapan antrenörler; Seçkin Saruhan, Erdoğan Kocak, Alaaddin Özgür, Mehmet Acak, Ömer Suzan, Erhan Balcı, Mustafa Boylu, Ahmet Özbeğe, Mehmet Uysal, Erdoğan Karaali, Mahir Yazıcı, Rüstem Koyuncu, Stefan Rusu, Salih Yılmaz ve Yalcın Karapınar’dır.

Görevden alınan antrenörler ise, Oktay Aktaş, Mehmet Ayhan, Nihat Kabanlı, Abdullah Benli, Cengiz Karakız, Halil İbrahim Oktay, Muhammed Süleymanov, Ata Karataş, İbrahim Yıldırım, Mehmet Uysal, Mustafa Öcal, Ali Akkaya, Mahmut Akkuş, Ahmet Ceylan,İbrahim Akgün, Ahmet Ak, Erdoğan Koçak, Rüstem Koyuncu, Erdoğan Karaali, Mahir Yazıcı, Nizamettin Oruç, Nuri Ayık, Yılmaz Aslan, Haydar Kabaktaş, Hüseyin Çiçek, Remzi Musaoğlu, Mehmet Acak, Alaaddin Özgür, Ahmet Özbeğe, Mustafa Boylu, Mahmut Akkuş, Mehmet Biçici, Turan Ceylan, Abdullah Benli, Mehmet Ayık ve Salih Yılmaz’dır.

Görevden alınıp tekrar görev verilen antrenörler ise, Alaaddin Özgür, Servet Aydemir, Mehmet Ayık ve Ahmet Özbeğe’dir. Görevlendirilen toplam antrenör sayısı 52, görevden alınan antrenör sayısı 36’dır. Görevden alınıp tekrar göreve getirilen antrenör sayısı ise; 4’tür. Bu tablo büyük bir antrenör kıyımını göstermektedir.

10) Türk güreş vakfı daha aktif hale getirilmelidir. Tesis  ve anıt mezar ile uğraşmak yerine güreşi ayakta tutacak altyapı kanallarına mutlaka yatırım yapmak zorundadır.

11) Halihazırda özelleştirme nedeni ile zor durumda olan kulüplerin yeniden canlandırılması ve bağlı oldukları bakanlık ve genel müdürlük nezdinde girişim yapılarak çareler bulunmalı ve kulüpler yeniden canlandırılmalıdır.

12) Milli takım kampları her türlü donanım açısından düzenli olmalı ve sporcular, kulüplerinde de yıl boyu karteks sistemi ile denetim altında tutulmalıdır.

13) Ferdi bazda verilen ödül sistemi takım sistemine dönüştürülmelidir. Çünkü şampiyon olan sporcuya ödül verilmekte geri de kalan partnerlik görevi yapan ve şampiyon sporcuyu hazırlayan, ona antrenman veren sporcular mağdur olmaktadır. Bu hadise zaman zaman kamplarda antrenman verecek sporcu bulunamamasına sebebiyet vermektedir. Bu nedenle şampiyon olan sporcuya devlet ödülü gereği ödül verilmesi şarttır. Buna ek olarak sponsorlar marifeti ile sıkletinin  ikinci ve üçüncü isimlerine ve belirli bir kariyeri olan sporculara da ödül verilmeli ve kamplarda maaşa bağlanmalıdır.

14) Güreş sporunda antrenör en kolay göreve getirilen ve en kolayda görevden alınan, hiçbir esprisi ve geliri olmayan tek insandır. Görevden alınması federasyon başkanının “Kardeşim seni görevden aldım.” demesine yani iki dudağın arasından çıkacak iki cümleden ibarettir. Ne sigorta ne maaş sadece kamplarda 1 milyon TL yevmiye ile çile doldurmaktadır. Oysa sporcuya milyarlar ödül verilirken, ona 5 ile 10 arasında cumhuriyet altını ile bayram şekeri verir gibi gönlü alınmaya çalışılmaktadır. Bana göre dünyanın hiçbir antrenörün bu kadar aşağılandığı bir yer yoktur.

15) Takım şampiyonlukları özendirilmelidir. Nedeni star sporcular şampiyon olunca ödül almaktır. Diğer ödül alamayanlarda kıskançlık ve motivasyon bozuklukları olmaktadır. Bu nedenle takımın ilk üç derecesine ödül konmalı ve takıma her puan getiren sporcu getirdiği puan paralelinde ödüle layık görülmelidir. Bu durum sağlandığı takdirde takım ruhu yeniden canlandırılacak, birlik ve beraberliğin pekişmesine sebebiyet verileceği kanaatindeyim.

16) Kamplarda mutlaka iki malzemeci bulunmalıdır. Kampta bulunan herkes çağdaş seviyede maaş almalıdır. Teknik kariyerlerine, antrenörlük derecesine, uluslararası kariyer, yetiştirmiş olduğu başarılı sporcular ve antrenörlük karnesine göre maaşa tabi tutulmalıdır.

Genel sonuç olarak, Türk Güreşi gerek alt yapı gerek ise üst yapı konumunda 1997-2000 dönemini iyi kullanamamıştır.Türk güreş tarihi boyunca gelmiş geçmiş federasyon başkanları arasında mali ve bürokrasi işlemleri açısından en şanslı başkan Sayın Ahmet Ayık‘tı. Bunun sebebi yıllardır yakın arkadaşı olan Sayın Fikret Ünlü Bey’in Spordan Sorumlu Devlet Bakanı olmasıdır. Her isteği noksansız yerine gelmiştir. Bunun yanı sıra Türk Güreş Vakfının tek patronu sayın Ayık’tır. Yani mali açıdan görüntüde bir problemi yoktu. Bu büyük bir şans idi. Peki bu şan değerlendirildi mi? Maalesef; eğer  bu nimetlerin kadri bilinse idi, güreşimiz bu hale gelmeyecekti. Genelde izlenen yol, ben bilirim zihniyeti,  bilen insanların dışlanması,  hakem  kurulu, teknik kurul ve hiçbir kurulun sağlıklı şekilde çalıştırılmaması bu duruma gelinmesine sebep olmuştur. Bunun yanı sıra çok büyük bir antrenör kıyımı yapılmıştır.

        

Oturum Başkanı Avni TARHAN:

Şimdi ikinci konuşmacımız sayın ATİK Bey’e mikrofonu veriyorum.      

 

Konuşmacı: Y.Doç. Dr. Muharrem ATİK

Dicle Üniversitesi-DİYARBAKIR  

 Konu: Dünya Güreşi’nin Son Durumu ve Milli Takım Antrenörleri Nasıl Olmalı

 Değerli katılımcılar konuşmama başlamadan önce sizleri saygıyla selamlıyorum. Güreş sporunun müellifi olmadığı, çağlar boyu insanlığın daha güçlü kuvvetli olması amacıyla, tüm uluslar tarafından değişik şekillerde tatbik edile gelmiştir.

         Bilindiği gibi güreşin kendine has spesifik özelliği nedeniyle diğer spor dallarından farklı olarak, rakip ile ikili mücadelede ve rakibe bağımlı olarak çeşitli vaziyetlerde uygulanan zengin teknikler sayesinde insan vücudunun tüm adaleleri bazen de hamur şeklini alarak güçlenir ve gelişir. Karşı karşıya, göğüs göğüse ikili mücadelenin gerektirdiği ve geliştirdiği güç, dayanıklılık, çeviklik, dikkat, cesaret ve kararlılık zengin tekniğin kullanımındaki beceri, esneklik ve zeka nedeniyle tüm otoritelerin de kabul ettiği gibi güreşçiler dünyanın bir numaralı sporcuları konumundadır. Milattan önce 776 yılı Olimpiyatlarında ve milattan sonra 1896 yılında tertiplenen ilk olimpiyatlarda da güreş sporunun final sporu olarak tatbik edilmesi ona verilen önemin başlıca göstergesidir.

         Güreş müsabakaları önceleri zaman mefhumu olmadan tatbik edilirken, daha sonra iki devrelik 20’şer dakika, takibinde iki devrelik 10’ar dakikaya indirilmiştir. ikinci Dünya Harbinden günümüze kadar ise, güreş sporunda hiçbir spor dalında olmadığı bir şekilde 7 defa zaman değişikliği yapılmıştır. Bu kadar zaman değişikliği beraberinde birçok kural ve kaide değişikliklerini de getirirken, güreş sporunda daimi dalgalanmalara sebep olup, rayına oturmasını engellemiştir.

         İkinci Dünya Savaşından sonra Türk Güreşçileri, 1948 Londra Olimpiyatlarında 4 Altın ve 1951 Helsinki’de tertiplenen ilk serbest güreş dünya şampiyonasında, 8 sıkletin 6’sında birden Dünya Şampiyonu olmaları, Türk güreşçilerinin dünya minderlerinde gerek güreş tarzları ve gerek teknik bilgileri bakımından örnek teşkil etmişlerdir. Türk güreşçilerinin, dünya güreşindeki hakimiyetleri 1960 yılının ortalarına kadar sürmüş, bu arada dünyada ikinci güç olarak önce, Sovyet Rusya ve daha sonra Bulgaristan, Japonya, İran ve Birleşik Amerika güreşçileri ortaya çıkmıştır. Böylelikle de güreş sporlarında altı büyükler ortaya çıkmıştır.

         Bu altı-büyüklerin aralarındaki rekabet sayesinde dünya güreşi hızlı ilerleyip gelişmiştir. Türk güreşçileri ise bu arada bilimsel ve idari yönden gelişmelere ayak uyduramayarak 1965’lerden sonra büyük bir gerileme dönemine girmiştir. Altı-büyüğün dışında kalan Türkiye’nin yerine, dünya güreşinde yeni güç olarak, Moğolistan, Doğu Almanya, Polonya, Macaristan, Küba gibi ülkeler ortaya çıkmıştır. 1970-90 yılları arasında başta Sovyetler Birliği olmak üzere, yukarıdaki ülke güreşçileri madalyaların çoğunluğunu kendi aralarında paylaşmışlardır. Bu devrede ise, Türk güreşçileri büyük bir inişli çıkışlı, dalgalı hatta zaman zaman çöküntüye varan neticeler elde etmiştir. Örneğin, 1981’de Polonya’nın Lost kentinde düzenlenen Avrupa şampiyonasında takım olarak sadece bir puan alınırken, 1986 Atina Avrupa Şampiyonasından takım olarak 0 puanla dönülmüştür. 1985-86 Budapeşte Dünya Şampiyonalarında ise, 1985’te 6 puan ile 18’inci, 1986’da sadece 2 puanla takım olarak 22’inci olunmuştur. 1988-89 yılları arasında Türk Güreşinde belirli bir kıpırdama ve gelişme başlamıştır. Örneğin, Ankara Avrupa Şampiyonasında 10 sıkletin 9’unda madalya alarak, uzun yıllar sonunda Bulgaristan’ın önüne geçerek Avrupa ikincisi olunmuştur. Yine, 1989 Lozan Dünya Şampiyonasında her ne kadar da madalyasız dönülmüş ise de, 49 puanla uzun yıllardan sonra takım halinde dünya 3.sü olunmuştur. 1989 yılının sonunda Doğu Bloğunun çöküşüyle, dünya güreşinde büyük bir dalgalanmalar başlamış, sosyo-ekonomik değişiklikler bu ülke sporcularını geçim derdine düşürmüştür. 1990-96 yılları arasında dünya güreşinde adeta çöküş denebilecek seviyede düşüşler meydana gelmiştir.

         Sovyetler Birliği, Bulgaristan, Moğolistan, Doğu Almanya, Polonya, Macaristan, Romanya gibi ülkelerin güreşteki düşüşleri yanında Birleşik Amerikalı güreşçilerinde kendilerini gevşetmeleri, dünya güreşinin seviyesini daha aşağıya çekmiştir. Türk güreşinde başlayan ilerleme, Bulgaristan’dan göç eden 10-15 kaliteli güreşçinin yanı sıra, gençlerden gelen Mahmut DEMİR, Sabahattin ÖZTÜRK, Ahmet OREL, Muharrem DEMİRÖREN, Fatih ÖZBAŞ, Selahattin YİĞİT, Turan CEYLAN gibi gençlerinde takıma dahil olması Türk güreşindeki rekabeti artırarak kaliteyi de yükseltmiştir. Ancak, 1990-96 yılları arasında bu potansiyelin tam olarak verimli bir şekilde kullanıldığını söylemek zordur. Bu devrede Türk güreşinin başına, spesifik serbest güreşi, özellikle Türk güreşçilerinin başarılı oldukları ayaklara dalıp, tutma tekniklerinde zayıf olan Şahmuradov’un getirilmesi büyük bir talihsizlik olmuştur. 1996’lardan sonra idari ve teknik hatalar Türk güreşini tekrar çöküş seviyesine getirip 2000 Sydney Olimpiyatlarında güreş sporunun anavatanı sayılan Türkiye’nin madalyasız dönmesine sebep olmuştur.

         1996 Atlanta Olimpiyatlarından önce, bizzat Rusya ve Ukrayna devlet başkanlarının, Olimpiyat şampiyonlarına 50, ikincilere 30, üçüncülere 20’şer bin dolar ödül vaat etmeleri, bu ülke güreşçilerini kamçılamıştır. Bu arada geçim şartları yavaş yavaş düzelmeye başlayan Kazakistan, Özbekistan, Bulgaristan, Azerbaycan, Gürcistan gibi ülkelerde de belirli bir toparlanmalar görülmeye başlanmıştır. Bu ve benzeri ülkelerin sosyo-ekonomik durumlarının düzelmesiyle dünya güreşindeki rekabet ve kalite daha da artacaktır. Unutulmamalıdır ki o ülkelerde yetiştiriciler ve alt yapı yerinde durmaktadır.

Milli takım antrenörleri nasıl olmalıdır? Antrenörlük zor, meşakkatli, heyecanlı yer yer dalgalı, inişli çıkışlı, ümit dolu çok yönlü bilgi ve başarıya adanmışlık ve büyük fedakarlık gerektiren bir meslektir. Antrenörlüğün özelliklerini şu şekilde sıralayabiliriz;

1) Milli takım antrenörlüğüne yükselebilmek için antrenörler birçok aşamalardan geçmeli, çeşitli kulüplerde ve yaş gruplarında çalışarak başarıya giden yolları keşfetmeli, kendini ispatlamalı, bilime açık daima gelişmeleri takip ederek, okuyarak, bilgisini ve kendisini geliştirmelidir.

2) Milli takım antrenörleri yüksek bilgi birikimi, tecrübesi, kabiliyeti ile herkes tarafından kabul ve saygı görmeli, sporcularına ise çalışmalarda ve müsabakalarda başarılı olmalarına ümit, inanç, itimat telkin etmelidir.

3) Milli takım antrenörleri teorik, pratik, teknik - taktik çalışma metotlarının yanı sıra, spor fizyolojisi, spor psikolojisi çeşitli rakımlarda saat farklılıklarında çalışma ve müsabaka metotlarını okuyarak daimi bir şekilde bilgisini geliştirmelidir.

4) Milli takım antrenörleri yaratıcı, yeni fikirler çalışma şekilleri üretebilen, muhasebe, tahlil ve tahmin gücü kuvvetli kendi ve rakip sporcularını objektif bir şekilde kıyaslayıp, değerlendirip, gerekli tedbirleri zamanında alabilmelidir.

5) Milli takım antrenörü en az 1 yabancı dil bilen, güreşte ileri ülkelerin güreşçilerini ve çalıştırıcılarını, çalışma metotlarını, çalışma vasıtaları ve perspektiflerini, gerçekçi bir şekilde takip ederek değerlendirmeli, ve bu konudaki bilgileri doyurucu bir şekilde güreş camiasına aktarmalıdır.

6) Milli takım antrenörleri başarılara odaklanan, zorluklarda yılmayan, başardıkları ile yetinmeyen daima daha yüksek başarılar hedefleyen, tuttuğunu koparan ve çelik iradeli bireyler olmalıdır.

7) Milli takım antrenörleri geniş ufuklu, yüksek spor kültürü, vizyonu olan, sporcularına adilane ve objektif davranabilen, ülke güreşinin gelişmesinde gerçekçi stratejiler belirlemede etkin fikirler üretebilen kişiler olmalıdır.

    

Oturum Başkanı Avni TARHAN: Kıymetli misafirler şimdi Avrupa ve Dünya Şampiyonu ve Serbest Milli Güreş Takım kaptanı Zekeriya GÜÇLÜ Bey’e söz veriyorum. GÜÇLÜ aynı zamanda kasım 2000’de Tokyo’da yapılan Üniversiteler Dünya Güreş Şampiyonasında 130 kiloda birinci oldu. Kendisini ve tahsil gördüğü Ondokuz Mayıs Üniversitesini tebrik ediyorum. Buyurun Sayın GÜÇLÜ.

 

Konuşmacı: Zekeriya GÜÇLÜ

Serbest Güreş Milli Takım Kaptanı

Gebze Belediyesi Spor Kulübü

 

Konu: Serbest Güreşçilerin Sorunları

 

Sayın Başkanım, Kıymetli Davetliler; Sporcuların sorunlarını dile getirme fırsatı verildiği için şahsım ve arkadaşlarım adına sayın başkanımıza teşekkür ederim. Başlıca sorunlarımızı ifade edecek olursam, önem sırasına göre şöyle sıralayabilirim;

1) Milli kamplarda sürekli olarak bir doktor, masör ve psikolog görevlendirilmelidir.

2) Milli takım kampına çağrılan sporculardan birisinin sakatlanması halinde sporcu, sakatlığı ile baş başa bırakılmadan sporcu ile ilgilenilmelidir. Bununla birlikte milli takım kampında bulunan bütün sporcuların özel sağlık sigortası kapsamına alınarak, sporcuların kafasındaki sağlık problemleri ile ilgili sorunları tamamen çözümlenmelidir.

3) Milli takım kamplarında her sıklette en az dört sporcunun bulundurulması sağlanmalıdır. Daha fazla partnerle çalışmanın verimli olacağı kanaatindeyiz. Bu sporcuların kampta tutulması için maddi bir destek verilmelidir.

4) Her kampta bir kamp müdürü görevlendirilmelidir. Ancak kamp müdürünün teknik ve sporcu idaresine karışmadan diğer organizasyon konuları ile ilgilenmesi sağlanmalıdır.

5) Milli takım kampında bulunan sporcuların hayatlarının yalnız milli takım kampı olmayıp, bir aile yaşantılarının da olduğu antrenörlerimiz ve yöneticilerimiz tarafından bilinmelidir. Uzun süren milli takım kamplarında bulunduğumuz için ailelerimize gerekli ilgiyi gösteremiyoruz. Bu da bizim performansımızı olumsuz yönde etkilemektedir.

6) Yoğun ve yorucu antrenman programlarımızın sonunda, ruhen ve bedenen rahatlamamız için sinema, tiyatro ve tarihi geziler, kültürel geziler gibi sosyal aktivitelere yer verilmelidir.

7) Globalleşen çağa ayak uydurabilmemiz ve fiziki performansımızın yanı sıra eğitim düzeyimizi de yükseltmek için milli takım kamplarımıza birer kütüphane kurulması, bilgisayar kursları düzenlenmesi, yabancı dil eğitimi ve çeşitli seminerlere yer verilmesi gerekmektedir.

8-     Federasyon tarafından atanan antrenörlere her konuda tam yetki verilmesi, federasyonla antrenörler arasında doğabilecek sorunların sporculara yansıtılmamasına, özen gösterilmelidir.

Sorunlarımız bundan ibarettir. Sayın başkanıma ve tüm ekibine şahsım ve sporcu arkadaşlarım adına başarılar dilerim. Teşekkürler.        

                     

Oturum Başkanı Avni TARHAN: Şimdi sözü eski milli takım antrenörlerinden Sayın Yakup TOPUZ’a veriyorum.Buyurun Sayın TOPUZ            

 

Konuşmacı: Yakup TOPUZ

TEAŞ Spor Kulübü -Ankara

 

Konu: 2000-2004 Serbest Güreşin Hedefleri

         Türkiye serbest güreşte, 1996 Atlanta Olimpiyatlarında istediği hedefe hepimizin bildiği gibi 28 yıl aradan sonra Mahmut DEMİR’in şampiyonluğuyla ulaşıldı. 1996-2000 yıllarını iyi analiz edersek serbest güreşin Sydney’de istenilen başarıya ulaşılamaması, gelecek için daha dikkatli plan ve programları yapmamız gerektiğini bizlere göstermiştir. Plan ve programlar genelde olimpiyattan olimpiyata yapılır. Türkiye’nin dünya güreşindeki yeri ilk altı’nın içerisindedir. Güreşte başarı A takımının aldığı derecelerle ölçülür. Tabi burada altyapı ve gençler başarılı ise, A takımı her zaman başarılı olur. Türkiye serbest güreşte kaynak bakımından Dünya güreşinde ilklerin içerisindedir. Türkiye’nin serbest güreşte başarısızlığı kabul edilemez. Eğer başarısız olunuyorsa bunun sebebini mutlaka bulmamız gerekir. Güçlü ülkelerin hedeflerinde zaman zaman sapmalar olabilir. Örneğin 1993 Toronto’daki serbest güreş şampiyonasında Amerikan takımı dünya şampiyonu olduğu halde, 1994 İstanbul’daki Dünya şampiyonasında 10’uncu olmuştur. Başka bir örnek daha vermek gerekirse, 1994’deki İstanbul’da yapılan şampiyonada birinci olan Türkiye, 1995 Atlanta’da 5’inci olmuştur. Sistemleri olan ülkeler zaman zaman başarısız neticeler alsalar dahi istikrarlı olan ülkelerdir. 2000 Sydney Olimpiyatlarında (serbest) güreşçilerimiz büyük bir hezimete uğramıştır. 1992-1996 yıllarında güreşte başarılı bir devre geçirildiği yapılan derecelerle görülmektedir. Serbest takım 1993’te Avrupa şampiyonu, 28 yıl aradan sonra 1994’te Dünya şampiyonu, yine 28 yıl aradan sonra Olimpiyat şampiyonu çıkarmışız. 1992-1996 yıllarında gençlerde ve büyüklerde alınan ferdi birincilikler, Türk Güreş tarihinin hiçbir devresinde alınmamıştır. 1996-2000 yıllarında Türkiye, yakaladığı istikrar ve başarıyı bu dönemde neden yakalayamamıştır. Bunun sebebi, görev yapan teknik kadroların işbaşından uzaklaştırılması ve bunun yerine ehliyetsiz, tecrübesiz bir ekiple devam edilmesidir. Dünyanın güreşte güçlü ülkelerine bakıldığında güreş takımlarının başında en az 3-4 olimpiyatta görev yapan antrenörler bulunmaktadır. Federasyonun değişmesi bizde olduğu gibi “Sen bana oy vermedin bende sana görev vermiyorum” demezler. İstikrar açısından bir ekip başarılı ise yola onunla devam edilir.

         Her federasyon başarılı olmak için göreve gelir. 1996-2000 yıllarının federasyonu Türk güreşini daha ileriye götürmek ve kalıcı iyi işler yapmak için göreve geldiğine şahsen bütün samimiyetimle inanıyorum. Çünkü zamanlarını ve enerjilerini bu işe verdiklerini yakinen bilen bir kişiyim. Ama neden başarı gelmedi, çünkü uygulanan metot yanlıştı. Göreve getirdikleri ekipler zayıftı. İstişare ettiği kişiler art niyetliydiler. Birde ben her şeyi bilirim zihniyeti başarısızlığı getirmiştir. Zaman zaman iyi işler de yapmışlardır. Göreve geldiklerinde birinci parolaları olan Türk güreşindeki birlik ve beraberliği sağlamayı başaramamışlardır. Huzurun olmadığı yerde başarıyı yakalamak mümkün değildir.

Sydney olimpiyatları sırasında ve sonrasındaki olan olayları ve konuşmaları Türk güreş camiası hak etmemişti. Bunlar bizim konumuz olmamakla beraber güreşte hedefe giderken maddi ve manevi huzursuzlukları belirtmek gerekmektedir. Göreve gelen yeni federasyon, bu konulara dikkat ederek aynı yanlışlıkları yapmasın. Önce camianın birlik ve beraberliği sağlanmalıdır. Ondan sonra başarı gelir. Bana göre ana hedefte bu olmalıdır. Güreşte hedefe varmak için nelerin yapılması gerektiği, hangi faktörlere öncelik verilmesi konularını iyi analiz etmemiz gerekmektedir. Serbest güreşte hedefe tesir eden faktörler olarak (1) Güreş Federasyonu ve yönetim kurulu, (2) Milli takım antrenörlerinin seçimi, (3) altyapı çalışmaları ve güreş okulları ,(4) kulüp çalışmaları, (5) (6) yıldızlar ve gençler milli takım kamp çalışmaları,(7) kamp yerleri ve çalışma ortamı (8) biyokimya ve beslenme, (9) moral ve motivasyon, (10) Basınla ilişkiler, (11) Ödül ve sosyal konular gösterilebilir.        

1) Güreş federasyonu ve Yönetim kurulu : Güreşte iyi işleyen federasyon bürosu, işi bilen aktif yönetim kurulu, başarıyı getiren etkenlerin başında gelir. Önce yabancı dil bilen dürüst, çalışkan bir genel sekreterle işe başlamak, teknik ve idari ast başkanlar tespit edilirken işinin uzmanı kişilere görev verilmelidir. Federasyon yönetim kurulunu ben zihniyetinden çıkarıp, biz zihniyetiyle yönetmek gerekir. Federasyon başkanı kamptaki sporcunun malzemesiyle ilgilenmemelidir. Örneğin, federasyon yönetim kurulunun bazı konularda anlaşmazlığa düşmesi, milli takım antrenörlerine yansıtılması ve bu konuların sporcular tarafından bilinmesi moral ve motivasyonu etkileyerek fitneye sebep olmaktadır. En önemli konu milli takım antrenörlerine görev verildikten sonra işlerine karışılmaması, yetkilerinin artırılması ve onlara güvenilmesi gerekir. Korktuğu zaman çok fazla yanlış yapılmakta ve bunun sonucu olarak da başarısızlık gelmektedir.

2)               Milli Takım Antrenör Seçimi: İşin temeli ve başarının mimarları olan antrenörler seçilirken, bilimsel kriterlere göre seçilmeli ve vazife ehline verilmelidir. Burada antrenörler hangi kriterlere göre seçileceği benim konum olmamakla beraber yalnız adil ve doğru bir seçimin başarı getireceğine bütün kalbimle inanmaktayım.

3) Altyapı Çalışmaları ve Güreş Okulları : Bugün Türk güreşinin kalbi altyapı çalışmalarıdır. Bununda en önemli kaynağı güreş okullarıdır. Güreş okullarında güreşçi sayısını artırmak değil, kaliteyi artırmak ana hedef olmalıdır. Bu okullar bilimsel bir laboratuar gibi çalışmalıdır. Dünya güreşinde böyle bir kaynak sadece Ülkemizde vardır. Bunu çok iyi değerlendirmeliyiz. Altyapıda yetişen güreşçiler 16 yaşına geldiklerinde güreşin bütün tekniklerini yapmalıdır. Bunun için güreş okullarında görev yapan antrenörler ülkenin en kaliteli antrenörleri olmalıdır. Altyapısı mükemmel olan güreşçiler A takıma geldiklerinde şampiyon olmaları çok kolay olmaktadır. Örneğin, Hamza YERLİKAYA, Şeref EROĞLU ve Nazmi AVLUCA gibi sporcular 17-18 yaşlarında Dünya şampiyonluklarına ulaşmışlardır. Bugün altyapıda istenilen başarı gelmemektedir. Bu konu çözümlendiğinde Türk güreşi dünya minderlerinde ilelebet var olacaktır.

4) Kulüp Çalışmaları: Ülkemizdeki kulüp çalışmaları federasyon denetimi altına alınmalıdır. Kulüplerdeki kamp çalışmaları mili takım çalışmaları ile aynı paralellikte olmalıdır. Kulüp ve milli takım antrenörleri yılda en az 2 defa bir araya gelerek, antrenman programları ve teknik-taktik konularında bilgi alış - verişinde bulunmalıdır. Kulüp antrenörleri zaman zaman milli takım kamplarına çağrılarak kulüp antrenörlerine bilgi, tecrübe kazandırılmalıdır.

5) Yıldızlar ve gençler milli takım kamp çalışmaları : Yıldızlar ve gençler A milli takımı ile koordineli bir şekilde çalışma yapmalıdır. A milli takım teknik direktörleri yıldızlar ve gençler antrenörleri ile birlikte antrenman plan ve programları yapmalıdır.

6)               Kamp yerleri seçimi ve ortamı: Milli takım kamp yerleri seçilirken, her türlü modern dizayn içerisinde olmalıdır. Kamp yerleri çalışma dönemlerine göre seçilmelidir. Örneğin, genel hazırlık kampları rakımı yüksek doğal ortamda yapılmalıdır. Müsabaka kamp yerleri, müsabakanın olacağı yerin iklim şartlarına uygun olmalıdır. Çalışma ortamı sporcuları etkileyecek her türlü olumsuzluklardan uzak olmalıdır. Sporcuların dinlenme ortamı stres atmaya uygun olmalıdır.

7) Biyokimya ve beslenme : Biyokimya, sporcu performansında önemli yer tutmaktadır. Artık babadan, dededen kalma usullerle beslenme yapılmıyor. Biyokimya denince akla kesinlikle doping gelmemelidir. Bir işte başarılı olmak isteniyorsa, dünyanın takip etmiş olduğu yolu bizde kullanmalıyız. Yıllarca performansa tesir eden vitaminleri kullanmadığımızdan, büyük şampiyonalarda herkesin bildiği gibi sayısız madalya kaybettiğimiz bilinen bir gerçektir. Güreş
’te güçlü ülkeler yıllarca birlikte çalıştığı doktorlarla hedefe gitmektedir. Örneğin Amerikalılar, Almanlar, Ruslar, Romenler gibi Spor hekimliği  tıbbın içinde ayrı bir uzmanlık dalı olarak bulunmaktadır. Ama maalesef yıllarca spordan anlamayan hekimlerle çalıştığımız bir gerçektir. Güreş federasyonu olarak, özellikle kilo düşülerek yapılan güreşte biyokimya konusuna çok önem vermeliyiz. Ayrıca kamplarda antrenman programları yapılırken kesinlikle doktor, masör, psikolog doktor ve diyetisyen bulunması şarttır.

8) Moral ve motivasyon : Bu konu sporda performansa tesir eden konuların başında gelmektedir. Bir sporcuyu teknik-taktik fiziki bakımdan ne kadar iyi hazırlarsanız hazırlayın, şayet sporcunuzu şampiyonaya motive edemiyorsanız başarılı olmanız çok zordur. Motivasyon konusu bir bilim dalıdır. Çağımızda sporda olduğu gibi hayatımızın her safhasında karşımıza çıkmaktadır. Yıllarca milli takımlarda yöneticilik ve antrenörlük yapan kişiler, bırakın sporcuyu motive etmesini, kampın havasını ve sporcuların motivasyonunu bozdukları bir gerçektir. Güreşte söz sahibi ülkelerin bu konuda çok büyük çalışmalar yaptıklarını bilmekteyiz. Milli takım antrenörleri seçilirken, moral ve motivasyon konularını iyi bilen kişiler olmalarına dikkat edilmelidir. Bu konularda mutlaka kamplarda ve şampiyonalarda psikolog bulundurulmalıdır. Güreş federasyonu olarak dikkat edilmesi gereken en önemli konu, sporcu şampiyonaya hazırlanırken moral ve motivasyona etki edecek en ufak bir olaya izin verilmemelidir.

9) Basınla ilişkiler : Bu konu sporcunun moralinde önemli bir yer tutmaktadır. Sporcu kendisi hakkında görsel ve yazılı basında yer alan  her türlü olumlu haberle moral bulur. Ama olumsuz haberle morali bozulur. Çalışma şevki ve azmi kırılır. Bunun için basınla ilgili konuları federasyon takip etmeli, şampiyona öncesi kamptaki sporcuyu basından uzak tutmalıdır.

10)  Ödül ve sosyal konular : Hepimizin bildiği gibi Ülkemizde ödül yönetmeliği yürürlüğe girdikten sonra, başarıda önemli bir itici güç olduğu bilinmektedir. Bugün ülkemizde şampiyon olmuş sporculara verilen ödüller bugünün şartlarına göre azdır. Federasyon, şampiyon olmuş ve şampiyonluk vaat eden sporculara hariçten sponsor bularak desteklemelidir. Milli takım aday kadrosu ve gençlerde şampiyon olmuş sporculara kamp dönemleri maaş verilmelidir. Ayrıca milli takımda görev yapan antrenörlere maaş verilmelidir. Bunun yanında sporcuyu yetiştiren antrenöre de ödül verilmelidir. Milli takımlar antrenör ve sporcularının maddi, manevi ve sosyal durumları federasyon tarafından takip edilerek çözüm bulunmalıdır. Sporcu ve antrenörün kafasında şampiyonluktan başka hiçbir şey bulunmamalıdır.

Dünyada güreşte güçlü ülkelerin hedefe ulaşmasındaki en önemli etken, yukarıda anlatılan konuları en ince ayrıntılarına kadar çözmüş olmalarıdır. Türkiye serbest güreşte başarılı olmayı düşünüyorsa, tüm bu anlatılan konuları tekrar masaya yatırıp neşter atmalıdır. “Olimpiyatlara altın madalya için 4 yıl çalışırsın 1 saniyelik hata yapar madalya kaybedersin. Rakibin 1 saniyelik hata yapar madalya kazanırsın”  bunun için en ince ayrıntı hesaba katılmalıdır.

Türkiye’nin serbest güreşte 2004 olimpiyatlarında başarılı olabilmesi, elindeki kabiliyetli sporcuları yetiştirmesine bağlıdır. Önümüzde yapılacak 2001 Avrupa şampiyonasında güreşecek serbest güreş takımı, Sydney Olimpiyatlarından sonra moral yönünden çok kötü bir durumdadır. 2 as elemanı ceza almıştır. Bu sporcular mutlaka affedilmelidir. Bunun yanında eldeki kadro gençlerle takviye edilerek 2004-2008 olimpiyat takımlarını hazırlamalıyız. Aşağıda isimlerini verdiğim güreşçileri milli takıma hazırlamalıyız. 2001-2004 yılları arasında milli takımda güreşmeleri muhtemel olan güreşçiler aşağıda tablo 1’de sunulmuştur.


 

 

Tablo 1. 2004-2008 Olimpiyat Takımı için Hazırlanması Gereken Güreşçiler.

 

Sıkletler
G Ü R E Ş Ç İ L E R

54 kg.

Murtaza AYDIN, Fatih YERLİ, Ersin Burak ÇETİN, *Orhan BİNBOĞA

58 kg.

*Tevfik ODABAŞI, *Erhan BAKIR, *Hüseyin DEGE

63 kg.

*Ömer ÇIBUKÇU, *İsmail ÇAYLAK, Mehmet MACİT, Mehmet YÜKSEL

69 kg.

*Ramazan ........?., Abdullah ÇAKMAK, Bekir CEYLAN, *Hakkı CEYLAN

76 kg.

Fahrettin ÖZATA, Ziya KAMBUR, *Fatih KOYUNCU, Şevki OKCANOĞLU,  Akif KURT

85 kg.

*Serhat BALCI, Seyfullah GÜNAYDIN, Bahadır KARATOY

97 kg.

Hakan KOÇ, Sait BİNGÖL

130 kg.

Fatih ÇAKIROĞLU, Recep KARA

         ( * ) Konmuş sporcular üstün kabiliyetlidirler.

 

Elimizdeki bu gençlerin tecrübelerini artırmak için senede en az 4-6 turnuvaya mutlaka göndermeliyiz. Senede 20-30 maç yapmaları onları milli takıma kazandırır. 2004 Olimpiyatlarına kadar bizim elimizde altın madalya alacak sporcular mevcuttur. 130 kg’da Zekeriya GÜÇLÜ, Aydın POLATÇI, 76 kg’da Adem BEREKET, 69 kg’da Ahmet GÜLHAN bu kadroya Harun DOĞAN ve Yüksel ŞANLI katıldığında serbest takım çok daha başarılı olacaktır. 2004 yılına kadar hedeflememiz gereken Avrupa, Dünya ve Olimpiyat oyunlarında takım dereceleri ve madalyalar tablo 2’de gösterilmiştir. 

Tablo 2. 2004 Yılına Kadar Hedeflenmesi Gereken Avrupa, Dünya ve Olimpiyat Oyunlarında dereceler.

YIL

ŞAMPİYONA

TAKIM DERECESİ

MADALYA SAYISI

2001

Avrupa

3-4

3 (1 altın)

2001

Dünya

3-6

2 (1 altın)

2002

Avrupa

2-4

3 (1-2 altın)

2002

Dünya

3-4

3 (1-2 altın)

2003

Avrupa

2-5

4-5 (2 altın)

2003

Dünya

1-5

4 (1-2 altın)

2004

Avrupa

1-4

3 (1 altın)

2004

Olimpiyat

2-4

4 (1-2 altın)

 

Not : Olimpiyatlara gidecek as takımla 2004 Avrupa Şampiyonasına da gidilirse madalya sayısı artabilir.

          Yukarıda da söylediğimiz gibi, önemli olan serbest güreşin bu hedefleri tutturmasıdır. Milli takımın bu hedeflere ulaşmasında hiçbir eksiği yoktur. Yalnız tek birşeye ihtiyacımız vardır. O da camiamızın birlik ve beraberliğinin sağlanması, akıllı, bilimsel plan programlarla, ehil kadroların iş başına getirilmesidir.  Saygılarımla.

DİĞER KONUŞMACILAR

        Oturum Başkanı Avni TARHAN: Sayın TOPUZ’a teşekkür ediyorum. Şimdi konuşma sırası sayın Dursun Ali KİSHALI da Buyurun Sayın KİSHALI

 

Dursun Ali KİSHALI’nın Konuşması: Muhterem başkan, güreş camiasının güzide mensupları, değerli basın mensupları; konuşmama başlamadan önce hepinizin geçmiş Ramazan Bayramı’nı tebrik ediyorum. 2001 yılının camiamız için başarılı bir yıl olmasını temenni ediyorum. Konuşmamı bölgesel olarak üç ana başlıkta takdim etmek istiyorum; (1) bölge illerindeki güreş faaliyetleri, (2) Erzurum’daki güreş faaliyetleri ve problemleri, (3) Çözüm yolları ve tavsiyeler.

    Bölgemizde Ağrı, Ardahan ve Iğdır’da güreş adına hiçbir faaliyet görülmemektedir. Kars ilimiz, minik ve yıldız seviyesinde Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü bünyesinde faaliyet sürdürmekte olup, herhangi bir güreş kulübü bulunmamaktadır. Keza Erzincan ilimizde önceleri Sümerspor daha sonra Şekersporun faaliyetlerini durdurmalarından sonra Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü bünyesinde minik ve yıldız seviyesinde faaliyetler görülmektedir. Artvin’in de bu illerden farklı bir durumu yoktur. K.H. İl Müdürlüğünün güreş takımı olmasına rağmen bir faaliyeti bulunmamaktadır. Ancak, Yusufeli ilçesinde Eğitim Merkezi bulunmaktadır. Yusufeli’ne çok daha fazla önem verilmelidir. Çünkü Yusufeli’nin çocuğu güreşe çok yatkındır.

         Muhterem arkadaşlar, ikinci bölüm olarak Erzurum’daki güreş faaliyetlerini ve problemlerini anlatacağım. Güreş sporu dünyada olduğu gibi Erzurum’da da çok eskiye dayanmaktadır. Daha önceleri Karakucak olarak Tortum, Oltu ve Hasankale ilçelerinde GSM’a güreşleri olarak yapılmakta iken, 1959 yılında şehir spor salonunun hizmete girmesi ve Şekerspor kulübünün kurulması ve daha sonra Kombinaspor ile Toprak Mahsulleri Ofisi ve Yolspor kulüplerinin güreşte faaliyet göstermeye başlaması ile birlikte minder güreşi de başlamış oldu. Şekerspor ve Yolspor o dönem Erzurum’da yetişen elit sporcuları bünyelerine almaları ve onlara kadro vermeleri sonucunda, güreşteki başarılar 1965 ve 1988 yılları arasında doruk noktasına ulaşmıştır. Bu yıllar arasında birçok Avrupa şampiyonu, Dünya üçüncüsü ve dördüncüleri, Ordulararası Dünya şampiyonları, Akdeniz Oyunları şampiyonları, Balkan şampiyonları çıkaran, yurt içi ve yurt dışına güreşçi ihraç eden ve yine 1980-1990 yılları arasında minik, yıldızlar, gençler, ümitler ve büyüklerde başarıdan başarıya ulaşan milli takım kamplarında her dönem mutlaka beş, altı sporcu bulunan milli takımlara eleman veren Erzurum ilimiz, maalesef bugün sefilleri oynamaktadır.          Bugün Şekerspor kapanmıştır. Yolspor ise minik, yıldız seviyesinde,  DSİ Spor ise yıldız ve gençler seviyesinde, PTT Spor (Telekom) ise minik ve yıldız seviyesinde, rolantide faaliyetlerini sürdürmektedirler. 1996 yılında kurulan, Kazım Karabekir Belediyespor kulübü 1998 ve 1999 tarihlerinde İkinci Türkiye Güreş Ligine katılarak eksik takımına rağmen 1999 yılında dördüncü olup, bünyesinde birçok elit sporcu barındırmasına rağmen 2000 yılında, güreş bizim için bir külfettir, diyerek kulübü kapatmalarından sonra hepsi üniversite öğrencisi ve mezun olan sporcularını işe yollamışlardır. 1990 yılında açılmış olan Güreş Eğitim Merkezinde halen 28 sporcu bulunmaktadır. Ancak Erzurum’da yirmi yıldır antrenör bulunmadığı gibi Eğitim Merkezinde de antrenör bulunmamaktadır. Üniversite mezunu birçok genç antrenör olarak çalışmak üzere müracaat etmiş olmalarına rağmen bu gençler değerlendirilmemişlerdir. Belediyelerde çalışan üniversite mezunu gençlere izin alarak geçici görevle çalıştırabilme imkanı varken, maalesef bu da yapılmamıştır. Güreş Eğitim Merkezinde biri 55 diğeri 60 yaşında iki arkadaşımıza görev verilmiştir. Yukarıda kısaca izahına çalıştığım Erzurum ve bölgedeki güreş faaliyetleri ve problemlerinden sonra üçüncü ana başlık olarak çözüm yolları temenni ve tavsiyeler bölümünü de kısaca bilgilerinize sunmak istiyorum.

1)Pilot bölgelerde güreş vakfının şubesi açılmalıdır.

2) Müessese kulüpleri ihya edilmeli, fevkalade tesislere ve maddi imkanlara sahip hale getirilmelidir.

3)Yolspor kulübünün minikler ve yıldızlar seviyesinde en üst düzeyde faaliyet sürdürmesi sağlanmalıdır.

4)    DSİ Spor Kulübü aynı şekilde çalışmaya zorlanmalıdır.

5) Büyükşehir Belediyesi ve dört alt belediyenin güreşte faaliyet göstermeleri sağlanmalıdır.

6)Karakucak güreşi geliştirilmeli ve teşvik edilmelidir.

7) Geniş imkanlara sahip olan İl Özel İdarelerine güreş kulüpleri kurdurulmalı ve İlde ihtiyaç duyulan spor tesisleri acilen yaptırılmalıdır.

8)Güreşte pilot bölgeler tespit edilmeli, Erzurum’da bu bölgelerden biri olmalıdır.

9)Pilot bölgelere il temsilciliklerinin dışında federasyon temsilcilikleri açılmalıdır.

10)Pilot bölgelere sporu seven münhasıran güreşi seven Gençlik ve Spor İl Müdürleri atanmalıdır.

11)Yine pilot bölgelerdeki müessese müdürlüklerine güreşi seven idarecilerin atanmaları sağlanmalıdır.

12)Güreş il temsilcileri, illerinde sevilen, tanınan, resmi ve özel kurumlarla iyi diyalog kurabilecek zamanı olan, maddiyatı olan şahsiyetli kişiler olmalıdır.

13)Federasyon temsilcileri, periyodik olarak bölgesindeki güreş faaliyetleri hakkında federasyona rapor vermelidir.

14) Federasyon kurulları zaman zaman pilot bölgelerde toplantılar yapmalıdır.

15)Pilot bölgelere ve özellikle Erzurum’a üniversite mezunu antrenörlerin görevlendirilmeleri zaman geçirmeden gerçekleştirilmelidir.

16) Gençlik ve Spor İl Müdürlerinin başkanı olan valilerden destek istenmeli, federasyon ve il temsilcileri bulundukları ilin valisi ile iyi diyalog sağlamalıdırlar.

17)Hepsinden önemlisi bu pilot bölgelerde güreşe destek verebilecek sporcular bulunmalıdır.

18)Bütün bunlardan sonra ben inanıyorum ki; Erzurum da, güreş eski parlak dönemlerinin çok daha ötesinde başarılı olacaktır.

19)Pilot bölge ilan edilen illerde mutlaka Güreş İhtisas Kulüplerinin kurulmaları sağlanmalı veya Gençlik Spor İl Müdürlükleri spor kulüpleri Güreş İhtisas Kulübü haline dönüştürülmelidir.

20) Büyükşehir Belediyesi ve alt belediyelerden spor tesisi yapmaları istenmeli ve yaptırılmalıdır.

21)Son olarak genel bir tavsiyem olacak, trilyonluk bütçelere sahip olan profesyonel futbol kulüplerinin güreşte de faaliyet göstermeleri sağlanabilmelidir.

Muhterem arkadaşlar, bugüne kadar hiçbir maddi harcamadan kaçınmayan, bugün de çok büyük bir maddi destek sağlayarak bizleri burada bir araya getiren Güreş Federasyonumuzun genç başkanı kurullarını oluştururken varlıklı iş adamlarının yanı sıra bu işin heyecanını duyan becerikli ve cesur insanlara da yer verirlerse, ben inanıyorum ve temenni ediyorum ki başarılı olacaklardır. Bu münasebetle, güreş camiasının her kademesinde görev alacak arkadaşlarıma özellikle Federasyon Başkanı sayın Osman ŞANSAL ve kurullarına başarılar diliyorum. Hepinize saygılar sunuyorum.

 

Oturum Başkanı Avni TARHAN: Sayın KİSHALI’ya teşekkür ediyorum. Buyurun söz sizin Sayın DEMİR.

 

Fikret DEMİR’in Konuşması: Sayın başkanım, sayın misafirler. Türk güreşimizin medar-ı iftiharları, sayın şampiyon ağabeylerim hepinizi Tekel Spor Kulübüm ve şahsım adına saygı ve sevgilerimle selamlıyorum.          Bugün burada birlik ve beraberlik içerisinde Türk Güreşinin problemlerini görüşmek üzere toplanmış bulunmaktayız. İnşallah burada verimli bir çalışma yaparak sağlıklı ve yararlı sonuçlar elde edeceğimize inanmaktayım.

         Saygıdeğer Türk Güreşi’ne değer vermiş arkadaşlar, biraz önceki konuşmacı arkadaşlarımız ve bundan önceki güreş toplantılarında da herkes basınla iyi diyalog içerisinde olmamız gerektiğini söylediler. Ama bu konuda, bir arpa boyu ilerleyemedik. Herkes konuşuyor, hiçbir şey yapılmıyor. Dünya, Avrupa, Olimpiyat Şampiyonu çıkaran, güreşten başka bir branş yoktur. Ama her nedense “Neremi, Neremi” diyen sarı kadın kadar kendimizi tanıtamıyoruz. Size bir örnek daha vereyim,  1994 yılında Mahmut DEMİR Dünya Şampiyonu olmuştu. Televizyon kanalının birisi Kızılay Meydanına dikelmişti. Oradan geçen vatandaşlara soruyordu; “Bu arkadaşı tanıyor musunuz?” diye herkese soruyordu. Vatandaşların bir çoğu tanıyordu. O anda devletin bakanı oradan geçiyordu. O zamanki devlet bakanı, Mahmut DEMİR’i tanımadı ve dedi ki; “Evet, tanıyorum, şarkıcı Balık Ayhan” diye cevap verdi. Belki de dalga geçti. Doktor Babuna için Türkiye’deki bütün spor İl Müdürlüklerine yazı göndererek bütün spor teşkilatlarını harekete geçiren ve herkesi kan vermeye davet eden bir bakan, bu memleketin bayrağını çektirmiş, Olimpiyat Şampiyonu Hasan GEMİCİ Hoca için kılını bile kıpırdatmaz iken, güreşe verdiği değer ortadadır. Bu da ortaya koyuyor ki, bize bizden başka fayda yoktur. Güreşte birlik ve beraberliğin zamanı gelmişte geçmiştir. Artık sen ben kavgasını bırakalım, herkes elini taşın altına koyarak, “Böyle gelmiş, böyle gider” zihniyetinden vazgeçelim. Biz Tekel Spor Kulübü olarak bu teze katılmıyoruz ve diyoruz ki; “Böyle gelmiş, böyle gitmesin artık” yeni ufuklara, büyük hedeflere yönelelim. Ufak hesaplar, siyasi çıkarlar, adam kayırmalar, ayrıcalıklar, sen-ben davaları olmasın. Birlik ve bütünlük arz ederim. Ben değil, siz ve bizler demesini öğrenelim artık.

         1983 yılından bu yana özelleştirme kapsamı içinde olan kamu kuruluşları bünyelerinde bulunan kulüplerimize sporcu kadrosu verilmediğinden zor şartlar altında hizmet vererek ayakta durmaya çalışmaktadırlar. Yine Türk güreşini ayakta tutan bu kuruluşlarımızdır. Çünkü alt yapıları vardır. Güreşe hizmet alt yapı ile mümkündür. Yoksa bir kulüp batırarak yahut kapatarak o kulübün yetiştirdiği as elemanları kandırarak yahut çalarak kolay yoldan kulüp kurulmaz. Malumunuzdur bunun örneklerini hep beraber yaşadık ve yaşıyoruz.

         Biz Tekel Spor Kulübü olarak birinci ligde faaliyet göstermekteyiz. Amacımız, ekmek yediğimiz bu spora hizmet etmektir. Şu anda kulübümüzde minikler, yıldızlar, gençler ve büyükler olarak, dört kategoride kırk sporcuyla yatılı olarak hizmet etmeye çalışıyoruz. Ama bin bir zorluklarla mücadele ederek bu sporcuların kamu kulüplerindeki zorluklarını diğer kulüp hocaları ve idareci arkadaşlar bilirler. Mesela, TEDAŞ, MTA, ŞEKERSPOR, İZMİR TEKEL, ULAŞTIRMA gibi birinci lig takımları buralarda hizmet, siyaset ile başkan veya müdür olan yöneticilerin iki dudağı arasındadır. Bunlar güreşi severse idare eder, sevmezse artık her yola başvurulur. Kulübü ayakta tutmaya çalışırsın. Kulüplerin ayakta durması için oralarda güreşin sabit olabilmesi için tedbirler olmak lazım. Mesela; liglerde, kulüplerde maddi yardım, kulüplere sporcu kadrosu verilmesi gibi federasyon tarafından devamlı kontrol edilip, desteklenmesi gerekmektedir. Federasyon kulüpleri ne kadar desteklerse o kadar kulüpler devamlılık sağlar. Eğer yıllardır olduğu gibi boş vermişlik olursa, ayakta durması zor olur. Çünkü kırk sporcunun yatılı kalması onların yemesi, içmesi, okuması, çalışmasıyla ilgilenmezsen, başarı beklemek ve ayakta durmak zor olur. Öyle bol parayla kulüp kurmak elit sporcuları bir araya toplayıp, Türk Güreşine hizmet edilemez.

Hizmet edenleri hiçe sayarak, kendilerini Kaf Dağında görüp de, çalışanları enayi yerine koymak kaplumbağa sırtında mum söndürerek, devlet kurmaya benzer. Bu şekilde geçinen, güreşin içindeki asalakların temizlenmesi şarttır. Kulüpçülükte hizmet budur.

         2000-2001 sezonunda devam etmekte olan Türkiye 1’inci Liginin ilk yarısı bitti. İkinci yarısındaki ilk maçın 4-5 Ocak 2001 tarihinde yapılması gerekirken ertelendi. Ortada hiçbir gerekçe yokken, amaç milli takım kampı açmakmış. 12-13 Ocak’taki Greko-romen Türkiye Şampiyonası, 19-21 Ocak’taki Serbest Türkiye Şampiyonası varken, milli takım kampı açmaktaki amaç nedir? Türkiye Şampiyonasına hazırlık kampı mı? yoksa 2004 Olimpiyatlarına hazırlık mı? Liglerin ertelenmesi için hangi kulüp idarecisi ve hocalarına sorularak ertelenmiştir. Biz birinci lig kulübü olarak, lig maçına hazırlanmak için bayrama dahi sporcularımızı izine gönderemedik. Her sporcu kilosunu düşmüş iken, kamu sektörü olan kulübümüz ne zorluklarla hazırlanırken, sadece 2-3 kişinin menfaati için ligler erteleniyor.

         Bu kişilerin bol paralı kulüplerinde çalışma ortamı dahi olmazken, birinci ligdeki takımlarını ligden çekerek amaçsız ve gayesiz insanların sırtından geçinmekten vazgeçilsin. Kulüplerine elit sporcuları toplayıp ligde mücadele etmekten korkanlar, milli takım kampında neyin mücadelesini verecekler? Şu anda kulüpleri olmadığı halde hiçbir lig maçını izlemeye dahi gelmeden, hangi sporcu iyi, hangisinin kötü olduğunu araştırmadan telefonla milli takıma sporcu çağıran antrenörden ne fayda gelir? Bırakın artık bu işe emek veren cefakar insanların sırtından geçinmeyi, liglerin ertelenmesiyle bin bir zorlukla kiraladığımız sporcuların ve maddi açıdan zorluk çekilen liglerin hesabını kim verecek? İyi niyetle göreve seçilmiş, malıyla canıyla hizmet etmeye gelmiş, Federasyon Başkanımızın iyi niyetini su istimal etmeden el birliğiyle hizmet edelim. Tekel Spor Kulübü olarak Güreş Federasyonuna önerilerimiz;

1)Kulüplerimizin alt yapısına önem ve özen gösterilerek maddi olarak desteklensin ve denetlenmelidir.

2)Bazı Uluslararası turnuvalara kulüplerimiz gönderilmeye teşvik edilsin, kulüplerimize imkan sağlanmalıdır.

3)Bütün yaş kategorilerinde kendisini ispatlamış Avrupa, Dünya, Olimpiyatlarda ilk üç dereceye girmiş güreşçilerimize kadro imkanı sunulmalıdır.

4)Bölgelerimizdeki Spor İl Müdürlüklerinde görev yapan güreş antrenörlerimizin ne yaptıkları araştırılmalıdır.

5)Kulüplerimizdeki çalışmaların ve antrenmanların programları her yaş grubunun ayrı ayrı olmalıdır. Bütün Güreş Okulu ve Kulüplerinde hazırlanacak tek program uygulanmalıdır. Bu çalışmalar federasyon tarafından kontrol edilmeli ve denetlenmelidir.

6)Milli takım antrenörlerimiz (yaş kategorileri için) Teknik Kurul tarafından belirlenmelidir. Teknik Kurul ise tarafsız, işi bilen akademik kariyeri olan kişilerden oluşturulmalıdır.

7)Güreşin birlik ve beraberliği için, sen bana oy verdin diye milli takım antrenörü olmamalıdır. Yine sen beni seçimlerde desteklemedin diye de milli takımlarda görev yapmış hiçbir antrenör arkadaşımız dışlanmamalıdır.

8)Sizin taahhüdünüzdür. Bundan sonra yapılacak liglerin serbest güreş ve greko - romen güreşin ayrı ayrı yapılması yabancı antrenörlere de sporcuya da kiralama usulü ile yapılan transferlerin de kaldırılması gerekmektedir..

9)Güreş federasyonumuz bünyesinde Teknik Kurul Denetleme Kurulu, Teftiş Kurulu ve Danışma Kurulu oluşturulmalıdır. Kulüplerimizdeki çalışmalar, Milli Takım Kamplarımızın çalışmaları bu kurullar aracılığı ile bilgi akışı sağlanmalıdır.

10)Milli Takım Kampları kısa tutulmalı, sporcuya taviz verilmemeli, görev şuuru aşılanmalıdır. Kamplarda hakimiyet sporcuda değil, antrenörde olmalıdır.

11)  Milli takım antrenörlerine ödül verilmelidir. Eğer ödül verilecekse sporcuyu yetiştiren ona emek veren kulübüne ve antrenörüne verilmelidir. Görevli bulunduğu süre içinde Milli takımlarda görevli antrenörlerimize ise tatminkar bir maaş verilmelidir..

12)  Medar-ı iftiharımız, vitrinimiz Avrupa, Dünya ve Olimpiyat Şampiyonlarımızın tecrübelerinden bilgi ve becerilerinden üstün zekalarından onlara maddi ve manevi destek vererek yararlanmalıyız.

13)  Herkesin Milli Takım antrenörü olmaması bazı belirli kriterler, ölçüler, bilgi, beceri, liyakat, tecrübe, akademik kariyeri olan camiamız tarafından sevilen sayılan kendisine güven duyulan ve sözüne inanılan kişiler tercih edilmelidir.

14)Türk güreşimiz tek federasyon adı altında yağlısı, karakucağı, serbesti ve greko - romeni bir elin parmakları gibi bütünlük arz etmelidir.

15)Yurt içinde ve yurt dışında seminerler düzenleyerek antrenörlerimizin bilgi, beceri, beşeri ilişkilerinin geliştirilmesi ve sporcu antrenör arasındaki diyalogun ilmi olarak nakil olması gerektiğini psikolojik, pedagojik, motivasyon gibi önemli değerlere ulaşılması ve uygulaması yapılmalıdır.

16)Milli takım kamplarımızda ve kulüplerimizde çok yemekle, dengesiz beslenmekle değil de beslenme uzmanlarının ve kondisyonerlerin ortaklaşa hazırlayacakları antrenmanlarda kaybedilen kalori ve alınması gereken kalorinin bütün sporcularımıza anlatılarak beslenme programı uygulanmalıdır.

17)Türkiye Şampiyonalarında ilk beş dereceye giren sporculara değil de, ilk on dereceye giren sporculara federasyon tarafından Harcırah ödenerek  sporcularımızın bu mağduriyetlerinin giderilmelidir.

18)Türk güreşine hizmet etmiş eski, yeni antrenör, idareci, masör, kondisyoner hepsinin açık adresleri,ne iş yaptıkları maddi ve manevi sağlık durumlarının ne olduğu, telefonları bulunarak bilgisayara yüklenmelidir. Güreşte birlik ve beraberlik böyle başlamalıdır. Yoksa kimin nerede olduğunu bilmemekle değil.

Netice olarak hiçbir menfaat beklemeden, güreşe gönül vermiş herkesin maddi ve manevi gücü ölçüsünde bu ağır göreve katkıda bulunulması dileklerimle, kulübüm ve şahsım adına hepinize saygılar sunar, başarılar dilerim. Allah’a emanet olun.

 

 

Oturum Başkanı Avni TARHAN: Sayın DEMİR’e teşekkür ediyorum. Buyurun Sayın OKTAY.

 

Halil İbrahim OKTAY’ın Konuşması:

        Sayın Divan, değerli meslektaşlarım, kıymetli şampiyonlarım; sözlerime başlamadan önce hepinizi saygıyla selamlarım. Bu toplantının yapılmasında bize bu imkanları sağlayan sayın federasyon başkanımız Osman ŞANSAL beye teşekkürlerimi arz ediyorum. Değerli arkadaşlarım, 25-30 yıla yakın güreşin içinde bulunan bir kardeşiniz olarak sizlere hitap etmekten mutluluk duymaktayım. Bu toplantının amacı hep beraber ata sporumuz güreşin dünü bugünü ve geleceğiyle ilgili olarak çözüm önerileri ortaya koyup, bu fikir görüşler doğrultusunda Türk güreşinin Dünya güreşi arasında üst basamaklarda yer almasını sağlamaktır. Türk güreşinin analizini yaparken, yapılmayanları, eksikleri cesurca ortaya koyarak bir daha yanlış yapmamak için gerekli önlemleri alıp geleceğe ışık tutmak, ana hedefimiz olacaktır. Bunu yaparken her düşünceye, her görüşe saygı göstermemiz gerekiyor. Yaptıklarımız eleştirici ama yıkıcı değil yapıcı olmalıdır. Dünya coğrafyasına bakacak olursak Orta Asya, Kafkasya, Balkanlar dünya güreşinde önemli bir ağırlık merkezi oluşturmaktadır ve bu bölgelere baktığımızda her kısımda Türk ve Türk kökenli topluluklar bulunduğunu görmekteyiz. Bu nerede Türk varsa orada güreş var demektir. Yapılan şampiyonaların sonuçlarını analiz ettiğimiz zaman, hak edilen şampiyonlukların bu bölgelerde yaşayan insanların %80’ninin elde ettiğini görmekteyiz. Atalarımızın Orta Asya’dan alıp Kafkaslara, Anadolu’ya ve oradan da Balkanlara taşıdığını görmekteyiz. Bu diğer ülkeler tarafından da benimsenmiş ve olimpik sporlar arasında da yerini almıştır. Türk güreşi 1950 yıllarından başlayarak 1970 yılına kadar en parlak dönemini yaşamıştır. Bu dönem Türk güreşinin adeta altın çağı olmuştur. Bu dönemde Türk insanının sosyal faaliyetleri olarak gördüğümüz düğün, bayram, festival gibi şenliklerde güreş varolmuş, güreşçi toplum tarafından benimsenmiş, sevilmiş ve varolmuştur. Daha sonraki yıllarda elde edilen şampiyonlukların temeli işte bu şölenlerde atılmıştır. Bu dönemde Türk güreşine hizmet etmiş eski şampiyonlarımızdan vefat etmiş olanlara Allah’tan rahmet diliyorum, kalanlara saygılarımı sunuyorum. Ayrıca bu dönemde bir Yaşar DOĞU Türk güreşine büyük hizmette bulunmuştur. Anadolu’yu karış karış dolaşarak, kabiliyetli sporcuları alarak onlara iş ve aş temin etmiş ve onları Türk güreşine kazandırmış bulunmaktadır. Değerli arkadaşlarım, 1970 yıllarından başlayarak çöküş dönemi 1980’li yıllara kadar sürmüştür. Bu çöküş dönemini çok iyi analiz etmemiz gerekiyor. Yaptığımız tespitler olumlu olmalı ve geçmişten ders çıkarmalıyız. Niçin 1970 yıllarından 1990’lı yıllara kadar Türk güreşi geri kaldı? O zaman niçin bu toplantılar yapılmadı? O zaman niçin Türk sporunun sorunları dile getirilmedi? Daha geçmişi 20 yıla dayanan Hentbol sporunun bile lig sistemi şu anda mükemmel bir şekilde işlerken, o zaman niçin Türkiye’de lig sistemi kurularak rekabet ortamı artırılmadı? Eski şampiyonlar güreşi bırakınca niçin onlara imkan sağlanmayıp güreşin dışında bırakıldılar? Bu imkanlar sağlanmış olsaydı, Türk güreşine uzun seneler antrenör olarak hizmet edeceklerdi. Niçin ödül yönetmeliği o yıllarda çıkarılmadı? Bir sporcusunu madalya aldığında bir kuruluş tarafından ödüllendirildiği zaman bizim olimpiyat komitemiz tarafından amatör lig sporuna ters düşüyor diye, cezalandırmaya gidilen zihniyetle o zaman hiçbir yere varılamazdı. Burada suçlu kim arkadaşlar, suçlu hepimiz maalesef. Spor politikası gütmeyen devlet, suçlu kısır çekişmelerle sürtüşen antrenörler, suçlu birbirini çekiştiren yöneticiler, suçlu sporcusunu hakir gören köşelerinde kamp yaptıran federasyon başkanları yani suçlu hepimiz.

Bundan sonra ne yapabiliriz. Şahsımca en büyük tehlike, güreş kulüplerinin kapanma durumudur. %80’ini bünyesinde bulunduran KİT’ler bugün özelleştirme kapsamına girmektedir. Şimdi yapacağımız iş bir an evvel kulüplerin sayısını artırmak için yerel yönetimleri devreye sokmaktır. Özel sektöre girmenin yolları aranmalıdır. Kalıcı bir lig sistemi oluşturulup rekabet arttırılmalıdır. Tıp ve psikolojiyi tamamen güreşin eğitimine sokup gerekli hedefe varmak görevimiz olacaktır. Değerli arkadaşlarım, kısır çekişmeleri bir tarafa bırakıp hepimiz üzerimize düşen görevi elimizden geldiği kadar yapmalıyız. Bugün sporcuların yetiştiği kulüpler büyük bir sıkıntı içerisindedir. Yetkili kişilerin, kulüplerin maddi sıkıntılarını aşması için üzerine düşen görevleri yapmaları gerekmektedir. Sürem olmadığı için yarım kalan konuşmamı burada bitirmek zorundayım. Hepinize teşekkür ediyorum.

 

Oturum Başkanı Avni TARHAN: Sayın OKTAY’a teşekkür ediyorum. Buyurun söz sizin Sayın BERÇİN.

 

Nezir BERÇİN’in Konuşması:

        Değerli katılımcılar, divan başkanımıza sabahleyin ilk itirazı ben yapmıştım. Türk güreşindeki meseleleri tartışmak için burada toplanmış bulunuyoruz. Maalesef sabahtan beri yaptığımız konuşmalarda, çok özür diliyorum. Kimseyi kınamıyorum ancak politikacılar gibi şu yapılacak, şu edilecek değil daha doğrusu yanlışı bilmiyoruz. Yanlışımız ney onu bulamadık. Ben bulmuş değilim. Şimdi yanlışı bilmedikten sonra doğruyu nasıl bulacağız. Bana göre, ben 12 yıldır Gençlik ve Spor Müdürlüğünde Şube Müdürlüğü yapıyorum. Sporun içindeyim. Hem idareci, hem antrenörüm. Ayrıca, güreş eğitim merkezinde 5 yıl antrenörlük yaptım. Onun yanı sıra il temsilciliğin de yaptım. Meselelerin tabanından geldiğimi biliyorum. Daha halen Türk güreşinde alt yapıyla kaynağı ayırt etmiş değiliz. Çok acı 2 örnek vereceğim. (I) Alt yapının önemi için şunu arz ediyorum; 1989-90 yıllarında en büyük seçmelerde 150 tane çocuk Sivas Yıldızeli kampına götürüldü. İçlerinden 4 tanesi alındı. Geri kalan nereye gitti? Bugün Türkiye’nin en üst seviyesindeki yıldız sporcuların alt yapısı hazır olmuyor. Sayın il müdürümüzü tenzih ediyorum, başarılıdır, işi biliyordur ama tek başına ne yapabilir? Benim çocuğum da bir sporcu, ama yanlış anlaşılmasın laflarım Anadolu’nun birçok yerinde güreşi seven yerlerimiz  var ama tek tek saymamıza gerek yok. Sporcu yolda yürürken insanlar ona başarısından dolayı saygı gösterebilir alt yapı bu, alt yapı sporcu çalışırken temizliğini yapacak hizmetli olmalıdır. (2) Hakem konusunda ben güreşi bırakalı 15 sene oldu. Bu gün geçmiş dönemde hakemlik yapanlar, halen maç yönetiyor. Bu hakemlerin üstüne çıkacak üniversiteyi bitirmiş akademik kariyeri olan hiç mi hakemimiz yok. Ama maalesef halen çok özür diliyorum onların hepsi ağabeyimdir, özür diliyorum, antrenörlerimizin dilindedir ben bir sporcu olarak konuşuyorum bir hakem mafyasıdır, tutturulmuş gidiyor. Bir genç hakemimiz çıkamıyor. Oturup konuşurken diyoruz ki dünya liderlerini titreteceğiz. Hakemleri niye titretmiyoruz? Hakem olmayınca sporcu nasıl yetişecek, antrenörün 5 yıllık emeğini kim karşılayacak? Neden bunları konuşmuyoruz? Tepeden başladık aşağıya doğru iniyoruz. Antrenörlük en büyük dertlerimizden birisidir. Biraz önce gösterildi. Atılanlar, gelenler ne kadar acı, atılanlar kim bizim antrenörümüz gelenler kim bizim antrenörümüz. Sonuç nedir? Sonra rant meselesidir. Kim ceketini düğmeliyorsa, o antrenör oluyor. Hangi antrenör kariyer sahibi olarak aşağıdan yukarıya doğru yükseliyor. Hangi antrenörümüz kademelerini geçe geçe gelmiş bir yerlere. Son olarak federasyonumuzdan şunu istiyorum; antrenörlerimizin milli takım bölge başarısı göz önünde bulundurularak ayrılmalarını, derecelerinin yapılmasını istiyorum. Teşekkür ediyor herkese saygılarımı sunuyorum.

 

Oturum Başkanı Avni TARHAN: Sayın OKTAY’a teşekkür ediyorum. Buyurun Sayın GÜÇLÜ

 

 

Mehmet GÜÇLܒnün Konuşması:    

        Değerli divan başkanı, arkadaşlarım, büyüklerim, küçüklerim, hepinize saygılar sunuyorum. Benim düşüncelerimi arkadaşlarım anlattılar. Özellikle en son konuşan kardeşim Nezir BERÇİN benim söylemek istediklerimin çoğunu söyledi. Ben de ilaveten şunları söylemek istiyorum; bu sadece serbest güreşte değil, karakucakta, yağlıda, aba güreşinde federasyon bünyesinde bu sancılar olmuştur. Şimdi arkadaşlarım hep temel eğitim diye başlıyor konulara fakat antrenörlük seminerleri seyrekçe yapılmaktadır.Güreşte şunlar yapıldı veya bunlar yapılmadı demeyeceğim, saygısızlık yapmayacağım antrenörlük olayı neye göre; atıyorum, adam Milas GEM’de serbest veya greko - romen antrenör hiç fark etmez. Ben ordaysam ve serbeste sıcak bakıyorsam, adam greko - romenciyse ben onun kafasına yumruğu vuruyorum. Çok yanlış greko - romenciler ben emekli olunca o da benim kafama yumruğu vuruyor. Geldik buraya kendi kendimize boğuşup duruyoruz. Federasyonun görevlendireceği arkadaşların, yağlı güreşteki arkadaşların, sayın başkanım bunların aramızda yaşatmayalım. Bunlarla kastetmek istediklerim güreşin içindeki tehlikeli kişilerdir. Adam akademisyen, üniversite bitirmiş bu işi biliyor ama iyi niyetle yapmıyor. Açık yüreklilikle konuşalım er meydanı gibi sorunları ortaya koyalım, hepinize teşekkür ediyorum.

 

Oturum Başkanı Avni TARHAN: GÜÇLܒye teşekkür ediyorum. Buyurun Sayın ŞAHİN.

 

Bekir ŞAHİN’in Konuşması:

        Değerli divan üyelerim, değerli arkadaşlarım, saygıdeğer ağabeylerim, hepinize saygılar sunuyor, hepinizi selamlıyor ve konuşmama başlıyorum. Ben Türk güreşi için bazı önerilerim olacak. Birincisi; yabancı antrenör konusu var çok şeyler gündemde, şimdi bu kadar akademisyen arkadaşlar var, öğretim üyelerimiz var, şampiyon ağabeylerimiz var. Pratik ve teorikte tahsil yapmış insanlar var. Biz gene de dışarıdan antrenör getirip bunlarla uğraşıyoruz. Ben başımdan geçen bir şeyi anlatacağım. 1989 yılında Ankara’ya geldim, şimdi stat otelinde doçent bir arkadaşım var. Yurt dışından Türkiye’ye getirilen arkadaşım da vardı. Biz üçümüz oturduk sohbet ediyoruz. Doçent arkadaşım dedi ki Türkiye’deki güreş sorunları kulüplerimizin durumu budur, karakucaktaki durum budur, şu budur falan filan. Yabancı durdu durdu şöyle dedi; zaten bende bunların bir kısmını yapmaya geliyorum da burada bilmediklerimde var. “Burada siz niçin bunları yapmıyorsunuz” dedi. Biz de dedik ki; çok acı bir şey, biz Türk’üz biz dediğimiz zaman yapmıyorlar. Yani bu kadar Türk sporcu, antrenör varken onların yaptıklarını teknikler, hareketler neden bir kasete CD’ye alınıp ta faydalanılmıyor. Biz kendi sporcumuza, antrenörümüze ne kadar değer verirsek, milli takım bazında da o kadar üst seviyeye çıkarız. Beni dinlediğiniz için hepinize teşekkür ediyor saygılar sunuyorum.

 

Oturum Başkanı Avni TARHAN: Sayın ŞAHİNE’e teşekkür ediyorum. Kısa konuşmasını yapması için sözü Abdurrahim İpek’e veriyorum. Buyurun Sayın İPEK.

 

Abdurrahim İPEK’in Konuşması:

        Sayın Divan Üyelerimiz, sayın büyüklerim, idareci, antrenör ve sporcu arkadaşlarım, hepinize saygılarımı sunuyorum. Sabahtan beri anlatılan bir şeyler var. Ama hala ana sebep bulunamamıştır. Herkes bir şeylerin peşinde. Konu şudur ki asıl sancı kulüplerdedir. Kulüp olmazsa sporcu olmaz. Kulüp antrenörü olmazsa, milli takım antrenörü olmaz. Eğer ki kulüp antrenörü olmazsa, stajyer antrenör olarak milli takım kamplarında eğitilmesi uluslararası seminerlerde yetiştirilmesi, federasyona ve yönetime bağlıdır. Türk güreşinin sorunları geçmişten günümüze kadar devam ede gelmiş ve edecektir de. Sorunların çözümü çok hassasiyet ve özveri isteyerek, vurgulayarak söylüyorum ki özveri isteyen anlayışla ancak biter. Bu hassasiyet federasyona, kulüplere ve kulüp antrenörlerine düşmektedir. Güreşin geleceği bitmiş geri gitmektedir. Eğitim merkezlerine gelelim şimdi, buraların da disiplini ve düzeni bozulmuş, halde başıboş, başarı seviyesi çok düşmüştür. Başarılı sporcular da okul sonrası istihdam edilecek kulüp aramaktadırlar. Maalesef kulüp yoktur. Varolan kulüplerde bunları istihdam edememektedir. Bunlar da Türk güreşinin ara sorunu haline gelmiştir. Güreş federasyonunun güreşe bakış açısı çok önemlidir. Zaman içinde işi bilenlerin göz ardı edilmesi bu insanların güreşe küsmelerine ve uzaklaşmalarına sebep olmuştur. Bunlar antrenör ve idareci bazındadır. Ligde bulunan kulüplere önem verilmemiştir. Bunlar antrenörlerin çabasıyla ayakta durmaya çalışmaktadır. Adam kayırmacılık, zamanın Türk güreşini tanımayan idarecilere görev verilmiştir. Türk güreşi, bulunduğu zamanda esaslı çalışmalarıyla ele alınmamıştır. Eğitim merkezlerinin çok olması ve bunların kontrolden çıkması, halbuki bunların azaltılması ve buradaki antrenörlerin maaşının düzeltilmesi önemlidir. Buradaki antrenörlerimize 130-150 milyon maaş veriliyor bu çok azdır. Bu antrenör bununla ne yapabilir. Ne kadar verimli olabilir. Düzenli hakem eğitimine gidilmemiştir. Gidilmediği gibi, kulüpler bazında Türkiye’nin doğu, batı, kuzey ve güneyinde güreşten kopuşu önlenememiştir. Türk güreşi hale devlet politikası haline gelmemiştir. Sponsorluk ve özerklik gibi yasalar hala çıkmamıştır. Madde döneminde manayla uğraşmanın anlamı yoktur. Beni dinlediğiniz için teşekkür ederim.

 

Oturum Başkanı Avni TARHAN: Sayın İPEK’e teşekkür ediyorum. Buyurun Sayın DEMİREĞEN.

 

Muharrem DEMİREĞEN’in Konuşması:

        Sayın Divan Üyelerim, saygı değer arkadaşlarım, hepinize saygılarımı sunarak konuşmama başlamak istiyorum. Geçmişte ve günümüzde milli takımda, kulüplerde yapılan hataları söylemek istiyorum. Hocam biraz önce güreş okullarından misal verdi. Buna göre Türkiye’nin en iyi antrenörleri buralardan yetişmesi lazım. Güreş okulları çok iyi sporcular yetiştiriyor da bu sporcular milli takıma gönderildiği zaman, bir ay içinde perişan edildiğini de düşünmek gereklidir. Yani buralarda eğitilen çocukların 5 yıllık emeği milli takım kamplarında bir ayda bitirilmektedir. Onun için güreş okullarından bütün kulüplere milli takıma kadar antrenörlerin çok iyi eğitimden geçmesi lazım. Ben bugün bakıyorum adama, kulüplerde 30 yıllık antrenörlük yapmış, bir tane adam yetiştirmemiş, Milli Takım başına getirilmiş. Size soruyorum, bu adam ne verebilir. Yani biz bu insanlara ödül mü vermeliyiz cezamı vermeliyiz? Söylüyorum, yani güreş okullarında, eğitim merkezlerinde sporcu yetiştiren antrenörleri milli takımın başına getiriyoruz, başarılı olduklarını görüyoruz. Ben bunların ödüllendirilmesini daha doğru buluyorum. Yani ben burada kendi acizane fikirlerimi söylüyorum. Sen şimdi bir adamı alıp Yalova’da kampta bir ay hazırlıyorsun, öteki adam Anadolu’nun bir köşesinde kendi başına çalışıyor. O adamın suçu ne? Türkiye Şampiyonası nedir? Objektif olunması gerekmez mi? Türkiye Şampiyonasına herkes objektif ve eşit şartlarda hazırlanıp, gelip, Türkiye Şampiyonası yapılmalıdır. Kamplar ondan sonra yapılmalıdır. O zaman sen Türkiye Şampiyonasını yapma, zaten kampı belirlemişsin. Şampiyonayı neden yapıyorsun? Şampiyonanın amacı nedir? Göze giren sporcuları kampa seçmek için mi? Ben kişiler üzerine konuşmadım. Genel olarak söylüyorum, hiç kimseyi itham altında bırakmak istemiyorum. Yapılan bu olumsuz eleştirilerden dolayı 1973’lerden 1993’lere kadar dünya şampiyonu, bu ülkeden çıkmadığı gibi bir 10 sene daha çıkmayacak gibi görünüyor. Ben o durumlara düşmek istemiyorum. Ayrıca Harun DOĞAN olayının da af edilmesi ve güreşimize kazandırılması taraftarıyım. Bu olayların bir daha yapılmamasını diliyor ve hepinize saygılar sunuyorum.

 

Oturum Başkanı Avni TARHAN: Sayın DEMİREĞEN’e teşekkür ediyorum. Buyurun Sayın BİRİNCİOĞLU.

 

Mehmet BİRİNCİOĞLU’nun Konuşması:

        Sayın Divan, değerli şampiyonlar, çok kıymetli dostlarım, ekmeğini çayırdan ve minderden çıkaran arkadaşlarım. Kurultaylar ve kongreler her zaman için faydalıdır. Eskileri hiç kurcalamadan ileriye bakarak gitmemiz lazımdır. Güreşte biliyorsunuz, 8 yıllık bir eğitim başladı. İleride kaynak problemi başlayacaktır. Başkanımızın burada üniversitelere eğilmesi söz konusu, üniversitelere gitmek tabi güzeldir ama biliyorsunuz 22-23 yaşından sonra güreşçi yetiştirmek çok zordur. Önce ilköğretimden başlamak lazım. Bundan sonra üniversiteye giren çocuklar oradaki güreşçi çocuklara sahip çıkılmalıdır. Sayın bakanımızdan isteğim Türkiye genelinde tüm Milli Eğitim Müdürlüklerine genelge göndererek, okullar arası ligler kurulması, bunun masrafı da yoktur. Benim divan kurulundan isteğim, personel sayısı 500’ü geçen müesseselerde, bunu beden terbiyesi kanunu değil de meclisten geçirip bir kanun halinde getirilip, bu müesseselerin güreş kulübü kurmaları zorunlu kılınmalıdır. Aksi taktirde bazı kişilerin cebinden çıkacak paralar, bir yerlere gelmek zorunda kalacaktır. Güreşin kaynağı olan Balıkesir’de bir güreş eğitim merkezi yok. Ben başkanımdan bir an önce Balıkesir’e güreş eğitim merkezi yapılmasını istiyorum. Kısaca birlik ve beraberlikte olmamız, başkanımıza sahip çıkmamız lazım. Sözlerimi bitirirken herkese saygılar sunar, beni dinlediğiniz için teşekkür ederim.

 

Oturum Başkanı Avni TARHAN: Sayın Birincioğlu’na teşekkür ediyorum. Buyurun Sayın ÇAKIR.

 

Bekir ÇAKIR’ın Konuşması:

        Saygıdeğer Divan Üyelerim, antrenör ve sporcu arkadaşlarım, hepinizi saygıyla selamlıyorum. Ne yazık ki biz ulus olarak sahip çıkmadığımız sporumuza başkaları sahip çıkmıştır. Bizden ithal ettikleri bu sporu tekrar bize ihraç etmişlerdir. Hala biz yerimizde sayıyoruz. Maalesef ülkemizde, çok şehrimizde güreş minderimiz yok denecek kadar azdır. Buna paralel olarak başarılı güreşçi sayısı azalmaktadır. Türkiye bölgelere ayrılarak ele alınmalı ve bu şekilde çözüm yolları üretmeliyiz. Hepinize en içten teşekkürlerimi ve saygılarımı sunarım.

 

Oturum Başkanı Avni TARHAN::

        Sayın ÇAKIR’a teşekkür ediyorum. Şimdi sizlere en fedakar güreş adamlarından olan milli takım antrenörü, Gebze Belediyesi Güreş takımı kurucusu ve Gazi Osman Paşa Belediyesi baş antrenörü  Sayın Ahmet CEYLAN’ı takdim ediyorum. Buyurun Sayın CEYLAN.

 

Ahmet CEYLAN’ın Konuşması:

        Şimdi burada sayın basın mensupları demeyeceğim. Burada olmayanlardan bahsetmeyeceğim, sadece burada olanlara selam vereceğim. Güreş sporunu konuşuyoruz, güreşin sorununu çözecek bizden başka kimse yok, biz çalacağız biz söyleyeceğiz. Basın nerede? Spor Bakanı nerede? Genel Müdür nerede? Peki o zaman biz neyi konuşuyoruz. Yakup Topuz arkadaşımız biraz önce bazı güreşçilerin isimlerini saydı. 2004’te olimpiyatlarda bu güreşçiler derece yapabilir. Peki bu güreşçilere bakıyorum, yarısı Şeker’de yarısı Ben’de. Niye söylemediniz Gazi Osman Paşa  Güreş antrenörü diye. Bu güreş kulübünü kuran kişiler reklamla büyüyor, sen bunlardan bahsedeceksin. Ahmet Pembegül, Recep Oral, Şeker’den, Tekel’den bahsedeceksin ki bu insanlar güreşe yatırım yapsın. 2 veya 3 tane güreşi seven arkadaşın sırtına güreşi yüklemişiz. Buraya gelen tüm antrenörlerin bende dahil bir tek gayesi var, nasıl milli takım antrenörü oluruz. Güreşçiler kimin, Gençler Gazi Osman Paşa’yla Şeker’in, Büyükler de Gebze ile Büyükşehir’in Tekel’in, peki bakıyorum kariyeri olanlar, peki kardeşim akademik değeri varsa git dört güreşçi çalıştır. Akademide bir sürü öğrenciler var, git onları çalıştır, şampiyon yap. Başkalarının çalıştırdığı insanların sırtına binme. Ondokuz Mayıs Üniversitesinden Y.Doç. Dr. Mehmet TÜRKMEN gibi git akademide okuyan öğrencilere tüm varlığınla destek ver. Sayın akademisyenler sizde verin, verebiliyorsanız, niye veremiyorsunuz? Üniversitelerde bu iş iki kişinin sırtında gidiyor. Benim bazı akademilerde güreşçim var, adamlar güreş yapamıyor. Ama Mehmet TÜRKMEN’in yanındakiler şampiyon oluyor niye? Antrenman yapma imkanı buluyor. Hepinize teşekkür eder, saygılar sunarım.

   

Oturum Başkanı Avni TARHAN:

        Bu toplantı buraya kadar. Emek sarf edipte buraya gelen bütün güreş severlere ve yönetici arkadaşların, benden büyüklerin ellerinden, benden küçüklerin gözlerinden öpüyorum. Hepinizden Allah razı olsun. Bugün Türkiye’de güreşe önem veren büyük kulüpler var. Yapılan bir araştırmaya göre, 50’ye yakın kulüp kapatılmıştır. Biz Ahmet Pembegülü, Büyükşehir, Gebze, Şeker, Gazi Osman Paşa dahil ben kendi adıma konuşuyorum, en büyük desteği sağlamaya çalışıyoruz. Bugün bir güreş yöneticisi ve kulüp yöneticisi arayıp ta, hocam bizim şu sorunumuz var dememiştir. Dört senedir diyen ya bir, ya da iki kişi olmuştur. Güreşte bir bilinçlenme yok. Deniliyor ki medyada bize yer verilmiyor. Neden yer versin? Çünkü sen ona haber vereceksin, onun senin peşinden koşacak hali yok. Ben güreşin son çırpınışını verdiği kulüplere sahip çıkan bu insanlardan Allah bin kere razı olsun diyorum. Türk güreşi bu insanların sırtında gidiyor. Toplantıyı ben en kalbii saygılarımla ve sevgilerimle kapatıyorum. Hepinizden Allah razı olsun.

 

 

GREKO - ROMEN GÜREŞ

6 Ocak 2001 Cumartesi

 

 

Oturum Başkanı: Ata KARATAŞ

 

1.Türk Greko - romen Güreşi’nin Bugünkü  Durumunun Değerlendirilmesi

   Oturum Başkanı Ata KARATAŞ

  Greko - romen Milli Takımlar Baş Antrenörü-İstanbul

 

2.Greko - romen Güreşi’nin Dünyadaki Durumu ve Önde Gelen

    Ülkelerin Antrenörlerinin Analizi

   G. SAPUNOV

Rusya, Türkiye, Kazakistan, Bulgaristan, Yunanistan ve Romanya  Milli     

Takımlar Eski teknik    Direktörü

 

3. Greko - romen Güreşin Alt Yapısı

    Remzi ÖZTÜRK

    Milli Takım Eski Antrenörü-İstanbul

 

 4.Güreşçilerin Sorunları

   Hakkı BAŞAR

   Greko - romen Milli Takım Kaptanı-İstanbul

 

5.Türk Greko - romen Güreşinin Hedefleri

   Vedat ERGİN

  Milli Takım Antrenörü, Şekerspor-Ankara

 

S O R U L A R

C E V A P L A R

Öğr.Gör.Kamil CESUR

G.SAPUNOV

Serdar KORKUSUZ

G.SAPUNOV

Mithat BOZKURT

G.SAPUNOV

Mithat BOZKURT

Hakkı BAŞAR

Arş.Gör.İbrahim ŞAHİN

G.SAPUNOV

İbrahim YILDIRIM

G.SAPUNOV

D  İ  Ğ  E  R     K  O  N  U  Ş  M  A  C  I  L  A  R

Necdet UÇAR

Milli takım Eski Antrenörü-İstanbul

Salih BORA

Milli Takım Antrenörü-İstanbul

Yzbş. Seçkin SARUHAN

Milli Takım Antrenörü KKK-Ankara

Ömer SUZAN

Milli Takım Antrenörü-Ankara

Arş.Gör. Mehmet ÖZDEMİR

Selçuk Üniversitesi-Karaman

Öğr.Gör.Arif KISACIK

Harran Üniversitesi-Şanlıurfa

Hüseyin ÇADIRCI

Kulüp Yöneticisi-Şanlıurfa

Nuri KILIÇ

GSGM Eğitim Dairesi-Ankara

Mehmet ÖZSOY

Şekerspor Güreş Antrenörü-Erzincan

Seyfi KARADAVUT

GEM antrenörü-Kayseri

Müzahir SİLLE

Olimpiyat Şampiyonu-İstanbul

 

  

Konuşmacı: Oturum Başkanı Ata KARATAŞ

Greko - romen Milli Takımlar Baş Antrenörü-İSTANBUL

 

Konu: Türk Greko - romen Güreşi’nin Bugünkü  Durumunun Değerlendirilmesi

             Değerli katılımcılar, sevgili meslektaşlarım; hepiniz Türk Güreş Kurultayı’na hoş geldiniz. Genellikle güreş denince Türk milletinin aklına hep yağlı güreş veya serbest güreş gelmiştir. Ancak minder güreşinin bir diğer tarafı olan greko - romen stil ise özellikle son yıllarda Türkiye’de büyük bir çıkış gösterirken, serbestle arasındaki farkı kapatmaya başlamıştır. Geçmiş yıllara bakıldığı zaman istatistiksel olarak greko - romen stilde büyük bir ilerleme kaydedilmiştir. Tabii bunun altında yatan en büyük etken gerek greko - romenin alt yapısına verilen önem ve gerekse burada yetişen genç sporcuların kazandığı başarılardır.

             Türk güreşi greko - romen stilde dünya, Avrupa ve olimpiyatlarda büyükler kategorisinde bu güne kadar toplam 114 madalya kazanma başarısı gösterdi. Bu madalyaların 40’ ı altın, 37’ si gümüş ve yine 37’ si ise bronz madalya olmuştur. Bu rakamlar serbest stilin gerisinde olmasına rağmen başarıların büyük çoğunluğu ise 1990’dan sonraki yıllarda elde etmiştir.Bu dönemde kazanılan toplam madalya sayısı 37’dir.  Yine bu dönemde yıldızlar 24, gençler 16 ve ümitler ise 6 birincilik kazanmıştır.

          1970 yılında Türk güreşinin içerisine girdiği durgunluk greko - romene de yansıyınca 1970 ile 1992 yılları arasında hiç altın madalya kazanılamadığı gibi gümüş ve bronz madalyalarda çok nadir geldi. 1992 yılında ise Türk greko - romeni gözle görülür bir çıkışın içerisine girdi. Barselona’da yapılan olimpiyat oyunlarında şeytanın bacağını kıran greko – romenciler, devam eden yıllarda her yılı mutlaka altın madalya ile kapattılar. 10 sıkletin altısında katıldığımız 1992 olimpiyatlarında 28 yıllık hasret, Mehmet Akif PİRİM’in altın madalyası ile dinerken, Hakkı BAŞAR’ da direkten dönerek bir gümüş madalya kazandı.

               1996 yılında Atlanta’da yapılan olimpiyat oyunlarında ise,greko - romencilerimiz bir önceki olimpiyattaki başarının aynısı olmasa bile benzerini yakaladılar. Bir önceki olimpiyattan daha fazla elemanla yani 10 sıkletin yedisinde katıldığımız olimpiyatta yine bir altın madalya kazanırken, Hamza YERLİKAYA bu madalyanın sahibi oldu. Ancak bu sefer geçen olimpiyatların şampiyonu PİRİM bronz madalyada kaldı.

          2000 Sydney Olimpiyatlar’ına ise, neredeyse bir rüya takımı diye adlandırılacak kadro ile katıldı. Sekiz sıkletin altısında mücadele eden greko - romen takımın içerisindeki güreşçilerin biri dışında diğer beşi dünya şampiyonu olmuş isimlerdi. Yine, bunların 4’ü Avrupa şampiyonu ve biri olimpiyat şampiyonu olmasına rağmen gerek erken gidilmesi, gerek motivasyonsuzluk ve gerekse minder dışı organizasyonun eksik olması sebebiyle ancak bir şampiyon çıkarırken, diğer isimlerimizin hepsi başta elenerek gittiler. Yani ibre yeniden düşmeye başladı.

         2000 yılı içerisinde geçte olsa alınan bir karar, aslında alt yapının ve ikinci adamların ne kadar güçlü olması gerektiğinin bir göstergesi olmuştur. Bu yıl yapılan Avrupa şampiyonasına ikinci adamlarla katılan greko - romencilerimiz maalesef beklenen başarıyı gösterememişlerdir. Sadece Mehmet ÖZAL bronz madalya kazanırken, diğerleri dereceye girememiştir. Aslında bu davranış yani ikinci veya üçüncü adamlarla Avrupa şampiyonalarına, Akdeniz oyunlarına turnuvalara katılmak gerekliliği 1996 yılından itibaren kendini göstermiştir. Eğer bu karar, o yıllarda alınmış olsaydı belki de olimpiyatlarda daha büyük başarılar gelirdi. Bunu gören teknik kadro iyi yapmıştır, ancak çok geç kalmıştır. Zira bunun yıllar önce yapılması gerekirdi. 1990 sonrası başlayan alt yapıdaki çıkış bir noktaya gelip durmuştur. Bugünkü milli takımın iskeletini oluşturan isimlerin hepsi 1990 sonrasının alt yapısının meyveleridir. Ancak özellikle son 4-5 yılda duraklayan alt yapı tehlike sinyalleri veriyor. Zira şu anda milli takımda bulunan isimlerin yerine ikame edecek fazla isim bulunmamaktadır. Bunu da 2000 yılındaki Avrupa şampiyonasında gördük.

Tabii alt yapıya da değinmeden geçmek imkansız. Alt yapımız 1990 sonrası dönemin federasyon başkanlarının da desteği ile büyük bir çıkış yakaladı. Kazanılan şampiyonluklar takım halinde gelen dünya şampiyonlukları başarının göstergesiydi. Ancak daha sonra bu yine bir iniş seyrine girdi. Bir dönem kaldırılan yaş tahsisi sebebiyle de yeniden yaşlı isimler milli takıma girince, yine alt yapı tehlike sinyalleri vermeye başladı. Şimdi aşağıda göstereceğim tablolar gerçektir :

 

   

Tablo 1. Tüm Avrupa Greko - Romen Güreş Şampiyonalarında

Altın, Gümüş, Bronz Madalya Dağılımı ve Toplam Madalya Sayısı.

A L T I N

G Ü M Ü Ş

B R O N Z

T O P L A M

Sıra no

Ülke

Madalya

Sayısı

Sıra no

Ülke

Madalya

Sayısı

Sıra no

Ülke

Madalya

Sayısı

Sıra no

Ülke

Madalya

Sayısı

1

RUS

130

1

RUS

64

1

RUS

49

1

RUS

243

2

BUL

46

2

BUL

49

2

HUN

45

2

BUL

131

3

SWE

46

3

SWE

44

3

BUL

34

3

SWE

123

4

HUN

33

4

ROM

36

4

SWE

32

4

HUN

113

5

FİN

26

5

HUN

35

5

ROM

29

5

ROM

86

6

ROM

21

6

POL

26

6

FİN

24

6

FİN

74

7

GER

19

7

FİN

24

7

TCH

23

7

POL

65

8

POL

18

8

GER

24

8

POL

21

8

GER

62

9

TUR

16

9

EST

11

9

GER

19

9

TUR

43

10

YUG

8

10

TCH

10

10

İTA

17

10

TCH

37

11

BLR

5

11

TUR

10

11

TUR

17

11

YUG

25

12

EST

5

12

GDR

9

12

FRG

11

12

EST

25

13

FRG

5

13

YUG

9

13

GRD

10

13

FRG

24

14

GDR

5

14

FRG

8

14

EST

9

14

GDR

24

15

NOR

4

15

BLR

8

15

FRA

9

15

İTA

21

16

TCH

4

16

UKR

7

16

NOR

9

16

UKR

20

17

UKR

4

17

GRE

6

17

UKR

9

17

NOR

17

18

ARM

3

18

DEN

5

18

GRE

8

18

GRE

17

19

EUN

3

19

AUT

4

19

YUG

8

19

FRA

15

20

FRA

3

20

NOR

4

20

BLR

5

20

BLR

18

21

GRE

3

21

ARM

3

21

DEN

3

21

ARM

9

22

İTA

2

22

FRA

3

22

GEO

3

22

DEN

9

23

AZE

1

23

GEO

3

23

LET

3

23

GEO

6

24

DEN

1

24

AZE

2

24

MOL

3

24

EUN

5

25

EGY

1

25

İSR

2

25

ARM

3

25

LET

5

26

LET

1

26

İTA

2

26

BEL

2

26

AUT

5

27

SWİ

1

27

MOL

2

27

İSR

2

27

MOL

5

28

AUT

0

28

SWİ

2

28

AUT

1

28

AZE

4

29

BEL

0

29

EGY

1

29

AZE

1

29

İSR

4

30

GEO

0

30

EUN

1

30

EUN

1

30

SWİ

4

31

İSR

0

31

LET

1

31

KOR

1

31

EGY

2

32

KOR

0

32

BEL

0

32

NDR

1

32

BEL

2

33

MOL

0

33

KOR

0

33

SWİ

1

33

KOR

1

34

NDR

0

34

NDR

0

34

EGY

0

34

NDR

1

Tablo 2. Tüm Dünya Greko - Romen Güreş Şampiyonalarında Altın, Gümüş, Bronz Madalya Dağılımı ve Toplam Madalya Sayısı.

 

A L T I N

G Ü M Ü Ş

B R O N Z

T O P L A M

Sıra no

Ülke

Madalya

Sayısı

Sıra no

Ülke

Madalya

Sayısı

Sıra no

Ülke

Madalya

Sayısı

Sıra no

Ülke

Madalya

Sayısı

1

RUS

152

1

RUS

58

1

RUS

43

1

RUS

244

2

BUL

25

2

BUL

32

2

BUL

34

2

BUL

100

3

HUN

23

3

HUN

32

3

FİN

23

3

HUN

77

4

FİN

22

4

ROM

26

4

HUN

22

4

FİN

63

5

SWE

21

5

POL

25

5

ROM

22

5

ROM

63

6

GER

16

6

TUR

23

6

GER

21

6

SWE

61

7

ROM

15

7

SWE

22

7

SWE

18

7

TUR

53

8

TUR

13

8

FİN

18

8

TUR

17

8

GER

52

9

CUB

11

9

YUG

17

9

POL

16

9

POL

51

10

POL

10

10

GER

15

10

YUG

16

10

YUG

38

11

KOR

7

11

AUS

8

11

FRG

12

11

CUB

27

12

AUS

6

12

FRG

8

12

CUB

11

12

FRG

22

13

KZK

5

13

GDR

8

13

JPN

9

13

AUS

21

14

YUG

5

14

USA

7

14

TCH

8

14

KOR

18

15

DEN

4

15

JPN

6

15

USA

8

15

JPN

18

16

FRG

4

16

CUB

5

16

AUS

7

16

USA

17

17

JPN

3

17

İRN

4

17

DEN

7

17

GDR

16

18

EGY

2

18

İTA

4

18

KOR

7

18

DEN

13

19

FRA

2

19

KOR

4

19

GDR

6

19

TCH

13

20

GDR

2

20

KZK

4

20

İTA

6

20

İTA

11

21

TCH

2

21

NOR

4

21

GRE

5

21

İRN

10

22

USA

2

22

ARM

3

22

İRN

5

22

NOR

10

23

İRN

1

23

FRA

3

23

NOR

5

23

KZK

9

24

İTA

1

24

TCH

3

24

UKR

5

24

FRA

9

25

NOR

1

25

BEL

2

25

FRA

4

25

UKR

7

26

UKR

1

26

DEN

2

26

EGY

3

26

EGY

5

27

ARM

0

27

MOL

2

27

BEL

2

27

GRE

5

28

AZE

0

28

AZE

1

28

BOH

2

28

ARM

4

29

BEL

0

29

BLR

1

29

GEO

2

29

BEL

4

30

BLR

0

30

CHN

1

30

ISR

2

30

GEO

3

31

BOH

0

31

CZE

1

31

NDR

2

31

ISR

3

32

CHN

0

32

EST

1

32

ARM

1

32

MOL

2

33

CZE

0

33

GEO

1

33

LBN

1

33

LBN

2

34

EST

0

34

İSR

1

34

MOL

1

34

BOH

2

35

GEO

0

35

LAT

1

35

SWİ

1

35

NDR

2

36

GRE

0

36

LBN

1

36

SYR

1

36

AZE

1

37

İSR

0

37

UKR

1

37

AZE

0

37

BLR

1

38

LAT

0

38

BOH

0

38

BLR

0

38

CHN

1

39

LBN

0

39

EGY

0

39

CHN

0

39

CZE

1

40

MOL

0

40

GRE

0

40

CZE

0

40

EST

1

41

MON

0

41

MON

0

41

EST

0

41

LAT

1

42

NDR

0

42

NDR

0

42

KDK

0

42

MON

1

43

SWİ

0

43

SWİ

0

43

LAT

3

43

SWİ

1

44

SYR

0

44

SYR

0

44

MOL

0

44

SYR

1

 

 


Tablo 3. Tüm Olimpiyat Oyunların Greko - Romen Güreşte Altın, Gümüş, Bronz Madalya Dağılımı ve Toplam Madalya Sayısı.

 

A L T I N

G Ü M Ü Ş

B R O N Z

T O P L A M

Sıra no

Ülke

Puan

Sıra no

Ülke

Puan

Sıra no

Ülke

Puan

Sıra no

Ülke

Puan

1

RUS

37

1

RUS

20

1

SWE

19

1

RUS

70

2

SWE

21

2

FİN

19

2

FİN

17

2

SWE

56

3

FİN

20

3

SWE

16

3

ROM

13

3

FİN

56

4

HUN

14

4

BUL

14

4

RUS

13

4

HUN

15

5

TUR

11

5

GER

14

5

HUN

11

5

BUL

32

6

BUL

9

6

HUN

10

6

BUL

9

6

ROM

27

7

ROM

6

7

POL

8

7

GER

8

7

GER

27

8

GER

5

8

ROM

8

8

İTA

8

8

POL

19

9

İTA

5

9

TCH

6

9

DEN

7

9

TUR

18

10

POL

5

10

USA

6

10

POL

6

10

İTA

17

11

KOR

5

11

JPN

5

11

KOR

5

11

KOR

12

12

JPN

4

12

YUG

5

12

EST

4

12

USA

12

13

EST

3

13

İTA

4

13

GRE

4

13

YUG

12

14

EUN

3

14

TUR

4

14

TCH

4

14

JPN

11

15

YUG

3

15

CUB

3

15

YUG

4

15

DEN

11

16

CUB

3

16

DEN

3

16

CHN

3

16

TCH

11

17

USA

3

17

EUN

3

17

EUN

3

17

EUN

9

18

GDR

2

18

GRE

3

18

FRA

3

18

CUB

8

19

NOR

2

19

AUS

2

19

TUR

3

19

GRE

8

20

ARM

1

20

BLR

2

20

USA

3

20

EST

7

21

AUS

1

21

EGY

2

21

BLR

2

21

GDR

6

22

DEN

1

22

FRA

2

22

CUB

2

22

FRA

6

23

EGY

1

23

GDR

2

23

EGY

2

23

EGY

5

24

FRA

1

24

KOR

2

24

GDR

2

24

NOR

4

25

GRE

1

25

FRG

1

25

GEO

2

25

BLR

4

26

KZK

1

26

İRN

1

26

JPN

2

26

AUS

3

27

TCH

1

27

LAT

1

27

LBN

2

27

CHN

3

28

UKR

1

28

LBN

1

28

BEL

1

28

UKR

3

29

BEL

0

29

MEX

1

29

FRG

1

29

LBN

3

30

BLR

0

30

NOR

1

30

İRN

1

30

FRG

2

31

CHN

0

31

UKR

1

31

MOL

1

31

İRN

2

32

FRG

0

32

ARM

0

32

NDR

1

32

GEO

2

33

İRN

0

33

BEL

0

33

NOR

1

33

ARM

1

34

LAT

0

34

CHN

0

34

PRK

1

34

KZK

1

35

LBN

0

35

EST

0

35

SWİ

1

35

BEL

1

36

MEX

0

36

GEO

0

36

UKR

1

36

LAT

1

37

MOL

0

37

KZK

0

37

ARM

0

37

MEX

1

38

NDR

0

38

MOL

0

38

AUS

0

38

MOL

1

39

SWİ

0

39

NDR

0

39

KZK

0

39

NDR

1

40

PRK

0

40

PRK

0

40

LAT

0

40

PRK

1

41

GEO

0

41

SWİ

0

41

MEX

0

41

SWİ

1

 

 Oturum Başkanı Ata KARATAŞ: Değerli katılımcılar şimdi 2’inci konuşmacı olarak kendisini dünyaca ispatlamış çok sayıda Avrupa, Dünya ve Olimpiyat şampiyonları çıkarmış G.SAPUNOV’u dinleyeceğiz. Buyurun Sayın Sapunov.

 

Konuşmacı: G. SAPUNOV

Rusya, Türkiye, Kazakistan, Bulgaristan, Yunanistan ve Romanya Milli Takımlar Eski teknik Direktörü

 

Konu: Greko - Romen Güreşi’nin Dünyadaki Durumu ve Önde Gelen Ülkelerin Antrenörlerinin Analizi

 

         Hepinize,sevgi ve saygılarımla konuşmama başlamak istiyorum. Türk güreşi için düzenlenmiş olan 1. Kurultaya katılan Federasyon Başkanı, yöneticiler, basın ve değerli antrenör arkadaşlarım. Türk Güreşi için yeni seçilmiş olan federasyon başkanı Sayın Osman ŞANSAL, Birinci Güreş Kurultay’ına şahsımı davet ettiğinden ve greko - romen güreşi hakkında konuşma fırsatı verdiğinden dolayı kendilerine teşekkür ederim. Sayın çok değerli arkadaşlarım, son 10 yıldır Türkiye greko - romen güreşinin gelişmesinde bana verilen görevlerden dolayı memnuniyetimi bir daha belirtmek istiyorum. Değerli arkadaşlarım, dünyadaki greko - romen güreşi hakkında şahsım adına kısaca görüşlerimi sizlere açıklamaya çalışacağım.

Tüm dünya ülkelerinde greko - romen güreşi gelişmektedir. Bazı ülkelerde greko - romen güreşi çok popüler duruma gelmiştir. Bunları dünyada ve Avrupa’da yapılan müsabakalarda bizler kolayca görmekteyiz. 50 veya daha fazla dünya ve Avrupa ülkesinde greko - romen güreşine çalışma imkanı sağlanmaktadır. Fakat, şahsım adına söylüyorum, dünya greko - romen güreşinin daha çabuk gelişmesi için bazı problemlerin olması, greko - romen güreşinin gelişmesi engellenmektedir. Bunlar nelerdir? Güreş sporunda sık sık güreş ve hakem kurallarının değişmesidir. Bu da tüm sistemlerin değişmesi demektir. Ayrıca bazı ülke hakemleri müsabakaları doğru ve bilinçli olarak yönetmektedirler. Bazıları ise bilinçsiz yönetip, güreşçinin alacağı neticeyi ve dereceyi engellemektedir. Örnek, son yapılan olimpiyat oyunlarında Rus Karalin ve Amerikalı arasında görülmüştür.

Sistemlere gelince; Türkler çok sayıda daha önce Avrupa, dünya ve olimpiyat şampiyonalarında madalya almışlar, fakat bu sistemlere göre sıralamaya bile girememişlerdir. Örnek, Şeref EROĞLU’nun 1’inci turda olimpiyat şampiyonu olan Rus güreşçiye kaybetmesi. Bu sporcunun en azından bronz madalya alma imkanı vardı.

Önde gelen ülkelerin antrenörlerinin analizine gelince; sistemler sık sık ve çabuk değiştiğinden antrenör arkadaşların yeni çalışma metotları araması gerekmektedir. Bu yeni metotları bulabilmemiz için yüksek seviyedeki müsabakaların analizini çok iyi bir şekilde değerlendirip, en iyi ve yüksek seviyede neticeler nasıl alınabilir. Çalışmaların ne şekilde, hangi özellikleri içermesi gerektiğinin belirlenmesi lazımdır. Örneğin,  güç, dayanıklılık, çabukluk, teknik ve taktik, sporcunun psikolojisi gibi. Bunu belirledikten sonra, sonunda göreceğimiz şey, sporcumuzun yüksek seviyedeki müsabaka için çok iyi bir yere geldiğinin anlaşılmasıdır. Bu da demektir ki;  diğer ülkelerden önce kuralları ve sistemi en iyi, en çabuk ve en doğal benimseyebiliyoruz. Şahsım adına söylüyorum, bu kuralları diğer ülkelere nazaran en çabuk ve en doğru Güney Kore ve Küba benimsemektedir. Bunu da kolaylıkla görebilmemiz gerekiyor. Seul 1988’den beri  bu ülkelerin sporcuları dünya ve olimpiyat altın madalyası almışlardır. Son yıllarda küçük ülke olmalarına rağmen büyük şampiyonalarda 1-2 altın, 1-2 gümüş ve bronz madalya almışlardır.

Benim görüşüm, Türk güreşçilerinin bu seviyeye gelmesinde hiçbir engel yoktur. Çünkü Türkiye’de güreş atalardan kalmış bir spor dalıdır. Türkiye’de güreşe devlet maddi manevi her türlü desteği vermektedir. Türkiye’de güreşin alt yapısını bulmak hiç mi hiç zor değildir. Türkiye Güreş Federasyonu başkanı seçilen, güreşin içinden gelen, genç, dinamik sayın başkan Osman ŞANSAL’a, Türk Güreşinin dünya güreşi içinde en iyi bir yere gelmesinde başarılar diliyorum. İyi bir sistemin eğitim merkezleri, okullar, kulüpler ve de milli takımlarda uygulandığı taktirde başarının olmaması mümkün değildir. Çok değerli arkadaşlarım, beni dinlediğiniz için sizlere tekrar teşekkür ediyorum ve başarılar diliyorum.

 

Oturum Başkanı Ata KARATAŞ: Sayın SAPUNOV’a çok teşekkür ediyoruz.Şimdi Üçüncü Konuşmacı olarak sayın Remzi ÖZTÜRK Bey’e söz veriyorum. Buyurun sayın ÖZTÜRK.

 

Konuşmacı: Remzi ÖZTÜRK

Milli Takım Eski Antrenörü-İSTANBUL

 

Konu: Greko - Romen Güreşin Alt Yapısı

 

Sağlam bir temele oturmayan hiçbir yapının uzun ömürlü olması mümkün değildir. Bu noktadan hareketle Milletimizin medarı-iftiharı olan, ata sporu kabul ettiğimiz güreşin gelecekte büyük başarılar kazanmaya devam etmesi, A Takım seviyesinde, takım halinde Dünya şampiyonlukları kazanması, bunun da istikrarlı bir biçimde devam etmesi için alt yapıya gereken önemin mutlak surette bir an önce verilmesi gerekmektedir.

         Başarılı olabilmek için öncelikle bilimsel temellere oturtulmuş, sağlıklı ve akılcı bir biçimde işleyen gelişmeye açık, dinamik bir sistem herkes tarafından kabul edilen bir gerçektir. Şu da bir gerçek ki bu sistemin sağlıklı ve kalıcı bir biçimde işlemesi, kararlı, tutarlı ve her türlü bilimsel gelişmeyi kabul eden, yarını bu günden planlama yeteneğine sahip bir yönetim anlayışıyla mümkündür.

         Türkiye’de greko - romen güreşte son on yılda bir takım başarılar ve şampiyonluklar kazanılmışsa ve greko - romen güreş 1990 öncesi düştüğü duraklama döneminden bir atağa geçmiş ise, bunun altında 1980’li yılların sonunda ve 1990’lı yılların başında alt yapıya yönelik çalışmalar vardır. 1980’li yılların sonunda dönemin federasyon başkanı Esat GÜÇHAN tarafından başlatılan Karakucak projesi çerçevesinde Güreş Eğitim Merkezlerinin (GEM) kurulması,  meyvelerini 1990’lı yılların başlarında vermeye başlamıştır. GEM’lerden ve kulüplerden yetişen yetenekli yıldız sporcular doğru bir çalışma metoduyla üst yapıya adapte edilmiş ve sonuç alınmıştır. O dönemlerde atılan tohumlar daha sonra meyvelerini verdi ve yıldızlarda takım halinde şampiyonluklar kazanıldı. Daha sonra bu çocuklar üst yapıyla birlikte çalışarak ve bütünleşerek Avrupa, Dünya ve Olimpiyat şampiyonu olabildiler. Ancak bu gün baktığımız zaman GEM’lerin sayılarının artmasına rağmen nitelik olarak eski kalitede olmadıklarını görüyoruz. Kulüplere baktığımız zaman ise, durumun pekte farklı olmadığını ve birçok kulübümüzün kapanmakla karşı karşıya kaldıkları ve büyük sıkıntı içinde olduklarını görüyoruz.

         Yıllarca Türk güreşini ve bilhassa greko - romen güreşini omuzlayan ve adeta lokomotif görevi gören bir çok müessese kulübü ilgisizlik, kadrosuzluk ve imkansızlık içerisinde adeta kapılarına kilit vurulacak günü beklemektedir. Bu acı gerçeği görmek ve çözüme yönelik bir şeyler yapmak gerekmektedir. Bugün A Takımlarımızda şampiyon sporcuların bulunması kimseyi yanıltmasın. Bir çok şampiyon güreşçi, birkaç yıl içinde güreşi bırakınca onların arkasından aynı kapasite ve kalitede güreşçi bulmakta zorlanacağız. Nitekim serbest güreşte bunun sıkıntısını bir nebze olsun çektik. Kısa zamanda sonuç almak ve başarı sağlamak düşüncesi ile son yıllarda kurulan kulüplerde arzu edilen hareketliliği sağlamamıştır. Hele hele alt yapıya hiçbir katkı sağlamamıştır. Çünkü alt yapıyla uğraşmak, sıfırdan güreşçi yetiştirmek zaman ister, büyük özveri ve sabır ister. Bu sebeple yeni kurulan ve imkanı olan kulüpler yetişmiş sporcuları transfer etmeyi tercih etmektedir. Bu da sınırlı sayıda olduğundan ve yeteri kadar kulüp açılmadığından Türk Güreşinin alt yapısına çok fazla katkı ve köklü bir çözüm sağlamamaktadır.

         70 milyona yakın nüfusa sahip ülkemizde, lisanslı güreşçi sayısı, İstanbul kadar bile nüfusu olmayan Bulgaristan’ dan daha azdır. Bunun üzerinde önemle durmak gerekir. Şu anda greko - romen güreşin alt yapısındaki sorunlar Türk güreşinin genel olarak içinde bulunduğu sorunlardan bağımsız değildir. Bu sorunları kısaca şöyle sıralamak mümkündür; (1) kulüplerin bozulan durumları ve istihdam problemleri, (2) yetersiz tesisleşme ve malzeme eksikliği, (3) ekonomik veya kaynak  sorunları, (4) eğitsel ve bilimsel çalışmaların yeterli seviyede olmaması, (5) antrenörlerin durumları, (6) sporcu sağlığı konusunda yeterli çalışmanın yapılmaması, (7) hakemlerle ilişkiler, (8) FILA ile ilişkiler, (9) basın ve medya ile ilişkiler ve (10) daha da önemlisi disiplin sorunu ve alt yapıya gerekli önemin verilmemesi.

         Türkiye’de giderek zayıflayan alt yapı konusunda kapsamlı ve sonuç verici çalışmalar bir an evvel başlatılmalıdır. Bu gün Türkiye’de greko - romen güreşin alt yapısını omuzlayan Güreş Eğitim Merkezleri, Kulüpler ve Gençlik Spor İl Müdürlüklerinin yani bölgelerin çalışmalarıdır. Şu anda Türkiye’de Güreş Eğitim Merkezlerinin sayısı son açılanlarla beraber 22’ye ulaşmaktadır. Ancak bunların sayılarının artmasıyla problemlerinin de arttığı ve istenilen kaliteden giderek uzaklaştığı görülmektedir. Ancak kısaca GEM’lerin sorunlarını şöyle sıralayabiliriz; (1) tesis ve malzeme sorunu, (2) öğrenci, sporcu ve okul ilişkileri, (3) idari sıkıntılar ve ilgisizlik, (4) dengesiz beslenme, beslenme uzmanının bir çok yerde olmayışı, (5) sağlık konusundaki eksiklikler, (6) birkaç merkez hariç, antrenörlere verilen ekonomik imkanların yetersizliğinden dolayı deneyimli antrenörlerin buralarda görev almak istememeleri, (7) sporcu açısından diğer bir önemli sorunda okuldan mezun olduktan sonra istihdam konusundaki sıkıntılar.

         Bir çok genç sporcu kulüplerde iş bulamıyor, belki de yıllarca verilen emek boşa gidecek ve sporcu giderek güreşten kopabilecektir. Kulüpleri ele aldığımız zaman ise karşılaştığımız tablo pek farklı değildir. Bu gün birçok kulübümüzün kadrosuzluk yüzünden işlerini yitirmiş ve neredeyse kapanma durumuna geldiğini hepimiz biliyoruz. Bu durum hem greko - romen hem de serbest güreşin alt yapısını olumsuz yönde etkilemektedir. Kulüpler bin bir güçlükle yetiştirdikleri sporculara kadrosuzluk yüzünden sahip çıkamamaktadırlar.

Greko - romen güreşte alt yapıyı olumsuz yönde etkileyen diğer sorunları da şöylece sıralamak mümkündür; (1) medyanın ve yazılı basının güreşe olan ilgisinin yetersizliğinden dolayı güreşin popüler olmaması ve bu yüzden genç kuşağın güreşe yeterli ilgi göstermemesi, (2) güreşin okullara istenilen düzeyde girmemesi, (3) ödül yönetmeliğinin uzun yıllar kulüplerin alt yapısında çalışan antrenörlere gerektiği gibi uygulanmaması sebebiyle antrenörlerin çalışma motivasyonlarının yeteri kadar sağlanmaması, (4) greko - romen güreşin alt yapısına serbeste oranla çayırdan yani yağlı ve karakucaktan daha az sporcu gelmesi, (6) yeni güreşe başlamış minik sporculara yanlış antrenman metotları ve yüklenmede de sporcuları erken bıktırıp bazen sakatlayıp güreşten soğutulması ve (7) diğer bir olumsuzluk ta güreş sporu yapma arzusunda olan minik sporculara antrenör ve idareci konumundaki insanların takındıkları sert ve yanlış tavırlarla onları güreşten soğutması ve uzaklaştırması.  

      Alt yapının Milli Takım seviyesinde de bazı sorunları vardır. Bunlar zaman içerisinde istikrar ve başarıyı olumsuz yönde etkilemektedir. Mesela, minik ve yıldızların, genç ve büyüklerin birlikte ve yeteri kadar kamp yapmamaları gibi. Bu durum uzun vadede gelişme ve alt yapıya adaptasyonu ve alternatif sporcu yetiştirmesini zorlaştırmaktadır.        Özellikle yıldız milli takımlarda yaşı büyük sporcuların son yıllarda tekrar güreştirilmeye başlandığını maalesef görüyoruz. Böylelikle alınan madalyalar yanıltıcı ve aldatıcı olmakta ve uzun vadede alt yapıya fayda sağlamamaktadır. Kıymetli katılımcılar, değerli misafirler, bu noktada bazı önerilerle sözlerimi tamamlamak istiyorum.

1)Mevcut kulüplerin durumları iyileştirilmeli, kadro sağlanmalı ve malzeme yardımı yapılmalıdır.

2)Yeni kulüpler kurulmalı, bu konuda belediyeler ve özel sektör kuruluşları teşvik edilmelidir.

3)Güreşi cazip hale getirecek medya ve basınla ilgili çalışmalar başlatılmalıdır.

4)Güreşe yeni başlayan minik ve yıldız sporculara malzeme ve ekonomik destek sağlayarak onları güreşe ısındırmalı ve teşvik etmelidir.

5)Alt yapıda başarılı sporcu yetiştiren antrenör ve kulüpleri ödüllendirmelidir.

6)Minik ve yıldızlar Türkiye şampiyonalarında başarılı olan sporcular ödüllendirilmelidir.

7)Yaş gruplarında bölgesel ligler ciddi bir biçimde yapılmalı ve şampiyon takımlar ödüllendirilmelidir.

8)Güreşin okullara ciddi bir biçimde sokulması için Milli Eğitimle  ortak bir çalışma yapmak ve okullara her türlü malzeme yardımı ve minder temin edilmelidir. Ayrıca okullarda güreş kökenli bir çok beden eğitimi öğretmenlerine destek verilmediği için güreşle ilgilerini en aza indirmiş durumdalar. Buradaki beden eğitimi öğretmenlerinin güreşle ilgilenmesini sağlamalı ve tatilde güreş yaz okulları açılmalıdır.

9)Antrenör seçimi ve eğitimine özen gösterilmeli ve bazı kriterler getirilmeli, antrenörler yurt içi ve yurt dışı eğitimden geçirilmelidir.

10)Güreşe ilginin artması ve alt yapının güçlenmesi için güreşin özendirilmesi gerekir. Bu amaçla müsabakalardan önce minik güreşçilere cazip hareketlerle gösteriye yönelik güreşler yaptırılmalıdır.

11)Milli Takım seviyesinde alt yapıda ikili kamplar yapılmalı, yurt içinde ve yurt dışında müsabakalar çoğaltılmalıdır.

12)Miniklerin yıldızlarlarla ve gençler büyüklerle birlikte kamp yapmaları sağlanmalıdır.  

13)Yaş gruplarında yaş istismarını önlemeli, büyük ve yaşlı sporcuların müsabık olmaları engellenmelidir. 

14)Milli takımlarda sık sık antrenör değişikliğine gidilmemelidir. Zira istikrarsızlığa ve motivasyon eksikliğine yol açmaktadır.

15)Son olarak sponsorluk yasası mutlaka çıkartılmalı ve özel sektör imkanlarından, güreş ve güreşçiler yararlandırılmalıdır.

      Bu düşüncelerle sözlerimi tamamlıyorum. Bu kurultayın ve çalışmalarımızın Türk Güreşi’nin daha iyi yerlere gelmesine katkı sağlayacağını umuyor, hepinize saygılar sunuyorum.      

 

Oturum Başkanı Ata KARATAŞ: Sayın Öztürk’e konuşmasından ötürü çok teşekkür ediyorum. Değerli katılımcılar şimdi 4’üncü konuşmacımızı davet ediyorum buyurun sayın Hakkı BAŞER.

 

Konuşmacı: Hakkı BAŞAR

Greko - Romen Milli Takım Kaptanı-İSTANBUL

 

Konu: Güreşçilerin Sorunları

 

Sayın Başkanım, Değerli Konuklar ve Büyüklerim; ben öncelikle aktif ve şampiyon bir sporcu olarak arkadaşlarımı temsilen bu çok değerli toplantıya azda olsa bir katkıda bulunmak ve bazı sorunlarımızı sizlerin bilgisine sunmak ve anlatmak maksadı ile burada bulunmaktayım. Arkadaşlarımın sıkıntılarını burada gündeme getirme fırsatını bana tanıyan değerli büyüklerime teşekkür ederek konuşmama müsaadenizle başlamak istiyorum.

          Güreşçilerin sorunları derken aslında ben futbol gibi bazı branşlar dışında tüm branşlara ait sporcuların bir anlamda sorunlarına da değinmiş olacağım. Güreşçilerin sorunları nedir? diye bana bir soru sorulduğunda, ilk evvela aklıma gelen özellikle milli takımlar düzeyindeki sporcu arkadaşlarımın moral ve motivasyon sorunu gelmektedir. Herkes de bilir ki hiçbir güreşçi maç kaybetmek istemez. Her güreşçinin en büyük hedefi ve hayali şampiyon olmaktır. Ancak çeşitli sebeplerle maç kaybeden sporcu tek suçlu olarak gösterilir ve boy hedefi olur. Galip gelen ve şampiyon olan insana herkes sahip çıkar. Önemli olan kaybeden insanın yanında olabilmektir. Çünkü spor yarışmaları bir defaya mahsus değildir. Dünyada yenilmeyen sporcu pek nadirdir. Alınan başarısız netice sonunda bir konsültasyon yapılmalı, başarısızlığın her türlü sebepleri araştırılarak bir ikinci yarışmada o eksiklikler izole edilmeli ve başarı sürekli hale getirilmelidir. Sen yenildin, böyle maç mı olur, ben onu tek elimle yenebilirdim gibi kötü ve olumsuz tavırlarla dünyası yıkılan insanı, yapıcı tavırlarla motive ederek ona öz güveni tekrar kazandırmak lazımdır. Yenilenler de bizim sporcularımızdır.

         Değerli büyüklerim, her türlü spor branşında başarıyı getiren önemli şartlardan bir tanesi de amaca uygun tesislerdir. Bilindiği üzere yıllardır Türk güreşi otel odalarında kamp yapmaktadır. Bir çok yarışmaya, gerekli motivasyon çalışması yapılmadan ve çevrenin de olumsuz şartları ile hiçbir sağlıklı hazırlık devresinden geçmeden gidilmektedir. Gelişmiş birçok ülke, başarıyı sürekli hale getirmek için her türlü teknolojik imkanları sporculara tahsis etmekte ve sporcunun başarısını engelleyecek her türlü olumsuz pozisyonu ortadan kaldırmaktadır. Son yıllarda ülkemizde de bu yönde olumlu gelişmeler olmaktadır. Avrupa kıtasında en büyük genç nüfusa sahip olan Türkiye’mizin, yeterli tesisleşme ve teknolojik donanımla önümüzdeki dönemde büyük başarılara imza atacağı kanaatindeyim.

         Değerli büyüklerim, her türlü spor branşında başarıyı etkileyen en önemli bir diğer etken de, çalıştırıcı ve teknik heyetin isabetli seçilmesidir. Teknik ekipte yer alacak kişilerin mesleki formasyonu olan çağın gerektirdiği, bilgi ve beceriyi taşıyan sürekli araştırmacı olan insanlardan seçilmesi gerektiğini düşünmekteyim. Geçmiş yıllarda olduğu gibi, her gelen yönetim kendi adamını göreve getirdiği taktirde bunun zararını millet olarak maalesef hepimiz çekeriz. Bu yeni yönetimin çok adil ve liyakatli bir kadroyla, Türk güreşinin her branşını temsil edeceğine ben şahsen inanıyorum.

         Değerli büyüklerim, spor branşlarında başarıyı etkileyen bir diğer faktör de medyadır. Bilindiği üzere medyamız her zaman düzenli şekilde güreşe yer vermemektedir. Kırk yıl kar yağar bir gün av olur, misali bir sansasyonel haber olduğu zaman günü birlik yazılar yazılmaktadır. Yılın 365 gününü anne, baba ve sevdiklerinden ayrı olarak bir ideal uğruna hayatını kamplarda geçiren sporculara medyamız hiçbir moral ve motive edici katkıda bulunmamaktadır. Bu da tüm sporcuları üzmektedir.

Yeni yönetimin medya ile daha şeffaf ve sıcak ilişkiler içinde olacağını ümit ediyorum. Bunun yanı sıra bir başka problem olarak da federasyon yönetimi, teknik ekip ve sporcu arasındaki iletişimdir. Bir çok zamanlar şahit olduğumuz ve üzüldüğümüz bir çok olumsuz davranışlara şahit olduk. Yönetim görev verdiği teknik ekibe tam güvenmelidir. Dünyanın hiçbir yerinde teknik ekibin işlerine karışılmaz. Umarım, şimdiki yönetimimiz bu ilişkiyi çok iyi bir şekilde düzenleyecek ve özlenen birlik ve beraberliği yeniden tesis edecektir.

         Değerli büyüklerim, güreşçi kardeşlerimin bir diğer sorunu ise malzeme ve teknik ekipman noksanlığıdır. Bana göre güreş milli takımında, branşında uzmanlaşmış spor hekimi, fizyoterapist ve her türlü etüt ve analizi yapabilecek teknik cihazların kamp merkezlerinde bulunması lazımdır. Kısacası başarıyı negatif etkileyecek olumsuz şartların ortadan kaldırılması gereklidir. Bugün gelişmiş ve sporda bir hayli ileri gitmiş ülkelerde bu duruma şahit olmaktayız. Türk spor tarihinin en başarılı branşı olan ata ve ecdat yadigarı güreşimiz için devletimizin ne verse az olacağı kanaatindeyim. Çünkü güreş, desteğin en büyüğünü hak eden tek branştır.

         Türk güreşinin yıllardır başarılı bir grafik çizmesinde belirleyici faktörlerden birisi birlik, beraberlik ve disiplin gerçeği idi. Ben, benden büyük bir güreşçi ağabeyimi gördüğüm zaman ona saygılı davranmayı hayatım boyu bir borç bildim. Yeni nesil gençlerde bu davranışı ben görmedim. Ayrıca milli takım kamplarında sinema, tiyatro gibi herhangi bir sosyal aktivite olmamaktadır. Günde 5-6 saat antrenman, oda, spor salonu ve yemekhane çemberinde kamplarda hayat sürmektedir. Başarının en önemli etkenlerden biriside, moral ve motivasyondur. Moralli bir insanın hem çalışma verimi hem de performansı çok iyi olur. Son yıllarda güreş sporunu yapan arkadaşlarımızın büyük bir bölümü yüksek öğrenim görmüş bir nesilden gelmektedir. Uluslararası yarışmalarda yabancı dil bilmek sporcular için bir kazançtır. Sporcu ve hakemlerle ülke kültürünün dünyaya açılımını sağlamak açısından bunu bir noksanlık olarak görmekteyim. Bu nedenle kamplarda mutlaka güreşte lazım olan enternasyonal dil eğitimi verilmeli ve uzman insanların, spor hekimlerinin doping ihtiva eden ve sporcu sağlığını ciddi boyutta tehdit eden ilaçlarla ilgili her türlü bilgi ile sporcuları bilgilendirmeleri gerekmektedir. Yeni yönetimimizin bu hususları dikkate almasını önemle rica etmekteyiz.

         Değerli büyüklerim, sizlerin de taktir edeceği üzere Türk sporunda mali açıdan en zor durumda bulunan dal güreş sporudur. Kamu kuruluşlarının özelleştirilmesi sonucunda bir çok kulübümüz kapanmış ve birçok şampiyon olacak genç kardeşimiz işsiz ve başı boş kalmıştır. Türk güreşinin selameti açısından mutlaka kulüplerin sağlam kadro ve kuvvetli bir ekonomik pozisyonda tutulması lazımdır. Sporda başarı mutlaka iyi çalışma şartları, iyi beslenme ve sosyal güvence şartları sağlanması ile olacağı kanaatindeyim. 2001 yılı itibariyle güreşimizi devralan ve büyük bir özveri ile Türk güreşini omuzlamaya çalışan federasyonumuzun yukarıda zikretmiş olduğum konuları çözeceği kanaatindeyim. Yapılan bu kurultayın Türk güreşi ve Türk milletine hayırlı olması ve tarih boyu bizleri başarıdan başarıya taşıyan güreşimizin bu başarısının sürekli hale getirilmesi temennisi ile hepinize en derin saygılarımı sunuyorum ve teşekkür ediyorum.

 


 

Oturum Başkanı Ata KARATAŞ: Değerli üyeler şuanda son divan konuşmacısı olarak Vedat ERGİN Bey’e söz veriyorum.

 

Konuşmacı: Vedat ERGİN

Milli Takım Antrenörü, Şekerspor-ANKARA

 

Konu: Türk Greko - Romen Güreşinin Hedefleri

 

Bugünkü konumumu güreşe borçluyum. Hedef, güreşi en üst seviyeye çıkarmak olmalıdır. Dört yıl önce olimpiyatlarda rekor olan dereceler Sydney de birinci günde kırıldı. Buda gösteriyor ki bilim ve teknoloji çok hızlı ilerliyor ve bunlardan yararlanılmalıdır.

           Kamplarda sağlıkçı, malzemeci gibi görevliler olmalıdır.  Bizim zamanımızda milli takım antrenörü her şeyi yapar ve en son iş olarak da antrenörlük yapardı. Bir takım kısıtlamalarla karşı karşıya kaldık her zaman antrenörler ilaç yapımı, malzeme temini gibi konularla dahi ilgilenirlerdi.

         Türk güreşinin sorunları maalesef çok gözükmektedir. Sayın Remzi ÖZTÜRK çoğunu açıkladı. Bunlarda daha çok yönetimden kaynaklanan sorunlar mevcuttur. GSGM    yasalara  göre yönetiliyor. Güreşin mevcut önemli sorunlarını aşağıda olduğu gibi sıralamak mümkün gözükmektedir; (1) 1. derecede antrenör eğitimi ele alınmalıdır, (2) Göstermelik seminerle yapılıyor ve bunlara iş  olsun diye antrenörler gönderiliyor, (3) Seminerler gerçek ve bilimsel olarak yapılmalı ve bu seminerlere bu işi hak eden  genç insanlar gönderilmelidir, (4) İdarecilerin eğitimine de önem verilmelidir, (5) Bu işi bilen ve en iyisini yapmak isteyen insanlara görev verilmelidir, (6) Akademik kariyere sahip insanlardan yararlanılmalıdır, (7) Elit sporcu normları iyi düzenlenmelidir, (8) Hacettepe Üniversitesi ile imzalanan protokolün hızlanması sağlanmalıdır, (9) üniversitelerin sağlık ve kültür merkezleri ile ilişki kurulmalıdır, (10) kamplarda doktor bulunmalıdır, (11) kamplarda psikologlar bulunmalıdır ve bunlar göstermelik olmaktan uzak olmalıdır, (12) Ekonomik sorunlar  çözülmelidir, (13) Türk güreş antrenörlerine bir şahsiyet kazandırılmalıdır, (14) Sosyal sorunlar çözülmelidir, (15) bir dayanışma derneği kurulmalıdır, (16) Antrenörler derneği kurulmalıdır, (17) Sağlık sorunları çözülmelidir.

Bu güne kadar 22 GEM’de 560 sporcu çalışmakta ve 37 tanede antrenör görev yapmaktadır. Bu insanlar bir şeyler yapmaya çalışmaktadır. İlk olarak buralarda görev yapan antrenörlerin  ekonomik durumları iyileştirilmelidir. Genel merkez daha önce Aksaray’da  sporcuları topladı. Bu bana göre  Ankara, İstanbul, İzmir veya Bursa’da olmalıydı ve üniversitelerdeki psikologlardan  yararlanılmalıydı. Kulüplerin, kadro, sigorta ve ekonomik sorunları çözülmelidir diyorum. Herkese teşekkürler.

 

Oturum Başkanı Ata KARATAŞ: Değerli divan üyelerinin konuşmaları bitmiştir. Şimdi Sayın Sapunov aramızdan ayrılacağından ilk soruları Sayın Sapunov için almak istiyorum. Sayın Sapunov’a sorusu olan buyursunlar.

 

G. SAPUNOV’a Sorulan Sorular ve Cevapları :     

 

Soru - Kamil CESUR: Sayın hocam, Türkiye’de çalıştığı sürede elit seviyede antrenör yetiştirmesi için görev verilmiş midir? Bunu öğrenmek istiyorum.

Cevap – SAPUNOV: Bana güreş federasyonunun verdiği antrenörlerle ben çalıştım. Milli takım kamplarında, ama ayrıca bu antrenörle çalışacaksınız, bu antrenörü yetiştireceksiniz, diye görev verilmedi.    

Soru – Serdar KORKUSUZ: Şu anda en önemli gerçeklerden biri olan greko - romen güreşin dünya ve Türkiye’de daha sevilmesi için yapılan çalışmalarda FILA sürekli olarak değişiklikler içerisinde olduğu bir gerçektir. Bu gerçek doğrultusunda bizim greko - romen güreşin özellikle puan kaybetmemeye yönelik çalışmalarını, puan kazanma, daha aktif yönde geliştirme açısından düşünceleriniz ve görüşleriniz nelerdir?

Cevap – SAPUNOV: Arkadaşlar bu kurallar sık sık değiştiği için antrenör arkadaşlar kendilerini yenileyip ve bu kurallara çabuk şekilde adapte olmaları gerekiyor. Antrenörlerin  bunu hissetmesi lazım. Başka yolu yok.

Soru – Mithat BOZKURT: Sapunov Türkiye’deyken yeni bir sistem getirdi, başarılı olduk. Ben de kendisiyle çalışma şansı bulduğum için kendi kulübümde de bu sistemi uyguluyorum. Şunu merak ediyorum; Türkiye’den ayrıldıktan sonra Yunanistan, Bulgaristan ve Kazakistan’ı çalıştırdınız. Aynı başarıyı yakalayabildiniz mi?  Hakkı Başar’a sorum ise; siz bu sistemle şampiyon oldunuz. Sapunov gittikten sonra bu sistemde kopukluk oldu mu?

Cevap – SAPUNOV: Yunanistan’da bu sistem üzerinde çalıştım. Yalnız gençlerde başarılı oldum. Halkı başka yapıda. Yunanistan halkı çalışmak istemiyor. Oysa burada çocuklar çok yetenekli ve istekli. Kazakistan’da başka bir problem var. Çok tecrübesizler, psikolojik olarak bitmişler çalışmak istemiyorlar.

Cevap Hakkı BAŞAR: Tabii ki Sapunov Hocanın sistemiyle bir yerlere geldik, şampiyon olduk.

Soru – İbrahim ŞAHİN: Türkiye’de çalıştıktan sonra başka ülkelerde de çalıştınız. Türk sporcularla oradaki sporcuların anlama kapasitelerinde bir farklılık var mı acaba?

Cevap – SAPUNOV: Ben bu soruya değer veremem. Değişik insanlar var. Yalnız Türkiye’de yetenekli çocuklar var. Türkiye’de çok imkan var.

Soru – İbrahim YILDIRIM: Türkiye’de kendi döneminden sonra kendi sistemini yönlendirecek, geliştirecek antrenörler var mı?

Cevap – SAPUNOV : Bizde Rusya’da bir atasözü vardır. “Dünyada her insanın yeri vardır” derler. Bu soruya cevap verecek yetenekte değilim. Burada birçok antrenörler var. Benim kendi değerlendirmem var. Bunu arkadaşlarımın karşısında söyleyemem.

 

Oturum Başkanı Ata KARATAŞ: Çok teşekkürler ediyorum arkadaşlar Sayın Sapunov’a hayırlı yolculuklar diliyoruz. Şimdi değerli arkadaşlar söz alıp konuşmak isteyen arkadaşlarımıza beş dakikalık konuşma süresi veriyorum. İlk konuşmacımız Sayın Necdet UÇAR Beyefendi. Buyurun Sayın UÇAR.

 

Necdet UÇAR’ın Konuşması:  Ben 1949 yılında güreşe başladım, 1989’da bıraktım. 20 sene milli takım antrenörlüğü yaptım. Eşofmanı sırtımdan hiç çıkartmadım. Ben kimseyi tenkit etmeyeceğim. Biz Avrupa şampiyonasına giderken, 25 gün kamp yapardık. Şimdi bakıyorum 365 günün 262 günü kamp yapılmaktadır. Yani biz kendi antrenörlerimizi sürekli yeriyoruz, sanki bu ülkede hiç antrenör yok gibi. Ben buraya eski arkadaşlarımı görmeye geldim ve çok mutlu oldum. Hepinize teşekkür ediyorum.

      

Oturum Başkanı Ata KARATAŞ: Bizlerde değerli hocamıza teşekkür ediyoruz. Şimdi sözü Sayın Salih BORA’ya veriyorum. Buyurun sayın Bora.

 

Salih BORA’nın Konuşması: Değerli hocalarım, kıymetli büyüklerim ve arkadaşlarım. Ben acizane olarak milli takım antrenörleri ve milli takım kampları ve de müessese kulüplerinin sorunlarına değinmek istiyorum. Müessese kulüpleri senelerdir Türk güreşinin lokomotifi olmuş ve peşinden sürüklemiştir. O dönemlerde de %100 milli takımı oluşturan sporcular da, bu müessese kulüplerinden gelmektedir. Bunun haricindeki ihtisas kulüplerinden de güreşimize takviyeler olmaktadır. Müesseselerimiz bu son dönemlerde iyice geriye gitmiş ve bitme aşamasına gelmişlerdir. Özel sektöre pek cazip gelmeyen güreş, eğer kamu sektörlerinden de ilgi görmezse bitme aşamasına gelmektedir.

         Milli takım antrenörleri konusundaki düşüncelerimi sarf etmek istiyorum. Milli takım antrenörlüğünde kademe aranmadığı için 1’inci kademe antrenör olan bir antrenör bile milli takımlarda görev isteyebilmektedir. Bu kademelerin ayrılarak hangi kademedekilerin hangi görevleri alabileceği derecelerine göre belirlenmesi gerekir. Milli takım antrenörlüğünün milli takım güreşçileri karşısında en çok zorlandığı konuların başında maddiyat konusu gelmektedir. Güreşçilerimizin ki ise eskiye nazaran çok iyi duruma gelmiştir. Türkiye’de güreş antrenörlerinin hiçbir statüsü yoktur. Federasyon başkanlarının iki dudağı arasından çıkacak cümlelere bağlıdırlar. Sözleşme yapmak veya teknik direktörlerle anlaşma yaparken kendi grubunu hazırlaması imkanı çok az rastlanan bir durumdur. Antrenörün onuru yoktur. Fakat sporcular başarı elde ettiği zaman başarı ona lanse ediliyor, başarısızlık durumunda ise antrenöre yöneliyor. Günümüzde tek bir kişi başarı elde edemez, bu bir ekip işidir. Antrenörlük büyük özveri isteyen bir meslektir. Önemli bir konu da, antrenörlüğün eğitimidir. Şampiyon olmuş bir sporcu hemen milli takımda bir görev istemektedir. Ancak antrenörlük bir eğitimle yapılmalıdır. Milli takımla ilgili görüşlerim ise, özellikle son dönemlerde uluslar arası yarışmalarda başarılı olmamızın nedeni, sistemli bir kamp çalışmalarının sonucudur. Antrenmanlar sık ve yoğun geçmektedir. Kampta 30-40 sporcu bulunmaktadır. Kamplardaki en önemli problemlerden birisi, sosyal etkinliklerin olmamasıdır. Dinlediğiniz için teşekkür ediyorum.

 

Oturum Başkanı Ata KARATAŞ: Sayın hocamıza da teşekkür ediyoruz. Şimdi arkadaşlar sırada Sayın Seçkin SARUHAN var. Buyurun sayın Saruhan.

 

Yzbş. Seçkin SARUHAN’ın Konuşması: Değerli konuklarımız, saygıdeğer federasyon yetkililerimiz, bir konuda dikkatinizi çekmek istiyorum. Türk güreşinin sorunları belli, bunları tekrarlamaya gerek yok. Milli takımların durumu, tesis sorunu, GEM’lerin durumu, bunlar belli başlı sorunlarımızdır. Bundan sonra belli konulara değinmenin yanlış olduğunu düşünüyorum. Sorunlarımızı çözümleriyle birlikte dile getirmeliyiz. Bizim antrenörlerimiz eğitim amaçlı birçok yere (yurt dışına) gitmiş fakat bir fayda sağlayamamıştır. Diğer bir konu hiçbir teknik adam başarısızlığı istemez, başarı sporcunun kendisinden başlayıp herkesi kapsamaktadır. Son olarak hiç kimse sorunları istemez. Sorunlarımız gerçek ama sonuçları halledilmemektedir. Gerçekçi çözümler bulunamamaktadır. Bunlar hayali olarak kalmaktadır. Güreşin neresinde olduğu belli olmayan insanlarla çözüm üretmemiz mümkün değildir. Çözüm üretecek insanlar Türk güreşinin kulüplerinde ve GEM’lerindedir. Hepinize çok teşekkür ediyorum.

 

Oturum Başkanı Ata KARATAŞ: Sayın Saruhan’a çok teşekkür ediyoruz. Şimdi Sayın Ömer SUZAN Beyefendiyi davet ediyorum buyurun efendim.

 

Ömer SUZAN’ın Konuşması: Değerli hocalarım, değerli antrenör arkadaşlarım ve değerli federasyon yetkilileri, ben bilindiği gibi yıldız milli takımda 3 yıl görev yaptım. Genelde alt yapı yok deniyor, ama çok yetenekli sporcularımız mevcut. GEM’lerdeki hocalar rahat çalıştırılmıyor. Kulüplerimizde birçok genç sporcumuz var. Akademisyen olmuş, genç bir sürü antrenör arkadaşlarımız var. Bunlardan bir ekip oluşturularak, bunların başına bir ağabey gibi veya bir arkadaşlarını getirerek onu da bir as başkana bağlayarak en az bir hafta kalacak şekilde GEM’lere gidilip oradaki çalışmayı yerinde görmek, hem de dertlerini birebir dinleyip, anında getirip federasyona ileterek acil çözüm bulunması gerekiyor. GEM’lerin acilen bir yapılanmaya ihtiyacı vardır. Yatağından, yorganından, dolabından tutun birçok şeyinin yenilenmesi gerekiyor. Güreşin alt yapısı GEM’lerdir. Beni dinlediğiniz için teşekkür ederim.

 

Oturum Başkanı Ata KARATAŞ: Sayın Ömer Suzan Hocamıza da teşekkür ediyoruz. Buyurun Sayın Mehmet ÖZDEMİR.

 

 Mehmet ÖZDEMİR’in Konuşması: Konuşmama başlarken hepinize saygılar sunarım. GEM dedik hep, hep problem, problem, problem. Beslenme bir tanesi. Çocukların beslenmeleri, aşçının saat beşte mesaisi bitiyor. Çocuk zaten saat beşte okuldan geliyor. Beşten sonra mutfağa girmekte yasak. Ne yiyecek bu çocuk soruyorum size. Gidip bir bisküvi olacak, onu yiyecek. Antrenmana gelecek onunla, sonra yetersiz beslenme ve hepimizin bildiği mazeretler. GEM’lerdeki hocalara sormak istiyorum, çocuklara aylık ne kadar maaş veriliyor. Bunun cevabını almak istiyorum. Anlaşılan hocalarımız verdiği cevaba göre GEM müdürünün inisiyatifine kalmış bir şey, isterse verir istemezse vermez. Anlaşılan maaş yok. 150 bin lira okul parası değil. Onunla okula mı gidecek, yoksa karnını mı doyuracak? En küçük şehirde dolmuş parası 300 bin liradır. Giydiği ayakkabıya bakıyorum, sanki 10 yıldır değişmemiş ve çok eski görünüyor. Genel müdürlüğü falan suçlamıyorum. Malzemelerde çalınma var diyorum. Açıkça söylüyorum, suçlamıyorum ama çalınma var, ya da alınmama var. Aylık maaşların yetersiz ve idari mekanizma iyi çalışmıyor. Eğitim merkezleri ve GEM’ler bir şube müdürlüğüne bağlanıyor. Şube müdürü güreşi seviyorsa, ilgileniyor, bir şeyler yapmaya çalışıyor. Bir hocamla konuştum. Daha doğrusu bu hoca doğuda bir yerde görev yapıyordu. Çok üzüldüğümü belirttim. O hoca bana “sıcak suyu veya kaloriferi açtırmam için, orada çalışan görevliye rüşvet vermem gerekiyor” dedi. Düşünebiliyor musunuz arkadaşlar. O hoca eğer görevliye hediye alabiliyorsa, kaloriferi ve duşu açtırabiliyormuş. Peki buradaki görevlinin asli hizmeti nedir? Niçin bu görevini yerine getirmiyor. Aynı hoca bir başka GEM’e yine antrenör olarak gitmiş. Orada da bağlı olduğu şube müdürünün inisiyatifine kalarak iyileştirme yoluna gidebiliyormuş.

         Bir başka konu, GEM’lerin hocalarına verdiği maaştır. Şimdiye kadar sorup öğrendiklerime göre, bu antrenörlere 100-200 milyon arasında maaş verildiğidir. Hocalar aldığı bu cüzi miktardaki maaşlarından bir kısmını da öğrencilere vermek zorunda kalıyorlar. Soruyorum size; bu antrenörler GEM’in sporcularını mı besleyecek, yoksa evine, ailesine mi bakacak? Onu da merak ediyorum. Yani benim burada teklifim, GEM’lerin de çalışan antrenörlerin maaşlarının iyileştirilmesidir.

         Diğer başka konu ise, az önce söylemiştim, GEM’lerde uygulanan antrenman programıdır. Az önce bazı büyüklerimiz dedi ki “bu antrenman programı için akademisyenlerden faydalanılsın" bana göre çok doğrudur. Üniversitelerimizde güreşten gelme belli bir kariyer sahibi arkadaşlarımız var. Yardımcı doçent, doçent ve profesör  gibi. Bunlardan bazılarının alanı antrenman bilgisidir. İşte bunların oluşturacağı bir “Bilim Kurulu” olmalı ve bu kurulda ortak bir antrenman programı yaparak tüm GEM’lerde uygulanmalıdır. Bu programlar GEM’lerde bulunan güreşçi çocukların testlerinin sonucuna göre olmalıdır. Sapunov hocamın dediği gibi, bu testlerin sonucuna göre çift antrenman programı hazırlanmalıdır. Bu programların tek tip olmasına dikkat edilmelidir. Bu GEM öğrencilerinin test kontrolleri üç ayda bir yapılmalıdır. Başkanımız Sayın ŞANSAL’ın dediği gibi; altı ayda bu periyotlar yine testlerle kontrol edilmelidir. Çünkü buna göre bir gelişme olup olmadığı somut bir şekilde belli olsun. Hepinize beni dinlediğiniz için teşekkür ederim.

 

Oturum Başkanı Ata KARATAŞ: Arkadaşlar, konuşmacılar beş dakikayı aşmamaya dikkat ederlerse memnun olurum. Aksi halde elimde bulunan listede beş kişi talepte bulunmuş, sadece bunlara söz veririm. Sırasına göre ve süreye uygun olarak konuşsunlar. Şimdi sırada bulunan Şanlıurfa bölgesinden Sayın Arif KISACIK’ı konuşması için kürsüye çağırıyorum. Buyurun Sayın KISACIK.

          

 

Öğr.Gör.Arif KISACIK’ın Konuşması: Sayın hocalarım, değerli arkadaşlar ve değerli katılımcılar. Böyle bir otelde ağırlanmak, böyle bir otelde yemek yemek, herkesin arzu ettiği bir şeydir. Fakat bunu rüyasında dahi göremeyen birçok insanımız mevcuttur. Tahmin ediyorum 100-300 milyar liraya yakın bir masraf edilmiş. Bu masrafa, Şanlıurfa’ya bir Güreş Eğitim Merkezi kurulabilir. Ben bunu bir iyi niyet temennisi veyahut hüsnü zan olarak değerlendiriyorum. Yani Sayın Şansal’ın bu talebi yerine getireceğini düşünüyorum. Ben Şanlıurfa Harran Üniversitesinde öğretim görevlisiyim. Orada bazı problemlerle karşılaştım. Özellikle Gençlik ve Spor İl Müdürlükleriyle ilgili. Öyle tahmin ediyorum İl Müdürlüğüyle ilgili bu tür problemler Türkiye genelinde yaşanıyor. Benden önceki konuşmacılarda buna değindiler. Yine Vedat hocamın da belirttiği gibi, sadece antrenörler eğitimden geçmemeli; bunların yanı sıra idareciler de eğitilmeli ve kendilerini yenileyebilmelidirler. Güreş, iki kişinin görünürde olduğu gibi birbiriyle sadece güreş tutması değildir. Bu sporu yapmanın ve yapabilmenin birçok sebebi vardır. Bunlar; psikolojik, sosyolojik olabilir. Biraz önce söylendiği gibi doğu illerindeki sorunlardan bir tanesi de yönetici sorunudur. En önemlisi bunların, bu illerin insanlarının gelir düzeyi oldukça düşüktür ve insanlar fakirdir. Güreşçiler de maalesef fakir aile çocuklarından çıkmaktadır. Yine maalesef güreşçiler fakir insanlardır. Hepimiz bu camianın çocuklarıyız. Kimin babası trilyoner veya katrilyoner. Hepimizin durumu bellidir. Bu durum doğuda hat safhadadır. Eğer bu bölgenin insanlarına biraz imkan tanınırsa Türk güreşine büyük katkılar sağlayacaklardır.

         Yine Mehmet ÖZDEMİR kardeşimiz “GEM’lerin Gençlik Spor İl Müdürlüklerine değil de, Güreş Federasyonuna bağlanması gerektiğini” söyledi. Eğer İl Spor Müdürlüklerine bağlı olarak devam ederse çok büyük problemlerin yaşanmasına devam edilecektir. Spor İl Müdürlüklerinde görevli veya idareci olan birçok insanların kapasiteleri yüzünden oralarda spor yaptırılamamaktadır. Örneğin, bir spor salonuna bizler dahi giderken endişe duyuyoruz. Acaba bize spor yaptırırlar mı? Yoksa yaptırmazlar mı? diye. Çoğu zaman salonlardan birçok bahaneler yüzünden geri dönüyoruz. Bugün burada bu veya şu etkinlik var, veya temizlik, boya, badana gibi bir çok neden söylüyorlar, antrenman yaptırmıyorlar. Dolayısıyla GEM’lerin federasyona bağlı olması, çok iyi olacağı kanaatindeyim.

         Önümde yazılı birçok notun tamamını söylemiyorum. Çünkü benden önceki  arkadaşlar aynı konulara değindiler. Söyleyeceklerim bu kadar, hepinize saygılar sunuyorum.

 

Oturum Başkanı Ata KARATAŞ: Sayın Arif Kısacık Bey’e teşekkür ediyorum. Şimdi sıra Hüseyin ÇADIRCI Bey’de, buyurun efendim.

 Hüseyin ÇADIRCI’nın Konuşması:

         Ben Şanlıurfa Güreş İhtisas Kulübü başkanı, aynı zamanda Balıklıgöl’ün muhtarıyım, aynı zamanda bir siyasi partinin gençlik kolları başkanıyım. Öncelikle bütün büyüklerime, şampiyonlara saygılarımı sunuyor, kurultayın hayırlı geçmesini temenni ediyorum. Ben üç başlık altında konuşmak istiyorum.

         Türkiye’de güreşin iyi bir yere gelebilmesi, uluslararası arenalarda şampiyonlar çıkarıp, takım olarak şampiyon olabilmemiz konusunda üç ana temadan bahsedeceğim.

Birinci olarak, okullara eğilmemiz lazım. Bakanlar Kurulundan çıkarılacak bir yasayla bütün okullarda güreş takımlarının kurulması zorunlu olmalıdır. Bu şartı, değerli mebuslarımız bir an önce kanunlaştırmalıdır. Bu konu güreşin alt yapısı veya potansiyelini halletmiş olur.

İkinci olarak, yerel idareler, yani belediyelerin de takım kurmak zorunluluğu yine mecliste yasalaşmalıdır. Burada konuşulanlar sümen altı edilmeden, ciddi bir şekilde konuyu mecliste ele almalılar. Yoksa bu iş lafta kalır. Bu konuda yasal bir zorunluluğun gerekli olduğu kanaatini taşıyorum. Bunlar yapıldığı sürece güreşte başarıya ulaşırız.

Üçüncü olarak, Federasyonumuz Türkiye’yi güreşte bölgeleşmek adına sekiz bölgeye ayırmıştır. Bizim bundan haberimiz olmadı. Bu konuda federasyon neyi kriter aldığını bilemiyorum. Ama, bazı bölgelerin isabetli olmadığını duydum. Nüfusu bir milyona varan ve çok sayıda şampiyonlar çıkaran bölgeler dururken, 150 bin nüfuslu bir ile bölge temsilciliği verildiyse, bu bir hatadır. Bu konu üzerinde, sayın federasyon başkanının yeniden düşünmesini ve buna göre bölgelerin yeniden tespit edilmesini istiyorum. Bu konu mutlaka yeniden analiz yapılırsa başkanımıza minnettar kalırız.

         Buraya gelmişken bizim Şanlıurfa’nın bazı problemlerini dile getirmek istiyorum. Bizim bu ilde sekiz sene önce kurduğumuz bir Güreş İhtisas Kulübü bulunmaktadır. Bu, ilimizde sadece üç kişinin sırtında gitmektedir. Bunlar güreşle ilgilenmez ise Şanlıurfa’da güreş bitti demektir. Biz bu sene 2’nci ligden çekildik. Sebep neydi derseniz efendim, federasyon perşembe günü bize bildiride bulunuyor. Benim sporcularımın hepsi öğrenci, cuma günleri tartı var, Cumartesi maçlar oluyor. Yani ben sporcuyu perşembe gününden okuldan alacağım, İstanbul’a veya başka bir İle götüreceğim ve Pazar günü Urla’ya getireceğim. Bu haftalarca devam edecek arkadaşlar. Söyleyebilir misiniz? Bu zor şartlara bir de maddiyatsızlığı eklerseniz bu işin altından nasıl kalkılır? Benim sporcularımın hemen hepsi devamsızlıktan okulda kaldı veya atıldı. Diğer bir konu da maddi imkansızlık ki bu durum beni kahrediyor. Örneğin, güreşçilerime ufak birer hediye alabilmek için şu ticaret odası, bu sanayi kapısı velhasıl kapı kapı dileniyoruz. Çok iyi bir ödül yönetmeliği çıkarılması lazım ki bu dilenme işinden vazgeçelim. Utanıyoruz arkadaşlar. Bir dünya şampiyonu güreşçinin en azından 3’üncü lig futbolcusu kadar maddi imkana sahip olabilmesi gerekir. Güreşçinin neden kıymeti bilinemiyor, anlamak çok zor. Kurultayın başarılı olmasını arzu ediyor, herkese saygılar sunuyorum.

 

 Oturum Başkanı Ata KARATAŞ: Sayın ÇADIRCI Bey’e teşekkür ediyorum. Sırada bulunan konuşmacı, Sayın Nuri KILIÇ Bey’i kürsüye davet ediyorum.

          

Nuri KILIǒın Konuşması:

        Ben Gazi Beden Eğitimi Öğretmenliğinden mezun oldum. Altı yıl beden eğitimi öğretmenliği yaptım. Bundan sonra Yozgat’ta Spor İl Müdürlüğünde on yıl şube müdürlüğü yaptım ve fiilen orada bulunan güreş eğitim merkezine katıldım. Beş yıldır da GSGM Spor Eğitim Daire Başkanlığında çalışmaktayım. Burada da spor eğitim ve güreş eğitim merkezlerine bakmaktayım. Yani güreş eğitim merkezlerinin açılışından, öğrenci alımından ve atılımından, denetlenmesinden sorumluyum. Kurultayın hayırlara vesile olmasını diliyor saygılar sunuyorum.

         Şimdi öncelikle, Vedat Ergin hocamın bir sorusu var. Yanlış anlamadıysam “GEM’lerin merkezi, niçin Ankara veya İstanbul gibi büyük illere değil de, Aksaray’a kuruldu” gibi bir sorusu var. Vedat hocam doğru mu? Vedat Ergin cevap veriyor ”evet doğru”. Şimdi şöyle açıklayayım, ben Artvin Öğretmen Lisesinde okudum. O dönem taşra öğretmen liselerinde çok başarılı olmuş öğrenciler Ankara veya İstanbul fen liselerine yatay geçişle alınırdı. Bizler de okurken hep bunun hesabını yapardık. Şimdi biz zaman zaman GEM antrenörleriyle Kayseri’de bir araya geliyorduk. Bu araya gelişler seminer şeklinde oluyordu. Bu antrenörlerin şikayetlerini veya temennilerini alıyorduk. Özellikle de Kayseri’den örnek vereyim Cuma Güzel, Mahmut Gürüz ve Ali Oğuz Gürsoy şampiyon olmuş birer sporculardı. Çocuk diyordu ki “benim burada artık rakibim yok”. İstişare sonucu önce Kayseri’ye karar verilmişti. Daha sonra Aksaray’a çevrildi. Amaç; burada altı sene okumuş ve bıkmış bir çocuğa, başka bir ilde okuma imkanı ve heyecanı tanımaktı. Ayrıca, bu işi tatlı bir rekabete dönüştürüp, öğrencileri bir merkeze götürebilmede yarıştırmaktı. Amasya’da bu iş için düşünülmüştü. Bu arada Kayseri  ve Amasya illerindeki eğitim merkezlerine gidilip kontrol edildi. Bu iki ilin de eğitim merkezleri binalarının merkez binası olabilme vasfına haiz olmadıkları anlaşıldı. Bu arada Aksaray’da bir eğitim merkezinin yeni yapıldığı bildirildi. Buraya giden arkadaşlar, bu binanın Merkez GEM için müsait olduğu bildirildi. Ayrıca da, bildiğiniz gibi Aksaray İl Müdürü Nuri Öcal’ın güreşin içinden geldiği de bilinmekteydi. Nuri Bey’e durum iletildi. Nuri bey Vali ile görüşüp müsaade alarak, Ankara’ya bildirecekti. Vali izin verdi ve orası Merkez GEM oldu. Şu anda GEM’lerinin 52 elit sporcusu orada bulunmaktadır. Oraya 300 milyar Türk lirası para gitti.

Şimdi arkadaşlar diyor ki: “GEM’ler çoğaltılsın”. Ne oldu? İşte Aksaray’a 52 kişilik bir GEM açılmış oldu. Diğer okullar yine aynı sayıda sporcu alacaklar. Aksaray’a çok iyi iki antrenör olan Mehmet Biçici ve Hüseyin Çolakoğlu görevlendirildi. Şimdi buraya kadar gelindi. Oradaki antrenörlere şube müdürleri, şube müdürlerine il müdürü, il müdürüne vali, valiye Ankara yardımcı olacak ve bu iş böyle devam edecek. Bu işler böyle devam etmelidir. Benim ne konuştuğuma bakmayacaksınız. Ne iş yaptığıma bakacaksınız. GEM’lerin bizim tespit ettiğimiz 16 maddelik sorunları var. Bu problemleri aşmak için bütçe lazım. Biz gerekli bütçeyi hazırladık. Ancak, bu bizim istediğimiz gibi olmadı. Problemde budur işte. Bu kurultay çok güzel geçiyor. Yapılması gereken birbirimize destek olmak, eldeki imkanların ölçüsünde olabildiğince hizmet vermek, özveride bulunmak gerekmektedir. Birbirimize destek verip, sırt sırta mücadele verirsek, birçok problemi aşarız. Devletimizin imkanı ancak budur. Gönül isterdi ki daha fazla olsun. Olmayınca elimizdeki ile yetinmek zorundayız. Seçkin hocayla Eskişehir’e gittik, oradaki antrenörün ilgisini ve isteğini gördük. Eskişehir il müdürünün istememesine rağmen oraya eğitim merkezi açtık. Samsun’a eğitim merkezini denetlemeye gittik. Oranın il müdürü ile sohbet ettik. Bize, “hocam buraya gelen denetçiler sanki amirim gibi davranıyorlar. Halbuki sizlerle ne güzel anlaşıyoruz” dediler. Buralara da dikkat etmemiz gerekiyor. Konuşmama son verirken, kurultayın tekrar hayırlı ve uğurlu olmasını dilerim.

 

Oturum Başkanı Ata KARATAŞ: Sayın Nuri Kılıç beye teşekkür ederim. Sayın Mehmet ÖZSOY’u davet ediyorum. Buyurun efendim.

 

Mehmet ÖZSOY’un Konuşması: Ben Erzincan Şeker’de çalışan eski milli bir güreşçiyim. Erzincan Şekerspor kulübünde 1977 yılından beri greko-romen güreşini ayakta tutmaya çalışıyoruz. Konumuz greko - romen güreş olmasına rağmen bakıyorum konuşmacılar bu konuya pek girmediler. Biz 1977’den 1988’e kadar greko - romen stilde ve 1 ve 2’nci ligde hep yer aldık. Bu zaman zarfında başımıza gelen amirlerin güreşe bakış açılarına göre inişli çıkışlı dönemlerimiz oldu. Şu anda Şeker Fabrikaları Genel Müdürlüğünün Ankara dışında güreşi bitirmek üzere olduğundan endişeli ve dertliyiz. Buna rağmen bizler bulunduğumuz yerlerde bir şeyler yapma gayreti içindeydik. Maalesef federasyon ligleri yaparken coğrafi konumları hiç dikkate almıyor. Eğer liglerin yapılmasını istiyorsan bazı katkılarda da bulunman gerekir kanaatindeyim. Güreş ligini oluşturan heyetin bu durumları göz önünde bulundurması gerekir. 27 Şeker Fabrikalarından sadece Turhal, Ankara ve Erzincan ayakta kalabilmiştir. Bende geçen sene İstanbul kulüpleriyle eşleştiğim için ve coğrafi olarak uzak konulduğumdan tepki gösterip liglerden çekildim. 20 senelik bir işletme olmasına rağmen aslında şu zamanki dönem en parlak dönemimizdir. Müessesemize çok güzel bir güreş salonu yapıldı. Bizde orada vatanı milleti seven temiz insanlar yetiştirme gayreti içindeyiz. Aynı, dört yılda milletvekili seçimlerinde olduğu gibi, federasyon başkanlıkları seçimlerinde de çok sayıda telefonlar alıyoruz. Halbuki, bizler orada 20 yıldır çok uğraşlar veriyoruz. Bizler, inanıyoruz ki federasyon başkanları müessese müdürlerimizi arasalar, onlarla iyi bir diyaloga girseler, bizim orada yaptığımız hizmetler güreş adına kat kat artacaktır. Şu anki müessese müdürümüz aransa, bu müdüründe biz güreşçilere, çok katkı ve destekte bulunacağından eminim. Ama o müdürleri arayıp soran olmadıkça, onlar da güreş olayına soğuk bakıyorlar. Ben dört senede bir değil de, hiç olmazsa denetleme bakımından da olsa oralara gelmeleri, bizleri sorup dilek ve temennide bulunmalarının dahi çok katkı sağlayacağı kanaatindeyim. İl temsilcilerinin güreşe katkıları olabilir. Biz Erzincan’da maddi açıdan çok iyi bir il temsilcisi seçtik. Kendisi Erzincan milletvekilinin danışmanıdır. İsteseler bir takım kuracak imkana sahiptir. Çünkü mağazalar zinciri vardır. Federasyonunda bu tür temsilcileri iyi değerlendirmesi gerekir. Bunu not defterlerine kayıt etmelidirler. Bizler doğuda olmamıza rağmen greko - romen güreşe ağırlık veriyoruz. İnşallah, yıldız ve miniklerde çok iyi greko - romenci güreşçiler çıkaracağız. Bu imkanlar yavaş yavaş gelmektedir.

         Vedat hoca Ankara’da olmasına rağmen Şeker Sporla ilgili birçok şikayette bulundular. Neden Malatya, Erzurum, Kayseri ve Erzincan’da bulunan kulüpler kapandı. Bizim taşrada olan kulüplerin çok ağır problemleri var. Ankara’da bu bizim zor durumlarımızı birilerinin dile getirip destek olması lazım. Vedat hoca Erzincan’dan milli takıma neden antrenör gelmedi deyip, ilgili yerden bir telefon açtırabilirdi. Ankara’da bulunan arkadaşların sızlanmaya bizim kadar ihtiyacı yoktur. Buradaki tesisler ile bizim tesislerin kapasiteleri her yönüyle aynıdır. Ancak, buradaki imkanlar Erzincan’da yoktur. Biz Ankara’nın her yönüyle desteğini bekliyoruz. Buna gerçekten ihtiyacımız var. Beni dinlediğiniz için hepinize teşekkür ederim.

 

Oturum Başkanı Ata KARATAŞ: Mehmet Bey’e teşekkür ediyorum. Seyfi Bey mesajı aldınız herhalde, buyurun.

          

Seyfi KARADAVUT’un Konuşması:   Ben Kayseri’den yetiştim. 20 senedir bu bölgede antrenörlük yapıyorum. Benim şu anda karşımda oturan değerli hocalarım Sayın Müzahir Sille, Necdet Uçar, İsmail Ogan ve Turan Koçak’tır. Bu hocalarımdan almış olduğum derslerle Türkiye çapında iyi veya kötü bir yere kadar geldik. Ancak, milli olamadık. Birçok sakatlıklar geçirdim. Bir köylü çocuğuyum. Sizlerin öyle alkışlarına mahzar olmak benim için çok önemlidir. Teşekkür ediyorum. GEM Kayseri’ye 1995 yılında açıldı. Diğer GEM’ler bizden beş yıl önce açılmıştı. İlginçtir ki bizim GEM’in öğrencileri, okulların açılmasından bir buçuk ay sonra Kırşehir, Nevşehir, Kayseri ve Malatya’dan diğer GEM’lere girememiş öğrenciler arasından seçildi. Buradan hepinizin dikkatini çekiyorum. Yani, bu dört vilayet arasından seçtiğimiz bu öğrencil